Talihi Aramaya Gidenle Evinde Bekleyen
Talihi Aramaya Gidenle Evinde Bekleyen

Talihi Aramaya Gidenle Evinde Bekleyen

Kimler koşmaz ardından Talih’in?
Öyle bir yerde olsam ki seyredebilsem
Sürüyle koşuşmalarının hepsinin
O yosmanın ardından, memleket memleket,
Büyüsüne tutulmuş gibi bir perinin.
Tam kavuşacakken emellerine
Hoppa peri kaçar gider ellerinden.
Acırım zavallıların haline;
Delilere kızamaz ki, acır insan.
Bakın, derler, falanca zerzavatçıyken
Papa oluverdi günün birinde.
Biz daha değerli değil miyiz ondan?
Yüz kat daha değerlisiniz,
Ama ne işe yarar değeriniz;
Talih’in gözleri var mı ki görsün?
Hem sonra papalık değer mi, bir düşünün
Huzurunuzu, o canım huzurunuzu,
O hazineler hazinesini yitirmeye?
Huzur içinde olmaları değil mi
Tanrıların bütün üstünlüğü?
Talihse huzursuz eder ardına düşeni.
Unutmayın bu perinin dişi olduğunu,
O sizi arar siz aramayınca onu.
İki dost varmış bir memlekette
Halleri vakitleri oldukça yerinde.
Bunlardan biri hep talihten yakınırmış;
Bir gün demiş ki dostuna:
— Gel gidelim seninle buradan;
Bilirsin, kendi memleketinde
Peygamber olmamış, olamaz da insan.
Gidip başka yerde arayalım talihimizi.
— Sen git ara, demiş öteki;
Ben kendi yurdumdan, kendi talihimden
Daha iyisini özlemiyorum ki.
Sen git rahat ettir rahatsız gönlünü;
Ben yatar uyurum, güzel güzel,
Beklerken buralara döneceğin günü.
Bizim tutkulu ya da açgözlü kahraman
Çıkmış yola hemen.
Ertesi sabah vardığı yer
En çok uğradığı söylenen yermiş
Nereye estireceği bilinmez Tanrıçanın:
Sizin anlayacağınız, saraya gelmiş.
Ve kalmış orada uzunca bir süre,
Kralın yatma kalkma törenlerine,
Yani en verimlilerine, katılmış;
Katıldığıyla da kalmış hepsine:
— Nasıl iş bu? demiş; kalkıp gitmeli buradan.
Gerçi Talih uğramıyor değil buraya;
Bir gün şuna yüz veriyor, bir gün buna;
Benim yüzüme bile bakmıyor nedense.
Ama söylemişlerdi bana: Kraldan
Hoş yüz görmezmiş her zaman
Saraylıların yükselme tutkuları.
Siz sarayınızda hoşça kalın Saraylı Baylar;
Hayaller kuradurun sonuna kadar.
Biz açalım yelkenleri Moğolistan’a:
Talih’in tapınakları varmış Surata’da.
Böyle demiş, der demez de binmiş gemiye.
Bir söz vardır yüreği tunçtan olmak diye:
Elmastan da sertmiş ki bizimkinin yüreği
Göze almış böyle bir seferi.
Meydan okumuş ilkin dipsiz denizlere.
Kaç kez aramış köyünü bu yolculukta
Ölümle burun buruna gelerek
Korsanlar, rüzgârlar, ıssız kayalar önünde.
Sen git, ölümü bu uzak kıyılarda ara
Evinde aramış da bulamamışsın gibi.
Neyse, adam varmış sonunda Moğolistan’a.
Meğer talih o günlerde altınlarını Japonya’da saçmaya gitmişmiş.
Bizimki de ver elini Japonya demiş.
Denizler gezdirmekten yorulmuş adamı;
Bütün bu gezilerden eline geçen de
Vahşilerin verdiği şu öğüt olmuş:
“Doğadan ders al, kendi yurdunda kal.”
Moğolistan’da bulamadığını Japonya’da da bulamayınca
Pişman olmuş, uzun sözün kısası,
Köyünden ayrıldığına boşu boşuna.
Bırakmış nankör denizleri, dönmüş yurduna.
Damını, bacasını görünce uzaktan
Ağlamış sevincinden ve demiş ki:
— Ne mutlu kendi yurdunda yaşayana:
İsteklerine gem vurmasını bilir;
Lafını duyar yalnız sarayın, denizlerin,
Ve, ey Talih, bütün saltanatını senin;
Sen ki kamaştırıp gözlerimizi
Şanlar şerefler, mallar mülklerle,
Yollarsın dünyanın öbür ucuna bizi.
Zor kımıldarım yerimden bundan böyle.
Adam bunları düşünürken
Ve Talih’le bütün ilişkilerini kesmişken
Bir de bakmış, oturuyor o zalim Tanrıça
Mışıl mışıl uyuyan dostunun kapısında.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir