Ne Arap’ın Yüzü… (68)

N

     ARAP DİLİ VE EDEBİYATI (1)
     İslamiyet öncesi Arap toplumunu tanımlayan “Cahiliyye Dönemi” deyimi, aydınlıktan çok karanlığı, barıştan çok saldırganlığı ve kargaşalığı ifade eder. Geleneksel âdetlerin geçerli olduğu bu dönem, Arapların ilk dönemleridir ki, oldukça karanlıkta kalmıştır. Arap tarihçileri, toplam kültürü eski zamanlara kadar uzanan bir ulusun, neden bu çağlardan yazılı tek bir dahi metin kalmadığı sorusuna; “İnsan hayatında hiçbir şey aniden mükemmelliğe ulaşmamıştır” şeklinde yanıt vermektedirler.
     Hz. Muhammed’in peygamber olarak gönderilip insanlığı açıkça İslam’a davet etmesinden önce, Arap toplumu dini, ruhi, sosyal ve siyasi bakımlardan yaygın bir karanlık ve kelimenin tek anlamıyla “Cahiliyyet/Bilgisizlik” devri yaşıyorlardı. Taşkınlık, azgınlık ve sapıklık içindeydiler. Sayısız putlara taparlardı. İnançsızlık almış yürümüştü.
     Bu devirde Arabistan yarımadasında yaşayan insanlar genellikle göçebe hayatı yaşıyorlardı. Kabilelere bölünmüşlerdi. Sürekli birbirleriyle çekişme halinde olan bu kabileler, baskın, yağma ve çapulculuğu kendileri için bir geçim aracı olarak kabul etmişlerdi. Siyasi ve sosyal bir düzen yoktu. Ahlaksızlık son derece yayılmış, içki, kumar, zina, hırsızlık, zulüm ve esaret gibi ne varsa çoğalmış, şefkat, iyilik ve adalet gibi duygular yok olmuş ya da çok azalmıştı. Adam öldürmenin hesabını soracak kimse yoktu. “Kana kan, cana can prensibi” her şeye egemendi. Zulme; güçlünün güçsüze karşı kullandığı en acımasız ve tüyler ürpertici bir yöntem olarak başvuruluyor, kadın elde basit bir mal gibi alınıp satılıyordu. Kız çocuklarının doğmasını bir felaket ve yüzkarası sayıyorlardı. Bu inanış o dereceye yükselmişti ki, altı yaşına gelmemiş küçük kız çocuklarını diri diri kumlara gömebiliyorlar, bu davranışlarından dolayı da en ufak bir vicdan azabı duymuyorlardı.
     Arap edebiyatında çok önemli bir yer işgal eden şiir, işte bu karanlık dönemde, milattan sonra beşinci yüzyıldan itibaren önemini bulmaya başlamıştır.
     Aralarında konu birliği olmamasına rağmen, ilk şiirler, eski Arapların toplum hayatını, örf, âdet ve geleneklerini, manevi inançlarını yansıtan birer ayna niteliğindedir. Bedevilerin sosyal yaşantısını derinliğine aktaran bu şiirlerde, lirizm ve taşlama ön planda gelir. Bu devrin daha sonraki yüzyıllarda büyük rağbet görecek olan karakteristik şiir biçimi “Kaside”dir.(1)
     İlk Arapların, uçsuz bucaksız çöllerde, geniş vadilerde yaşadıkları için oldukça özgür ve serbest bir hayatları vardı. Bu özgür hayat tarzı, onları yine özgürce şiir söylemeye sevk etmiştir denebilir. İlk Bedevi şiirleri; çöl Arap’ının pek sevdiği sevgilisinin anısı, atlarının ya da develerinin tasviriyle başlar, sonra asıl konuya geçerek, övgü, taşlama ya da savaş temalarının işlenmesi şeklinde devam ederdi. Bugüne kadar aktarılan köy ninnilerinde, iş ve yol türkülerinde de aynı havanın hâkim olduğu görülür.
     İslamiyet öncesi Arap toplumunda şairler yüksek bir makama sahipti. Onların olağanüstü bilgiyle donatıldıkları ve doğa üstü güçlere sahip oldukları sanılırdı. Şair, toplumun içinden gelen ve topluma etki eden tek kişiydi. Düşmana karşı kullanılacak bir silah kadar güçlüydü. Putperestti, kabilesi için kâhindi. Her şairin, kendisine ilham veren bir cini, bir şeytanı vardı. Bunu açıkça ve övünerek ifade ederlerdi.
     Kabile ortamında ilk kez toplum düşüncesini oluşturan kişiler şairlerdi. Barış zamanlarında onları idare eder, savaşta ise fikir verirlerdi. Söyledikleri sözler, bir araya getirilerek kabilenin görüşü anlamında diğer kabilelere iletilirdi. Öyle ki, kabileler, kendi içlerinden güçlü bir kahraman yerine bir şairin çıkmasını tercih ederlerdi. Aynı şekilde, ailelerin tek ideali de, içlerinden güçlü şairlerin yetişmesiydi. Kuvvetli bir şair, hem kendisini, hem de kabilesini saygınlığa kavuştururdu. Şairlerin yergilerinden korkmayan kimse yoktu.
     O devirde panayırlar kurulur ve şiir yarışmaları düzenlenirdi. Yarışmayı kazanan şairler ödüllendirilirdi. Şairler; yergi, övgü, ağıt, betimleme ya da at, deve ve av hayvanlarını konu alan şiirler yazar ve okurlardı. Şiirlerinde; yaşama sevincini ve günlük yaşamın değişik yönlerini dile getirirlerken, kendi kabilelerini över, düşman kabilelerini kötülemek için fırsat kollarlardı.
     Dünya insanlarının manevi yaşantısına Arapların en büyük katkısı, sözlü anlatım düzeyinde olmuştur. Peygamber, Kur’an’ı çok güzel bir dille dikte ettirmiştir. Bugün bile Arap dili için Kur’an güzel bir örnektir. Arapların Müslümanlığı kabul etmelerinde; Kur’an’daki eşsiz belâgat(2) sanatının çok büyük etkisi olmuştur.

(1) Kaside; Arapça’da “kasd” kökünden gelir ve bir amaç uğruna söylenen söz demektir. Çoğulu “kasâid”dir. Beyit esasına göre yazılan, en az otuz, en çok doksan beyitten oluşan bir şiir türüdür. Kendine özel yazım kuralları vardır. İçerik bakımından kasidelerin birbirinden farklı bölümleri, konularına göre ayrılmış pek çok çeşidi bulunmaktadır.
(2) Belâgat: Hem düzgün, hem de yerinde söz söylemek yöntemiyle ilgili söylem kurallarını içeren talî bir edebiyat bilimi.

Yazar hakkında

Yorum Ekle