Ne Arap’ın Yüzü… (71)
Ne Arap’ın Yüzü… (71)

Ne Arap’ın Yüzü… (71)

   ARAP DÜNYASININ ÖNEMİ
     Dünya üzerinde, kaydedilmiş en uzun tarihi geçmişe sahip bölge, Arap toplumunun bugün üzerinde yaşadığı topraklardır. Kronolojik olarak yedi bir seneden fazla bir zamanı içine alır. Bu zamanın en az üçte ikisi, yazı ve dokümanlarla kayıt altına alınmıştır.
     Yoğun olarak Arap topluluğu, Fırat ve Dicle nehirleri, Nil Nehri ve yakın deniz kenarlarında yaşamışlar, bölgeyi en eski medeniyetlerin merkezi yapmışlardır.
     Yakın zamana kadar, “Arap münbit hilâli” diye tanımlanan bu bölge, yani Ortadoğu; dünya tarihinde medeniyetlerin merkezi olarak ün yapmıştır. Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının birleştiği yerde olup, çeşitli uygarlıklar kurmuş insan topluluklarının asırlar boyu süren göç ve istilalarına da sahne olmuştur. Bu bölgede karşılaşan muhtelif topluluklar, kültürlerini birbirlerine aktarmışlardır. Bölgede yaşayan yerli halk, kültür alanında uygun bir ortam yaratmış ve Ortadoğu toplumu, yani Araplar daima “ortadaki adam” olmuştur. Kültür açısından bu bölge, Avrupa ve birçok Asya uygarlığının beşiği olarak kabul görmüştür.
     Hristiyanlık, Yudaizm ve İslamiyet, Ortadoğu’da doğmuştur. Kur’an’da sözü edilen bütün peygamberler bu bölgede dünyaya gelmişler, kutsal görevlerini yerine getirdikten sonra, yine bu bölge topraklarına gömülmüşlerdir. Ortadoğu, günümüz dünyasında yaşayan milyonlarca insanın ruhanî merkezi haline gelmiştir.
     Çok büyük petrol rezervlerine sahip Arap dünyası, barışta olduğu kadar savaşta da, ekonomik olduğu kadar siyasette de, diğer dünya ülkeleriyle kurulan ilişkilerde, eskiden olduğu gibi, bugün de önemini muhafaza etmektedir.
     Dünyanın sayılı emperyalist güçlerinin ve kapitalist düşüncenin gözünü diktiği Ortadoğu, Arap halkının, kitabın başından beri anlatmaya çalıştığımız karakteristik özelliklerinden dolayı, dün ve bugün olduğu gibi, yarın da huzursuzluğun kaynağı olmaya devam edecektir.
     Özgür ve bağımsız yaşamak her ulusun hakkıdır. Ancak, ulusların kendi kaderlerini kendilerinin tayin ettiklerini de unutmamak gerekir.
     Arap ülkeleri şimdi, paranın verdiği rahatlıkla her türlü gereksinimlerini temin edebilmekte ve kendi deyimleriyle, boş ve değersiz bir dünyada yaşamaktadırlar. Ama ya yarın? Petrol rezervleri tükendiğinde ya da yukarıda söz konusu edilen güçlerin yardımıyla normal süresinden çok daha kısa bir zamanda tüketildiğinde, ülkelerin diğer yan sanayileri çalışamaz hale getirildiğinde, onlar hâlâ “Allah bizim nasılsa rızkımızı verir” demeye mi devam edecekler, yoksa şu anda dost görünen zihniyetin peşine takılıp el etek öperek yardım mı talep edeceklerdir?
     İnsanların gelecek hakkında tahmin yürütmeleri ve bunu bilimsel verilere dayandırarak atacakları adımları ona göre ayarlamaları normal bir davranıştır. Ancak, ortada gözle görülür birtakım gerçekler varsa ve bu gerçekler bölge halkının yaşam koşullarını günden güne şekillendiriyor, devletleri yeniden yapılandırıyorsa, fazladan bir tahminde bulunmaya gerek yoktur. İşte, şu andaki Arap dünyası, önemli olduğu kadar, gelecek için tahmin yapılmasına gerek olmayan bir konumdadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir