DECAMERON-91 (Seksen Altıncı Hikâye)

D

     Miugnone vadisinde birkaç yıl önce dürüst bir adam vardı. Yolcular onun lokantasında az para ile yeyip içebilirlerdi. Bir de fakirhane evi vardı. Bazen, tanıdıklarını orada yatırırdı. Bir güzel karısı ve iki çocuğu vardı. Çocuklardan birisi on altı yaşında bir kızdı. Öteki, bir yaşında bir oğlandı. Bu civarlara sık sık gelen, asil bir genç, evin kızına vurulmuştu. Kız da böyle bir gencin ilgisine dayanamayıp, ona vurulmuştu. İkisi, pekala mesut olabileceklerdi. Ama, ne çare ki, genç Pinuçyo dedikodudan korkardı.
     Ama, aşkı günden güne şiddetleniyordu. Buna bir çare olarak, kızın babasının otelinde kalmayı ve bu sayede kıza yaklaşmayı düşündü. Kendisi ve Adriyano namındaki yakın dostu bir gün atlarına atlayarak, akşam Miugnone’ye vardılar, kendilerini Romagna’dan geliyor göstererek, küçük otelin kapısını çaldılar. Otelci, onları tanıdığı için hemen kapıyı açtı.
     Pinuçyo, otelciye: “Bizi bu akşam barındırmalısın,” dedi. “Floransa’ya varacağımızı ummuştuk, fakat karanlık bastı gidemedik.”
     Otelci: “Biliyorsun ki,” dedi. “Otelim, sizin gibi müşterilere göre değil, ama karanlık bastığına göre, elimden geldiği kadar sizi ağırlamaya çalışırım.”
     Gençler bunun üzerine atlarından indiler ve otelciyle beraber akşam yemeğini yediler. Otelin bir odacığı vardı. Güç bela üç yatak sığdırılmıştı. İki yatak bir tarafta, bir yatak da öte tarafta. Arada dar bir geçit bulunuyordu. Otelci, bu yatakların iyicesini gençlere verdi. İkinci yatağa onların uykuya daldığını gördükten sonra kızını yatırdı, üçüncü yatağı da karisiyle kendisine ayırdı. Yanlarına da çocuğun beşiğini koydu.
     Pinuçyo uyumamış, her şeyi görmüştü. Herkes uykuya dalınca yatağından kalktı ve sevdiği kızın yatağına sokuldu. Kız, korkmakla beraber, delikanlıyı kabul etti. Bu esnada dışarıda kedi bir şey düşürmüş ve otelci kadın uyanmıştı. Yatağından kalkmış, gürültünün geldiği yere gidiyordu. Adriyano da tuvalete gitmek üzere kalkmıştı. Beşik, yolunu kestiğinden, onu kendi yatağının yanına çekmişti. Otelci kadın işini bitirip geri geldi. Kocasının yatağına doğru yöneldi, fakat beşiği bulamayınca birkaç adım öteye gitti ve beşiği orada görerek, kocasının yanı sanıp, Adriyano’nun yatağına uzandı. Adriyano henüz uyumamıştı, kadını o kadar güzel kabul etti ki, o buna hayran oldu. Pinuçya sonra kalktı, yatağına dönmek istedi, beşiğe çarpınca, onu otelcinin yatağı sandı. Birkaç adım ileri gitti, Pinuçyo orasını Adriyano’nun yatağı sanarak: “Bilir misin?” dedi. “Böyle güzel kız görmedim!”
     Otelci, bu nahoş sözleri işitince, kendi kendine: “Bu adamın burada ne işi var?” dedi. Sonra öfkeli öfkeli: “Bu terbiyesizlik, Pinuçyo,” dedi. “Bunu bana niye yaptın? Ama, ben de sana bir şey yaparım!”
     Pinuçyo ihtiyatsızlıkla: “Bana ne yapacaksın?” dedi. O esnada kendini kocasının yanında olduğunu sanan otelci kadın, Adriyano’ya: “Bizim müşteriler,” dedi. “Niçin böyle dövüşüyorlar?”
     Adriyano gülerek: “Bırak serserileri, çok içmiş olacaklar,” dedi.
     Adriyano’nun sesini tanıyan otelci kadın, hatasını anladı. Bir şey sezdirmeyecek kadar akıllıydı. Hemen kalktı, çocuğun beşiğini karanlığa rağmen bir yere takılmadan kızının yatağının yanına getirdi ve kendisi de kızının yanına uzandı. Ve sonra kocasına: “Pinuçyo ile ne konuşuyorsun?” diye sordu. Adam: “Duymuyor musun?” dedi. “Bu gece kızımızla neler yaptığını anlatıyor!”
     Otelci kadın: “Onun kızın yanında yattığı düpedüz yalan,” dedi. “Ben, uykum kaçtığı için kızımın yanına yatmıştım. Bu laflara inanırsan eşeksin. Erkek milleti değil misiniz, akşamları çok içiyorsunuz ve gece böyle rüyalar görüyorsunuz, ama Pinuçyo niçin yatağında değil?”
     Kendisinin ve kızının yaptıkları rezaleti kadının ustaca maskelediğini gören Adriyano: “Sana yüz defa, dedim, böyle dolaşmayasın diye. Uykuda kalkıp dolaşmak senin kötü huyun, rüyanı gerçek gibi anlatmak da en fena alışkanlığın.”
     Kadının ve Adriyano’nun bu sözleri, otelciyi öyle ikna etti ki, Pinuçyo rüya gördüğünü sandı. Böylece Pinuçyo’yu omuzlarından tutarak: “Uyan,” dedi. “Yatağına git.”
     Pinuçyo işi kavrayarak, öyle saçmalamaya başladı ki herkes gülüyordu. Nihayet uykudan uyanmış gibi görünerek: “Sabah oldu mu Adriyano, beni niçin uyandırdın?” diye sordu. Böylece, Adriyano uyku sersemiymiş gibi: “Evet, buraya gel.” dedi.
     Ertesi sabah, otelci, Pinuçyo’nun rüyalarını söyleyip söyleyip gülüyordu. Bu arada da gençler, iştahla kahvaltılarını yapmışlar ve Floransa yolunu tutmuşlardı. Bundan sonra da Pinuçyo ile kız, sık sık buluştular. Kız, hâlâ Pinuçyonun rüya gördüğünü yutturmaya uğraşıyordu. Ama, otelci kadın, Adriyano’nun buselerini tatlı tatlı hatırlayarak işin hakikatini en sıcak şekilde duyumsuyordu.

(Yazan: Giovanni Boccaccio – Çeviren: D. Yılmaz Tekin)

Yazar hakkında

Yorum Ekle