DECAMERON-86 (Seksen Birinci Hikâye)

D

     Bistoya şehrinde dul bir kadın vardı. Kendisini Rinuccio ve Alessandro namında iki Floransalı birbirinden habersiz severlerdi ve her ikisi de kadının gönlünü gizlice kazanmaya çalışırlardı. Francesco adındaki bu dula sık sık mektup yazarlardı. Kadın bunlardan yakasını sıyırmak isterdi. Ellerinden kurtulmak için onlardan tatbiki zor bir şey istemeye karar verdi.
     O sırada fenalığı ile şöhret bulmuş bir adam ölmüştü. Adamı kilisenin dışında bir yere gömmüşlerdi. Kadın hizmetçisine: “Şu âşıklardan her gün çektiğimi biliyorsun, onlara yüz vermeye niyetim yok. Başımdan defetmek için yapmayacakları bir iş isteyeceğim. Bugün gömülmüş olan fena adamı tanırsın. Önce Alessandro’ya git, de ki, ‘Madam Francesco’ya aşkınızı kabul ettirmek için bir fırsat çıktı. Madamın akrabalarından birisi sonra açıklanacak bir sebepten dolayı dün ölen adamın cenazesini bu akşam eve getirecek, Madam bu ölüden korkuyor. Bu sebeple mezarlığa giderek ölünün elbiselerini giyip onun yerine yatacaksın, seni Madam’ın evine taşıyacaklar. O zaman Madam senin olacak. Bunu yaparsan ne alâ, yapmazsa artık benimle alakasını kessin’ dersin. Ondan sonra Rinuccio’ya gidersin, ona da dersin ki, şu söylediğimi yaparsan Madam senin olacak. Bu gece, dün ölen adamın mezarına gideceksin, oradan ölüyü alıp Madam’ın evine taşıyacaksın. Bunu yaparsan ne alâ, yapmazsan artık Madam ile alakanı keseceksin!”
     Hizmetçi, her ikisine bu haberi ulaştırdı. Her ikisi de, Madam’ın hoşuna gitmek için mezara değil, cehenneme bile gideceklerini söylediler. Kadın merakla neticeyi bekliyordu. Akşam olunca, Alessandro, önüne bir önlük takarak mezarlık yolunu tuttu, ama yolda bir korkuya düştü ve kendi kendine: “Nereye gidiyorum?” dedi. “Ben deli miyim? Belki de sevgilimin akrabaları beni tuzağa düşürüp mezarda öldürecekler. Belki de kadın bir dostuna, aşkının delilini vermek için bu tertibi düzenlemiştir. Belki de bu ölü ona bir fenalık yapmıştır da, kadın intikamını alacaktır. Kadın hiç sesini çıkarmasın diye haber göndermiş. Ya gözlerimi çıkarırlar, dişlerimi sökerler, ellerimi keserlerse ne yaparım? Bağırmadan nasıl dururum, bağırsam beni tanırlar ve daha fena bir şey yaparlarsa?”
     Bunları düşünen Alessandro çılgın gibi aşık olmasaydı, bu işten cayacaktı. Ama yapamadı. Mezara girdi, ölünün elbiselerini soydu, giyinip ölünün yerine yattı. Gece yarısı, Rinuccio da mezarın başına geldi, o da korku içindeydi: “Ya omzumdaki ölüyü görürler de, benim büyücü olduğuna karar verirler ve bu yüzden ateşte yakarlarsa?” diye kuşkulanmaya başladı. Ama vazgeçemedi. Kadına öyle tutkundu ki gözü hiç bir şey görmüyordu. Onun için mezarı açtı, içinde Alessandro sessiz yatıyordu. Onu bacaklarından tutarak mezardan çıkardı ve omzuna alıp bata çıka, kadının evinin önüne kadar getirdi. Kadın hizmetçisiyle pencereden bakıyordu.
     Bu esnada jandarmalar işin farkına vararak: “Kimsiniz?” diye bağırdılar. Rinuccio, hemen Alessandro’yu yere atarak tabana kuvvet kaçmaya başladı.
     Alessandro da üzerindeki kefen ile diğer istikamete tabanını kaldırdı. Manzarayı, pencereden seyreden kadın gülmekten kırılıyordu. Biraz sonra Rinuccio, jandarmaları atlatarak yine ölünün başına geldi. Fakat ölü ortada yoktu. Çünkü Alessandro da kendi evine kaçmıştı. Ertesi sabah mezarı açık buldular. İçindeki ölü bir yere atılmıştı.
     Halk, “Ölüyü şeytan aşırdı!” diye söyleniyordu. Her ikisi de kadına, yine ricacılar yolladılar, emrinin tam yerine getirilemediğinin sebeplerini anlattılar, ama kadın emri tam yerine gelmediği için her ikisini de başından defetti.

(Yazan: Giovanni Boccaccio – Çeviren: D. Yılmaz Tekin)

Yazar hakkında

Yorum Ekle