Romanın Toplumsal Etkisi – Kaynak Kitap (6)
Romanın Toplumsal Etkisi – Kaynak Kitap (6)

Romanın Toplumsal Etkisi – Kaynak Kitap (6)

       Etkili olan romanların pek çoğu için, toplumlarda küçük de olsa endişeye neden oldukları gerekçesiyle yasaklama kararı alınmış ve yaratıcılarının cezalandırılmalarıyla ya da kitapların yakılmasıyla sonuçlanan bu önlemlerle gözleri korkutulmak istenmiştir. Bu tür romanlar, toplum içindeki güçlü varlıkları çekip çıkarmada, romanın toplumsal gücünü göstermede en etkin şekilde hizmet vermektedir. Bu gruptaki yazarlar, romanı, kurulu düzenin tutum ve davranışlarının kamuoyuna sergilenmesinde bir araç olarak kullanmışlardır. Ancak, Volter’in Candide/Candide’si ile Johann Wolfgang von Goethe’nin “Genç Werther’in Istırapları” gibi bazı eserler, on sekizinci yüzyılda dini nedenlerle yasaklandı; on dokuzuncu yüzyılda Gustave Flaubert’in başyapıtı Madam Bovary/Madam Bovary ise, müstehcenlik gerekçesiyle mahkemeye verildi.
       Yüzyıllar boyunca çok sayıda roman siyasi nedenlerle yasaklandı. Nazi Almanya’sında ve diğer faşist ülkelerde, 1930’lu yıllarda, Jaroslav Hasek’in The Good Soldier Sveijk/Aslan Asker Şvayk romanı ile Ignazio Silone’un Bread and Wine/Ekmek ve Şarap adlı yapıtı, sadece yasaklanmakla kalmadı, aynı zamanda yakıldı. Rusya’da, sözü geçen kitaplar Çar ve komünistlerce yasaklandı. Birkaç örnek daha verecek olursak; Maksim Gorki’nin “Ana” adlı romanı 1920 ilâ 1930 yıllarında, Mikhail Bulgakov’un The Master and Margarita/Patron ve Margarita‘sı 1960’da ve Çek yazar Milan Kundera’nın The Unbearable Lightness of Being/Varoluşun Dayanılmaz Hafifliği 1984 yılında yasaklananlar arasında yer aldı.
       Demokrasiyle yönetilen ülkelerde kitaplar daha az sansüre maruz kalmış olsalar da, James Joyce’un başyapıtı, sözüm ona modern ve barış yanlısı Ulysses/Ulysses adlı romanı bile, 1930 yılında A.B.D. gümrük yetkililerince ele geçirildi ve A.B.D. Anayasası’ndaki ilgili maddesine rağmen, geleneksel düşünceleri değiştirdiğinden dolayı yasaklanan ve yakılan ilk kitap oldu. Diğer klasiklerden; Nathaniel Hawthorne’un The Scarlet Letter/Kırmızı Leke, Mark Twain’in Huckleberry Finn’in Maceraları, J.D. Salinger’in Çavdar Tarlasında ve Harper Lee’nin Bülbülü Öldürmek adlı romanları aynı listede yer aldı.
       Bu romancılar, tüm dünyada dışlanma, taciz, sürgün ve hapis cezalarıyla karşılandı. İronik olarak, her ikisi de, Thomas Mann The Magic Mountain/Sihirli Dağ ile Lion Feuchtwanger Success/Başarı adlı yapıtlarındaki anti-faşist pozisyonları nedeniyle Nazi Almanya’sından sürgün edildiler. İkinci Dünya Savaşı sonrasında A.B.D.’nde de, bu kez komünist avcıları tarafından faşizm karşıtı oldukları için izlendiler. Zaman içerisinde kendi ülkelerinden bu gerekçelerle sürgün edilenlerin listesinden; Voltaire Candide, Honore de Balzac Pe’re Goriot/Goriot Baba, Ignazio Silone Ekmek ve Şarap, Ciro Alegria Geniş ve Yabancı Dünya, Nuriddin Farah Close Sesame/Yakın Arkadaşlar, Isabel Allende The House of the Spirits/Ruhlar Evi, Jorge Amado Gabriela, Clove and Cinnamon/Tarçın Kokulu Kız ve Bei Dao Dalgalar sadece birkaçıydı.
       Yirminci yüzyılın ilk yarısında, romanı en çok zulme uğrayan yazarlardan biri Salman Rüştü’dür. Rüştü, The Satanic Verses/Şeytan Ayetleri adlı romanını yayınladığı 1988 yılından buyana sürekli ölüm tehdidi almaktadır. Yapılan çeşitli gösterilerde, Müslüman dünyasından yetmişin üzerinde kişi öldürülmüştür.
