Hoca Bir Gün (10)

H

     Kaybolan İğneyi Nerede Aramalı?
     Hoca bir duvarın dibinde çömelmiş, yerde bir şey arar gibi bakınıyormuş. Oradan geçen biri;
     “Hocam ne arıyorsun?” diye sormuş.
     “İğneyi yitirdim de onu arıyorum,” demiş Hoca.
     “Nerede yitirdiniz iğneyi?”
     “Samanlıkta.”
     “O zaman niye samanlıkta aramıyorsunuz?”
     Nasreddin Hoca;
     “Orası çok karanlıktı,” demiş.
     Hiç
     Nasreddin Hoca, Sivrihisar’da kadı iken bir gün biri davalı, diğeri davacı iki kişi gelmiş. Davacı;
     “Kadı Efendi,” demiş. “Bu adam kazmayla taş söküyordu. Sen kazmayı vurdukça ben ‘Hıh!’ desem bana ne verirsin?” diye sordum. O da bana ‘Hiç!” dedi. O kazmayı vurdukça ben yanında durup ‘Hıh!’ dedim, ama şimdi benim hiç’imi vermiyor, davacıyım,” demiş.
     Hoca davalıya, “Dedikleri doğru mu?” diye sormuş. Davalı da;
     “Doğrudur, efendim!” demiş.
     Bunun üzerine Hoca, davacıya dönerek; “Şu duvardaki dolabı aç bakalım,” demiş.
     Adam dolabın kapısını açmış.
     Hoca, “Ne var orada?” diye sormuş.
     Dolap bomboşmuş. Adam, “Hiç!” deyince, Nasreddin Hoca;
     “Hah, al oradaki hiç’i de git!” demiş.
     Ördek Çorbası
     Hoca etrafı yemyeşil ağaçlarla çevrili, içinde ördeklerin yüzdüğü gölün kenarına oturmuş, kuru ekmeğini suya batırıp yumuşatarak yiyormuş. Oradan geçen biri, “Ne yiyorsunuz, Hocam?” diye sormuş.
     Nasreddin Hoca hoşnut ve mütebessim; “Ördek çorbası içiyorum!” diye yanıt vermiş.
     Parayı Veren Düdüğü Çalar
     Hoca bir gün pazara gitmek için yola koyulmuş. Az sonra çocuklar önünü kesmiş;
     “Hoca, bize pazardan düdük al,” diye bağrışmışlar. Tabii para hak getire! İçlerinden sadece biri çıkıp parasını uzatmış.
     Pazar dönüşü aynı çocuklar yine Hoca’yı çevirmişler. Hoca, para veren çocuğa düdüğü uzatmış. Tam ayrılıyormuş ki, bütün çocuklar bağırmaya başlamış;
     “Hani bana, hani bana!” diye.
     Hoca çocuklara dönüp;
     “Parayı veren düdüğü çalar!” demiş.
Pamuk tarlası
     Hoca’nın her zaman tıraş olduğu berber vefat edince, “Bari halefine tıraş olayım,” demiş. Adamcağız usturayı her vuruşta Hoca’nın yüzünü kesiyor, kestiği yere de pamuk yapıştırıyormuş. Hoca, berberin elini yüzünden uzaklaştırıp kapıya doğru yürümeye başlayınca adam;
     “Hocam, nereye gidiyorsun?” diye sormuş. “Daha yarısı duruyor!”
     Hoca, kapıdan çıkarken;
     “Pamuk ektiğin yerin karşısına,” diye yanıtlamış. “Keten ekmeye gidiyorum!”
Hırsıza Bile Ağzımı Açmam
     Nasreddin Hoca çocukları baş göz edip yuvadan uçurunca kalmışlar mı bir Ayvaz bir Köroğlu. İncir çekirdeğinden kapı mandalına kadar her meselede karısıyla hırlı gürlü olmuşlar.
     Bir gün kuyudan su çekme işinde inatlaşmışlar. Sen getirirdin, ben getirmezdim tartışması söz orucuna gelmiş dayanmış. Söz orucu dediysek hani, bildiğiniz oruç değil, basbayağı bahis. Kim konuşursa, bahsi o kaybedecek. Günlerce dilleri kilitli yaşamışlar.
     Nasreddin Hoca’nın evde, karısının ise gezmede olduğu bir gün eve hırsız girmiş. Evi soyup soğana çevirmiş. Hoca da hırsıza yardım etmiş mi bilinmez ama ses çıkarmadığı kesin.
     Akşamüzeri karısı kapıdan girdiğinde bir de ne görsün: Anlattığımız hikâyenin, fazlası var eksiği yok.
     “Amanın hırsız!” diye yaygaraya başladığında, Hoca sevinçle ayağa fırlayarak;
     “Hanım bahsi kaybettin,” demiş. “Kalk kuyudan su getir!”

Yazar hakkında

Yorum Ekle