DECAMERON-85 (Sekizinci Günün Sonu ve Sekseninci Hikâye)
DECAMERON-85 (Sekizinci Günün Sonu ve Sekseninci Hikâye)

DECAMERON-85 (Sekizinci Günün Sonu ve Sekseninci Hikâye)

     Bütün sahil şehirlerinde tüccarlar getirdikleri eşyaları depolara doldururlar ve eşyanın bir listesini teslim ederler. Sonra gümrükçüler malları bir cetvele kaydederler. Komisyocular da bu cetvele göre malları tüccarlara dağıtırlar. Palermo’da da böyle yapılırdı. Bu şehirde bir sürü fahişe kadın vardı ki namuslu gibi görünürlerdi. Yabancı bir tüccar geldiğinde, ne kadar mal getirdiklerini öğrenirler ve adamı soymak için tedbir alırlardı. Hatta bazan tüccarların malını değil canını da aldıkları olurdu.
     Bir müddet önce Nikola isimli genç bir Floransalı, asıl adı Salabetto idi; efendisi tarafından bez ve kumaşlarla Palermo’ya yollanmıştı. Eşyanın değeri 500 duka altını idi. Delikanlı eşyasını gümrüğe teslim ettikten sonra alışverişle değil eğlence ile meşgul olmaya başladı. Yakışıklı, terbiyeli ve gösterişli bir genç olduğu için, Piyanka adında bir kadın onu gözüne kestirmişti. Nikola kadını, kendisine âşık bir asil kimse sanıyordu. Kimseye bir şey söylemeksizin kadının evinin önünde dolaşmaya başladı. Birkaç gün göz göze gelip işaretleştikten sonra kadın hizmetçisini Nikola’ya yolladı. Bu hizmetçi adam tavlamakta usta idi. Hanımının delikanlıya âşık olduğunu ve ne arzu ederse yapacağını, isterse bir hamamda kendisiyle buluşmak istediğini ve hatıra olarak da bir yüzük gönderdiğini söyledi. Nikola bu habere çok sevindi. Yüzüğü alarak öpüp parmağına geçirdi. Ve Piyanka’yı canı gibi sevdiğini, onunla buluşmaya hazır olduğunu bildirdi.
     Ertesi akşam kadın hamama giderek beklemeye başladı. Nikola kimseye bir şey söylemeden aynı saatte oraya geldi ve hamamın kadın tarafından tutulduğunu öğrendi. Az sonra iki zenci kadın banyo takımlarını getirdiler. Hamamın bir odasına yatak serdiler, üstüne ipek örtüler örttüler. Az sonra, diğer iki zenci halayığın refakatinde kadın geldi. Nikola’yı görünce sevinç belirtileri gösterdi. Onu kucakladıktan sonra, “Senden başkası beni buraya getiremezdi,” dedi ve Nikola soyunuk halde banyo odasına gitti. Nikola’yı bizzat kadın kokulu sabunla yıkadı, sonra halayıklar gül suyuna bulanmış havlular getirerek Nikola’yı ve kadını kuruladılar. Ve her ikisini omuzlarına alarak yatağa taşıdılar. Sonra sıra ile gül, portakal, yasemin kokuları serptiler. Sonra da bol bol şarap içirdiler. Nikola kendisini cennette sanıyordu. Bu vaziyette saatlerce beraber kaldılar. Sonra kadın bir halayık çağırarak Nikola’ya: “Bu akşam yemeğini bizde yersen memnun olurum,” dedi. Kadının güzelliğine hayran kalan ve onun yalan sözlerine kapılan Nikola: “Emriniz başımın üstüne, “dedi.
     Kadın eve dönünce güzel bir yemek hazırladı, odayı süsledi. Akşam üstü Nikola kadının evine gitti. Beraberce bin bir zevk içinde yemek yediler. Yatak odasına gül kokusu yayılmıştı. Nikola, kadını zengin ve asil olarak kabul ediyordu. Onun için kendisini emniyette hissediyordu. Ertesi sabah, kadın, Nikola’ya bir gümüş kuşak ve bir kese hediye etti. Nikola oradan ayrılarak, komisyoncusunun yanına döndü.
     Bu ziyaretler sıklaştıkça Nikola’nın aşkı şiddetleniyordu. Kumaşları da iyi bir fiyat bulmuştu. Bir akşam, odaya bir halayık girerek kadını çağırdı. Kadın odaya döndüğü zaman gözlerinde yaş vardı. Kendisini yatağa atarak hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Şaşıran Nikola: “Neniz var sevgilim?” diye sordu. Kadın: “Ne yapacağımı bilmiyorum,” dedi. “Şimdi Mesina’da bulunan kardeşimden bir mektup geldi, her şeyi sat, bana bin duka altını gönder, yoksa kellem gidecek, diyor. Ben bu parayı nerede bulayım, çiftliklerimden birisini satmalıyım. Ölseydim de böyle mektup almasaydım.”
     Kadının ağlamalarına aldanan Nikola: “Sevgilim,” dedi: “Bin altınım yok ama 14 günde iade edebilirseniz size 500 altın verebilirim. Dün iyi ki kumaşları satmışım.” Kadın: “Bu sözleriniz bana olan sevginizin bir delilidir, siz bir tüccarsınız. Para daima lazım olur. Onun için teklifinizi istemeyerek kabul ediyorum. Umarım ki kısa zamanda iade ederim,” dedi.
     Geceyi gene beraber geçirdiler, ertesi gün Nikola 500 altını getirdi. Fakat bu günden itibaren kadının muamelesi değişti. Nikola’nın ziyaretlerini nadiren kabul etmeye başladı. Eski tatlı hali tavsadı. Aradan iki ay geçtiği halde paradan ses yoktu. Nikola kadının hilesini sezdi. Fakat yapacak bir şey yoktu. Çünkü elinden bir şey gelmezdi. Bu harekete bütün ihtarlara rağmen devam etmişti. Nikola’nın efendileri boyuna para istiyorlardı. Bunun üzerine yola çıktı ve Napoli’ye vardı. O tarihlerde Bizans kralının hazinedarı Biyatro Napoli’de bulunuyordu. Bu adam zeki, bilgili idi ve Nikola’nın dostuydu. Nikola ona derdini açtı ve bir çare bulmasını rica etti. Biyatro: “Bu işi iyi yapmamışsın,” dedi. “Fakat olan olmuş, şimdi bir çare bulmalı.”
     Nikola elinde kalan son parayı Biyatro’nun verdiği para ile birleştirerek kumaş ve zeytinyağı satın aldı. Bunlarla Palermo’ya gitti ve gümrükçülere teslim etti. Biyanka bunu duymuştu, yeniden para sızdırmak için yine Nikola’yı davet etti. Bir şeyden haberi yokmuş gibi: “Parayı iade etmediğim için bana dargın mısınız?” dedi. Nikola: “Size canımı feda ederim,” diye cevap verdi. “Şimdi iki bin altınlık mal getirdim, daha üç bin altınlık mal getirteceğim. Bunları satıp burada bir ev yaptıracağım ve daima sizin yanınızda olacağım.”
     Kadın: Bu fikir pek hoş,” dedi. “Seninle yaşamak ne büyük saadet. Yalnız parayı vaktinde geri vermediğim ve sizi daha sık davet edemediğim için özür dilerim. Başıma gelen derdi biliyorsun. Bu dertte insan en çok sevdiğini bile arayamıyor. Sen gittikten sonra para elime geçti, yollamak istedim. Fakat adresini bilmiyordum.” Ve bir kese açarak evvelce aldığı 500 altını ortaya döktü. Nikola sevincinden şaşırmıştı. “Sizin samimiyetinizden şüphe etmedim,” dedi. “Bundan sonra da ne lazımsa benden isteyin.”
     Bir akşam yine yemekteydiler. Nikola çok kederliydi. Sebebini soran kadına: “Ben mal aldım,” dedi. “Monako’lu korsanlar benim mallarımın bulunduğu gemiyi zapt etmişler, benden 1000 altın istiyorlar, bende beş para yok. Burada tanıdığım da yok. Bu parayı yollamazsam mallarım kaybolacak. Kadın kendi planlarının altüst olduğunu görerek: “Keder neye yarar,” dedi. “Hazır param olsa hemen verirdim. Tanıdığım birisi var, ama yüzde 30 faiz alır. Ben elbiselerimi mücevherlerimi hatırın için emanet bırakabilirim. Fakat geri kalan teminatı nereden bulacağız?”
     Nikola: “Teminat olarak depodaki mallarımı gösterebilirim.” Ancak depo anahtarının kendisinde kalması lazım geleceğini söyledi. Kadın bu teminatı kafi buldu. Ertesi gün bir komisyoncuya 1000 altın vererek, bunu eşya mukabili Nikola’ya teslim etmesini söyledi. Nikola hemen Napoli’ye döndü ve oradan efendisine 500 altını iade etti ve paranın üstüyle güzel birkaç gün yaşadı. Kadın Nikola’dan haber çıkmayınca telaşa düştü. Gümrük deposunu açtırarak fıçıları boşaltınca içinde zeytinyağı yerine deniz suyu, kumaş balyalarında da hurda eşya çıktığını gördü. Ve kendi kendine, “Toskanalılarla iş yapacak olan gözünü açmalıdır!” dedi.
     Sekizinci Günün Sonu
     Lauretta kraliçelik müddetinin sona erdiğini görünce başındaki tacı çıkararak Emillia’nın başına koydu ve “İdareniz güzelliğiniz kadar parlak olsun,” dedi. Emilia biraz mahcup: “Bahçeler, ormanlardan daha yeşil oldu,” dedi. Biraz dinlenmeye de ihtiyacımız var. Bunun için yarınki hikayelerimize belli bir konu tayin etmeyeceğim, herkes rastgele hoşuna giden bir hikayeyi anlatsın. Bu tarz eminim ki öteki kadar hoş olacak.”

(Yazan: Giovanni Boccaccio – Çeviren: D. Yılmaz Tekin)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir