Eğlenceli Fıkralar (2)
Eğlenceli Fıkralar (2)

Eğlenceli Fıkralar (2)

Yaka Numarası
     Adamın biri doktora gitmiş:
     “Geceleri pek bir şeyim yok ama gündüzleri çalıştığım yere gittiğimde, yüzümü kan basıyor, nefes alamıyorum, kıpkırmızı kesiliyorum,” demiş.
     Doktor; “Soyunun bakalım,” demiş. “Uzanıverin şuraya, bir bakalım neyiniz varmış?”
     Uzun bir muayeneden sonra doktor, açıklamış teşhisini:
     “Karaciğeriniz tam yapamıyor işlevini; ameliyat şart!”
     Bunun üzerine adam bir hastaneye yatmış, zorlu bir ameliyattan sonra, iki hafta kadar misafir etmişler onu.
     Nihayet iyileşip iş yerine geldiğinde yine bir sıkıntı hissetmiş göğsünde ve gidip tuvaletin aynasında yanaklarının al al olduğunu görmüş… Nefesi de daraldıkça daralıyor…
     Bu kez uzmanın uzmanı başka bir doktora gitmiş. Alınan kan, alınan idrar, sayısız röntgen çekilmiş, bin bir analiz ve test…
     En sonunda, o doktor da, açıklamış teşhisini:
     “Bütün sorun midede. Midenizin dörtte üçünü almamız gerekiyor!”
     Hadi yine bir kliniğe yatış; büyük bir mide ameliyatı; bir ay kadar süren özenli bir bakım ve nekahat döneminde sona eren kızarmalar, nefes daralmaları…
     Adamda bir mutluluk, artık tamamen iyileştim, diye…
     Ne var ki, yeniden işe başladığında, daha yolda giderken bir sıkıntı, bir sıkıntı… Başına hücum eden kan, kıpkırmızı kesilen bir yüz… Ve yere yıkılma…
     Gelen ambulans… Yeniden bir hastane… Toplanan doktorlarla derinliğine bir konsültasyon… Daha önceki ameliyatlar hakkında alınan bilgi…
     Bu kez teşhis, bağırsak düğümlenmesi ve mutlaka yine bir ameliyat…
     Adam, üç ay sonra zor bela ayağa kalktığında, doktorların gerçekçi bir açıklaması:
     “Bundan böyle ne başınıza kan hücum edecek, ne nefesiniz daralacak… Ancak artık 5-6 aylık bir ömrünüz kalmış bulunuyor.”
     Adam da, gerçeği ister istemez kabul ettikten sonra, kesin bir karara varıyor; hiç değilse artık hayatının son aylarını iyi geçirmeye çalışacak…
     Varını yoğunu şöyle bir toparlayıp, önce güzel bir araba alıyor, arkasından sıra şıklığa geliyor…
     Doğruca, büyüğün büyüğü bir giyim kuşam mağazasına gidiyor. Çeşit çeşit 5 takım elbise, 12 kravat, 20 çift ayakkabı… Ve sıra geliyor sonuncu isteğe:
     “Şimdi de her gün bir gömlek değiştirmek hesabıyla, 5 aylık gömlek istiyorum, yani 150 gömlek…”
     İlgili tezgâhtar gayet kibar: “Emredersiniz,” diyor. “Önce ölçünüzü alalım.”
     Mezura ile kolu ölçüyor; “Evet, tamam, kol 57…”
     Sonra bel ölçülüyor; “Bel 75…”
     Derken sıra boyuna geliyor; “Evet, boyun da 40…”
     Adam itiraz ediyor:
     “ Hayır, 37… Ben her zaman yakası 37 giyiyorum gömlekleri…”
     “Yok efendim, bakın işte mezura… Yaka 40…”
     “Olur mu canım? 37… Her zaman 37 giyiyorum ben…”
     “Tamam, nasıl isterseniz. Ancak bakın, yakası 37 olan gömlek giyerseniz, hem yüzünüzü kan basar, hem nefesiniz daralır, kıpkırmızı kesilirsiniz… Benden söylemesi…”
Kekeme
     CHP içindeki muhalifler; parti içi demokrasinin öldüğü iddiasıyla, rahmetlinin cenazesini kaldırmaya morga gitmişler.
     Morgdaki görevliler, teslim etmeden önce sormuşlar:
     “Ölünün, belirgin bir özelliği var mıydı?
     “Vardı…”
     “Neydi?”
     “Kekemeydi…”
Sağda mı, Solda mı?
     Bir tıp öğrencisine profesörü soruyor:
     “Apandisit nerede?”
     “Sağda efendim…”
     “Kadınlarda da öyle mi?”
     “Hayır, kadınlarda solda efendim…”
     “Nasıl solda yani?”
     “Yani efendim, ben üstteyken benim solumda…”
Tuvalet Sohbeti
     Genç adam, İstanbul’dan Ankara’ya otobüsle giderken sıkışmıştı. Bolu Dağı’nda verilen moladan yararlanarak tuvalete koştu. Tam kabine girip tuvalete oturmuştu ki, yan kabinden bir soru geldi:
     “Ne haber, nasılsın?”
     Genç adam şaşkın;
     “Sağ ol… İyiyim,” dedi.
     Bir soru daha, bir soru daha…
     Genç adam sorulara cevap yetiştirirken yan kabindeki delikanlı şöyle konuştu:
     “Hayatım, telefonu kapatıyorum. Yandaki tuvalette bir geri zekâlı var. Sana sorduğum sorulara cevap verip duruyor. Ben seni sonra ararım…”
Doğruluk, akıllılık
     Henüz hayata atılmış olan oğlunu, işler nasıl gidiyor diye bürosunda ziyaret etmişti. Bu vesileyle ona bir iki öğüt vermek istedi:
     “Oğlum,” dedi. “Eğer işinde muvaffak olmak istersen iki şeye dikkat etmelisin.”
     “Ne gibi?”
     “Doğru ol… Akıllı ol…”
     “Doğruluktan kastın?”
     “Daima, ama daima verdiğin sözü tut. Aleyhine çıkacak olsa bile, mademki vermişsin, o sözü tut.”
     “Peki akıllılık?”
     “Söz verme!”
Sokakların dili
     Yaşadıkları şehrin Murat adını taşıyan bir sokağının gölgeli bir köşesinde aylardır buluşuyor, konuşuyor, sonra ayrılıyorlardı. Kız çoktandır beklediği evlenme teklifini bir türlü alamamıştı. Nihayet bir akşam sordu:
     “Aylardır şu Murat sokağında buluşuyoruz, değil mi?”
     “Evet?”
     “Bir gün de Ermişler sokağına geçsek nasıl olur?
Parlak fikir
     Camlarını temizlettiği işçiye bir ikramda bulunmak isteyen ev sahibi;
     “Epey yoruldun,” dedi. “Bir şey içmek ister misin? Ne içersin? Çay mı, kahve mi, soğuk bir şey mi?”
     Temizleyici toparlanarak;
     “Doğrusunu isterseniz, bayım,” dedi. “Bir bardak bira verseniz çok makbule geçer. Camları silerken hohladığım zaman, bira içmişsem, soluğum daha kuvvetli çıkıyor; camlar da pırıl pırıl oluyor.”
Yanlışlıkla
     Ünlü piyanistin konser vereceği salonun kapısında bir adam biletini gösterdiği halde içeri alınmıyordu.
     “Neden?” diye sordu. “Bilet burası için değil mi? Bir yanlışlık mı var?”
     Kapıdaki kontrolör;
     “Hayır!” diye cevap verdi. “Biletiniz tamam; bu konser için. Fakat durumunuz müsait değil. Sarhoşsunuz… Anlamıyor musunuz?”
     Adam bir iki kez hıçkırarak;
     “İyi ya!” dedi. “Sarhoş olmasaydım konsere bilet alır mıydım? Gidilecek yer mi yok?”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir