Seksenlikle Doksanlık
Seksenlikle Doksanlık

Seksenlikle Doksanlık

     Bir varmış, bir yokmuş…
     Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde… Anam eşikte iken, babam beşikte iken; anam ağlar anamı sallardım, babam ağlar babamı sallardım. Hey gidi günler hey! Ne günlerdi o günler! Pire bineğim, balık yedeğim idi. Kambur felek topuzum, sivrisinek kopuzumdu. Bir martinim vardı ayranla doldurur, şerbetle yağlar, asardım. Bir “Dumm” dedi mi, yedi ayhk yerden duyulur, cümle kargalar ayağa kalkardı; “Ağa geliyor!” diye…
     Neyse, bir varmış bir yokmuş. Allah’ın kulu çokmuş. Develer tellâl iken, keçiler berber iken, dünyanın bir köşesinde Seksenlik’le Doksanlık adında iki bacı yaşarmış. Bu iki bacı da her ne hikmetse evlenmemiş, bekâr kalmışlarmış.
     Günün birinde, çorap örmek için ip boyamışlar. Boyalı suları da bahçeye dökmüşler. Padişahın oğlu, o gün oradan geçiyormuş. Bahçedeki boyalı suyu görmüş. Kendi kendine; “Allah! Allah! Bu su ne suyu acaba?” demiş.
     Akıllı geçinen Seksenlik, bu sözü duyar duymaz;
– Ne suyu olacak, kızımın saçının suyu idi. Buraya ben döktüm, demiş.
     Padişahın oğlu çok şaşırmış, içinden; “Kızın saçının suyu bu olursa kim bilir kendi nasıldır?” diye düşünmüş. Seksenlik’e;
– Kızını bana gösterir misin, demiş.
     O da;
– Şimdi olmaz, kırk gün sonra gel, diye kandırmış. Seksenlik kırk gün boyunca Doksanlık’in parmağının birini, her gün eme eme anahtar deliğinden girecek kadar inceltmiş.
     Kırk gün sonra Şehzâde’nin annesi kızı görmek için gelmiş. Seksenlik, kardeşinin yalnızca incelen parmağını kapı deliğinden göstermiş. Parmağı gören Şehzâde’nin annesi; “Parmağı böyle güzelse, kim bilir kendisi ne kadar güzeldir?” diye, kendi kendine söylenmiş. Kıza, Allah’ın emri ile dünür olmuş. Seksenlik de, kızı damattan başkasının görmemesi şartıyla vermeye razı olmuş. Şehzâde’nin annesi bir kese altın vermiş, oradan ayrılmış. Kırk gün kırk gece düğün dernek yapılmış. Nihayet gerdek gecesi gelip çatmış. Damat, gelinin yanına girmiş namaza durmuş. İki rekât namaz kılmış. Namazdan sonra gelinin yüzünü açmış. Bir de ne görsün? Hayal ettiği güzelin yerinde yeller esiyor. Karşısında bir koca karı… Öyle hırslanmış ki, gelini tuttuğu gibi pencereden dışarı fırlatmış. Gelin doğruca kaz damına düşmüş.
     O anda Periler Padişahı’nın hanımı pencereden bakıyormuş. Yediği balığın kılçığı boğazına takılmış, bir türlü çıkmıyormuş. Gelinin düştüğünü görünce öyle bir gülmüş ki, boğazındaki kılçık dışarı çıkmış. Periler Padişahı’nın hanımı bu olaya çok sevinmiş, doğruca gelinin yanma gitmiş;
– Aman nine! Beni sen iyi ettin. Dile benden ne dilersen, demiş.
     Doksanlık gelin de;
– Beni on beşinde bir kız yaparsan, bana büyük iyilik yapmış olursun, demiş.
     O da sihirli değneği ile Doksanlık’ı anında güzel bir kıza çevirmiş.
     Az zaman çok zaman sonra oradan geçen bir çoban bu kızı görmüş. Hemen Padişah’a haber vermiş. Kızı Padişah’ın huzuruna çıkarmışlar. Padişah;
– Sen kimsin, demiş. Kız da;
– Padişahın oğlu beni pencereden aşağıya attı, demiş. Bunu duyan Padişah küplere binmiş.
     Oğluna dönmüş;
– Böylesine güzel bir kızı beğenmezsen, ben sana daha nasıl bir kız bulayım? Al götür bunu, demiş.
     Şehzade şaşırmasına şaşırmış ama sesini de çıkarmamış. Kızı almış, oradan uzaklaşmış.
     Bunlar güle oynaya dursun biz haberi Seksenlik’ten verelim. Seksenlik, günler sonra saraya bacısını görmeye gelmiş. Kapıcılar bırakmamışlar;
– O kimseye gözükmüyor ki, sana gözüksün, demişler. Seksenlik de;
– Ben bacısıyım. Siz haber verin o kabul eder, demiş.
     Sonunda buluşmuşlar. Seksenlik, bacısını bu vaziyette görünce şaşırmış. Doksanlık’ın nasıl güzelleştiğini merak etmiş. Bacısına;
– Keşke, ben de senin gibi güzelleşsem. N’olur beni de senin gibi güzelleştir, demiş.
     O da;
– Al şu bir kese altını, kalaycıya git. Kalaycı seni körüklesin o zaman buruşuklukların açılır, benim gibi güzel olursun, diye kandırmış.
     Seksenlik, bunu duyar duymaz doğruca kalaycıya gitmiş:
– Aman kalaycı kardeş! Al şu bir kese altını da beni körükle, demiş.
     Kalaycı;
– Olmaz bacı! Ya ölürsen, diye kabul etmemiş.
     Seksenlik, ısrar etmiş. Kalaycı ne yapsın? İçinden; “Çok ısrar ediyor; üstelik ucunda bir kese de altın var!” diye düşünmüş. Çaresiz, Seksenlik’i körüklemeye başlamış.
     Seksenlik şiştikçe şişmiş…  Şiştikçe şişmiş… Güzelleşmek şöyle dursun, çatlayıp ölmüş. Bacısına kötülük yapayım derken kendisi belâsını bulmuş.
     Doksanlık da Şehzâde’yle uzun yıllar gönlü rahat yaşamış. Darısı, bahtı bir türlü açılmayan kızların başına…

(Derleyen: Sevgi ŞEN)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir