DECAMERON-84 (Yetmiş Dokuzuncu Hikâye)

D

     Her gün Floransa’ya Manalyo’dan insan taşınır. Bir gün Simon namında bilgisinden çok parası bol olan bir hekim, doktor şapkası başında, kırmızı mantosu üstünde olarak Floransa’ya geldi ve Kohanre sokağında bir ev kiraladı. Bu adamın bir huyu vardı, gelip geçenlere kim olduklarını sorardı. Buruno ve Bufola isminde iki ressam da o civarda otururlardı. Pek keyifli bir hayat sürerlerdi. Onun için doktor, haklarında soruşturma yaptı. Fakir ressam olduklarını öğrendi. Şu halde böyle yaşamak için onların başka bir gelir kaynakları olması lazımdı. Hekim bu maksatla Buruno ile tanıştı. Buruno hekimin saflığını anlayarak onunla eğlenmeye karar verdi. Hekim de bu dostluktan memnundu. Onu sık sık yemeğe davet etti.
     Bir gün kazanç kaynaklarını merak ettiğini söyledi. Buruno adamla iyice eğlenmek için: “Efendim,” dedi. “Bunu kimseye söylemezdim. Ama sizin sır saklayacağınızı bildiğim için size söylerim. Ben ve arkadaşım sanatımızla ve diğer gelirlerimizle böyle müreffeh yaşayamayız. Başkalarına zarar vermeksizin para kazanma usullerimiz var.”
     Hekim bu usulün ne olduğunu sordu. Buruno: “Ama bu istediğiniz fazla,” dedi. “Bu çok büyük sırdır. Elimizden kaçırırsak hayatımıza mal olur!” Hekim; “Emin ol!” dedi. “Senden ve benden başka kimse bilmeyecek.”
     Bunun üzerine Buruno: “Size güvenim ve sevgim o kadar fazla ki ricanızı reddedemem. Size bunu da söyleyeceğim. Su şartla ki kimseye anlatmayacağınıza yemin edeceksiniz.” Hekim yemin etti. Buruno anlatmaya başladı:
     “Bir müddet önce şehrimizde Mikail isimli İskoçyalı bir büyücü vardı. Benden ayrılırken ısrarım üzerine talebesinden ikisini burada bıraktı. Bunlar herkese aşk ve ticaret işlerinde yardım ediyorlardı. Şehri o kadar beğendiler ki, buraya yerleşmeye karar verdiler. İlk iş olarak 25 üyesi olan bir dernek kurdular. Bu dernek ayda iki defa belli bir yerde toplanırdı. Bu toplantılarda herkes arzularını bildirir ve bu arzular hemen o gece gerçekleşirdi. Bufola ile ben de onlarla dost olduk. Toplandığımız yer muhteşem bir saray. Erkek ve kadın hizmetçiler zarif kıyafetli. Yemek kapları gümüş. Herkese istediği yemek verilir. İstediği şarap sunulur. Bizim de kıyafetlerimiz krallar gibi. En mühim nokta ise arzu üzerine dünyanın neresinde olursa olsun, hemen getirilen güzel kadınlardır. Padişah karıları, kral kızları hep gelirler, yemekten sonra dans edilir. Sonra herkes beğendiği kadını alıp çekilir. Yataklar kral yataklarından daha güzel. Ben daima İngiliz kralının karısını getirirdim. Bufola Fransız kraliçesini getirtir. Şimdi anlıyor musun, niçin keyifli olduğumuzu. Kraliçelerden istediğimiz kadar para çekebiliriz.”
     Doktor, Buruno’nun söylediklerine inandı, bu derneğe girmek için her fedakarlığa razı idi. Artık doktor her gün Buruno’yu yemeğe çağırıyordu. Buna karşılık Buruno, hekimin evinin duvarlarına resimler çiziyordu. Bazı akşamlar, “Derneğe gideceğim. İngiliz kraliçesinden bıktım. Şimdi Tatar hanının karısı Gumetra’yı getirtiyorum!” derdi.
     “Gumetra ne demek?”
     “Tatarcada kraliçe demek.”
     Doktorun sabrı tükeniyordu. Bir akşam Buruno’ya: “Senden bir ricam var!” dedi. “Bana derneğinizden bahsedin. Ben derneğe girmeyi çok istiyorum. Bunun sebebi var: bir güzel kıza on altın teklif ettiğim halde kabul etmedi. Beni derneğe kabul ettirin.”
     Buruno gülecekti, fakat gülmedi, hekime: “Öyle güzel bir sesiniz var ki,” dedi. “Daha güzeli can sağlığı!”
     Hekim: “Babam asilzadeydi,” dedi. “Floransa’da en güzel elbiseler ve en iyi kitaplar benimdir. Beni derneğe alın, hasta olursan seni bedava tedavi ederim.”
     Buruno: “Bana mühim bir vazife yüklüyorsunuz,” dedi. “Bunu yapsam yapsam sizin için yaparım. Şu şartla ki kimseye bir şey söylemeyeceksin.”
     “Emin ol!” dedi hekim, “Benim ne kadar ketum olduğumu bilemezsin.” Buruno: “Peki,” dedi. “Tutulacak yolu sana anlatayım: Derneğimizde bir başkan iki de yardımcısı var. Bunlar altı ayda bir değişir, gelecek ay Bufola başkan olacak. Ben de yardımcı. Onun için Bufola’nın gözüne girmeye bak. Her halde teklifinizi reddetmez. Hekim: “Bu teklifi beğendim,” dedi. “Şayet Bufola zeki adamlardan hoşlanıyorsa beni sevecektir.”
     Bu konuşmadan sonra Buruno, Bufola’ya olanı biteni anlattı. Hekim boyuna ziyafet çekiyordu. Bir gün Bufola’ya arzusunu açıkladı. Bufola öfkelenmiş görünerek Bruno’ya: “Sen mi ifşa ettin?” dedi. “Kafanı koparmalı.”
     Hekim başka yerden duyduğunu söyledi. Bunun üzerine Bufola yumuşamış göründü. Ve derneğe alınması için yardım edeceğini vadetti. İki dost hekime daha epeyce ziyafet çektirdiler ve ona Prenses Gilari’yi vadettiler. Bir gün nihayet derneğe alındığını müjdelediler. Bufola hazırlık olmak üzere: “Bu gece mezarlıkta en güzel elbisenle görün,” dedi. “Çünkü Prenses sana asalet rütbesi verecek. Orada bizi bekle, bir anda karşına boynuzlu bir hayvan çıkacak, önce seni korkutacak. Fakat sonra sana sokulacak, bu hayvana bineceksin, o seni bizim yanımıza getirecek, sakın gelmemezlik etme.”
     Hekim: “Hiç gelmemek olur mu?” dedi. Akşam olunca şık elbisesini giydi ve mezarlığa gitti. Bahsedilen hayvanı beklemeye başladı. Bufola, başına bir maske geçirdi, bir kürkün içine girdi, maske şeytana benziyordu. Kürk de ayı postundandı. Bu kıyafetle mezarlığı gitti. Hekim onu görünce korkusundan titremeye başladı. Bufola biraz sonra sakinleşerek mezarın önüne gitti ve orada durdu. Hekim sırtına bindi. Bufola adamı köylülerin taze gübre koydukları çukurun başına getirerek ayağından tutup çukura attı. Zavallı adam çukurdan çıkmaya uğraşıyor, fakat tekrar düşüyordu. Nihayet epeyce gübre yuttuktan sonra dermansız bir halde çukurdan çıktı. Elini yüzünü biraz yıkadıktan sonra evine gitti. İki bıçkın da onu gözlüyordu.
     Hekimin karısı adamı fena halde haşladı. Hem evli olacaksın, hem de geceleri başka kadınla gideceksin, yağma yok, bu ne kıyafet. Ertesi sabah iki bıçkın bütün vücutlarına mavi lekeler resmederek hekime gittiler ve hekime: Sen bir aptalsın,” dediler. “Biz senin için o kadar uğraşıyoruz, o yüzden dayak yedik, az kalsın dernekten atılacaktık.”
     Hekim kendi derdini anlatacaktı. Fakat meydan vermediler. Bunun üzerine hekim af diledi ve işi ifşa etmemeleri için onlara ikramda bulundu.

(Yazan: Giovanni Boccaccio – Çeviren: D. Yılmaz Tekin)

Yazar hakkında

Yorum Ekle