       Bu kategoride yer alan birçok romancı, kendi ülkelerindeki siyasi otoritenin baskısına karşı çıktığı için hapse atılmıştır. Bunlar arasında; This Earth of Mankind/İnsanoğlunun Dünyası’nın yazarı Pramoedya Ananta Toer –ki, yirmi birinci yüzyıla kadar Endonezya’nın bir kentinde tutukluydu–, The Interpreters/Yorumcular’ın yazarı, Nijeryalı Wole Soyinka – ki, kısa bir süre önce hapse atıldı–, Petals of Blood/Kan Yaprakları’nın yazarı Kenyalı Ngugi wa Thiong ile Tarçın Kokulu Kız’ın yazarı Brezilyalı Jorge Amado da vardı.
       Biz yazarlar, hem kadın hem de azınlık yazarları da dahil olmak üzere, geniş bir yelpazede, farklı konularda okurlarımızı temsile çalışırız. Roman türünün Batı düşüncesi üzerinde etkili bir yoğunlaşması olsa da, hemen her kıtanın, Afrika, Asya, Avustralya, Avrupa, Kuzey ve Güney Amerika’daki bazı önemli eserler de dahil olmak üzere, mümkün olduğunca çok kültürün temsilcisi olmaya gayret ederiz. Ancak okurun, bazı büyük ülkelerde bu hacimde temsil edilmediği veya az temsil edildiği de bir gerçektir; bunu da keşfedeceksiniz. Bu eksiklikler, koşulların eşitsizliği nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Bir eksiklik, sosyal amaçlı romanların yetersizliğidir. Bir başka eksiklik, daha genel bir kitleye hitap eden İngilizce çeviriye erişebilirlik eksikliğidir. Avrupa’da yayınlanan metinler arasında, örneğin İskandinav, İsviçre ve Hollanda kaynaklı romanlar, sosyal eleştiri kategorisinde temsil edilmemektedir. Roman, bu ülkelerde hızla gelişen tiyatro, şiir, deneme ve kısa öykü karşısında bir arka koltuğa geçmiş durumdadır. Yirminci yüzyılla birlikte, kendi içinde, daha çok değişimi etkilemek için daha ziyade tarihsel romantizm, pastoral idil, yerel edebiyat, aile destanları ve psikolojik çalışmalara yönelinmiştir. Sonunda, özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, sosyal ithalat birkaç roman, Norveç, Finlandiya, İsveç, Danimarka, İsviçre ve Hollanda’da ortaya çıkmıştır. Ancak, nadiren de olsa, üniversite baskılarının dışında basılmış az sayıda İngilizce roman görülmektedir.
       Benzer şekilde, Asya ülkelerinden Kore, Kamboçya ve Vietnam bu tercihlerden tam anlamıyla yoksundur ve Japonya, Çin ve Endonezya’daki roman sayısı sayılamayacak kadar azdır. Bu üç Asya ülkesi, birçok sanatsal alanda güçlü olmalarına karşın, uzun roman üretiminde güçsüzdür. Kore ve Kamboçya’da, son zamanlara kadar edebiyat, genelde kısa öykü, deneme ya da şiir türlerinde kendini göstermiş ve yine genelde, ayrıcalıklı sınıfın erkekleri tarafından okunur olmuştur. Güney Kore’de, sosyal amaçlı romanların geliştirilmesi çalışmaları bastırılmış, Vietnam’da birkaç romancı, Batılı yazarların tarihsel roman tarzını taklitle yetinmiştir. Ho Chi Minh’in yönetim gücünün hüküm sürdüğü Kuzey Vietnam’da ise, 1954 sonrasında birkaç romancı, komünist yönetimindeki mutlu yaşam koşulları hakkında anonim yazılar türetmiştir. Üretilen bu az sayıdaki eserler, Vietnam Savaşı sonrasına kadar sosyal eleştirilere maruz kalmış, bazı romanlar, savaşın yıkım görüntülerinin ardından ortaya çıkmışsa da, İngilizce’ye tercüme edilmemiştir. Çin ve Japonya’nın zengin edebiyat çevirilerinde de güvenilir bir seçicilik vardır.
       Bazı durumlarda, bu kapasite içerisinde büyük ülkelerin yeterince temsil edemediği roman türleri, tarihsel romantizm, aile destanları, manevi arayış, psikolojik roman ve çocuk hikâyeleri olmuştur. Bunlar, toplumsal amaçlı romana yol vermek için daha yavaş bir seyir izlemiştir. İngiliz romancılığı, çok uzun bir süre Hindistan edebiyatına hâkim olmuş, Kanada’da ise, bölge dışından ithal edilen birkaç romanın etkisi hissedilmiştir.
       Elinizdeki bu eser, bir tür geleneksel edebiyat tarihi olarak görülmemelidir. Biz o romanları, edebiyat dünyasındaki hak ettikleri yerden ya da kendi içerisindeki toplumsal etkileme gücünün azlık veya çokluğundan dolayı seçmedik. Amacımız, bir bütün ya da genel okuyucu kitlesinin bireysel üyeleri olarak, toplumu etkileyen eserlerin üzerine odaklanmaktı. Böylelikle elimizde, daha tanıdık eserlerden oluşan bir listenin yanı sıra, karanlıkta kalan bazı romanların da açığa çıkarılması mümkün olacaktı.
       Edebiyat eleştirmenleri, bu kategoride temsil edilen birçok roman için tipik bir mesaj vermektedirler. Bu mesajlarda sık sık; onları kötülemek veya sıradan bir okur kitlesine sahip olduklarını söylemekten ziyade, sanatsal eğilimlerinin ağır bastığını, ancak daha sofistike bir kitle için yazıldığını vurgularlar. Böyle olmasına rağmen, Eugene Sue Paris Gizemleri, Robert Tressell The Ragged Trousered Philanthropists/Buruşuk Pantolonlu Hayırseverler, Horatio Alger Ragged Dick/Düzensiz Dick ve Timothy Shay Arthur Bir Bar Odasında On Gece Ne Gördüm adlı çalışmalarıyla geniş okuyucu kitlesi üzerinde etkili olmuş ve olağanüstü popülerliğini muhafaza etmişlerdir. Onlar ülkelerinin sanatsal gelenekleri doğrultusunda değil, toplum üzerinde oluşmasına karar kıldıkları etki nedeniyle tutulmuşlardır. Bu yazarların diğer romanları, edebi kuruluşlar tarafından hor görülmüştür. Batı dünyasında çok tutulan savaş karşıtı ünlü romanın yazarı olan Erich Maria Remarque, o kadar popüler olmasına rağmen, Alman eleştirmenler tarafından lanetlenmiştir. Geniş kitlelerin romana bu kadar sahip çıkması ve savunması, herhalde onun sanatsal değerinin yüksek oluşundan değildi. Elbette ki bazen, yapılan eleştirinin içeriği, küçümseme ya da siyasi yöne çekme gayretleriyle birleştirilmiştir. Buna örnek olarak; dokunulmaz sanılan Mahatma Gandi’nin öğrencisi Mülk Raj Anand, yeni Hint edebiyatının üyeleri tarafından kınandı ve Hindistan Yazarlar Derneği’nden atıldı. Aynı şekilde, eserleri İspanyol okuru tarafından sürekli talep edilen Vincente Blasco Ibanez’in kitapları, siyasi aktivist olduğu gerekçesiyle İspanyol Hükümeti tarafından yıkıcı bulunarak yasaklandı, eleştirmenler tarafından da gözardı edildi.
       Biz de yayın sırasında az da olsa bazı durumlardan etkilendik. Böyle bir kitap için önümüzde bol miktarda materyal vardı. Biz, yayınlandıktan sonra kısa sürede kaybolan, uzun zaman sonra yeniden ortaya çıkan romanları da çalışmamıza dahil ettik ve bunu özellikle belirttik. Örneğin; Franz Kafka’nın The Trial/Dava’sı 1925 yılında yayınlandı, ancak daha sonraki bir tarihte, 1950’lerde klasik haline gelerek varoluşçuluğu temsil eden bir kitap oldu. Herman Hessen’in Bozkırdaki Kurt’u, Doğu felsefesi ve uyuşturuculara duyulan ilgi döneminde, 1927’de yayınlanmasına rağmen, sansasyonel popülerliği ancak 1960’larda ortaya çıktı. Bu diriliş, daha çok 1960 ve 1970’li yıllarda kadınların çabaları ve Afro-Amerikan çalışmalarının büyümesinden kaynaklandı. Kate Chopin’in The Awakening/Uyanış adlı romanı 1899’da basılmasına karşın 1961’de klasik haline geldi. Aynı şekilde, 1901 yılında Avustralya’da yayınlanan Miles Franklin’in My Brilliant Career/Parlak Kariyerim adlı yapıtı, klasik eserler grubuna 1970 yılında yeniden dahil oldu. James Weldon Johnson’un The Autobiography of an Ex-Colored Man/Renksiz Bir Adamın Otobiyografisi 1912 yılında ve Zora Neale Hurston’un Their Eyes Were Watching God/Gözleri Tanrıyı İzliyordu 1937 yılında yayınlanmalarının ardından kısa sürede ortadan kayboldu, ancak 1960-1970’li yıllarda tekrar ortaya çıkarak ün kazandı; Amerika’da ırkların yeniden değerlendirilmelerine ilham kaynağı oldu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir