Eğlenceli Fıkralar (3)

E

Yanlışlık
     Üç sarhoş tren istasyonuna gelmişlerdi. Üçü de sallanıyordu.
     Tren kalkmak üzereydi. Onlar toparlanıncaya kadar kalktı. İstasyon memuru ikisini zor bindirebildi. Geri kalan üçüncüsüne dönerek;
     “Talihin yokmuş,” dedi. “Artık bundan sonraki trenle gidersin.”
     Üçüncü sarhoş kendini toparlayarak:
     “Kimin talihinden bahsediyorsun? Trene bindirdiğin iki arkadaşım beni uğurlamaya gelmişlerdi!” dedi.
Perhiz
     Şişman kadınların merhametli olduklarını işitmişti. Karşıdan yuvarlana yuvarlana, güçlükle nefes alan bir kadının geldiğini görünce yaklaşan dilenci, bütün ustalığını kullanarak kendisine acındıracak en uygun pozları verdi ve;
     “Bayan!” dedi. “Saygıdeğer bayan! Bana acıyınız. İnanın ki üç gündür yemek yemedim.”
     Şişman kadın;
     “Aman ne iyi!” dedi. “Ne talihli adamsın. Keşke ben de senin gibi yapabilseydim.”
     Ve yürüyüp gitti…
Ağustos böceği ile karınca
     Arkadaşını evine çağırmıştı. Yemekten sonra oturma odasına geçtiler. Bir koltuk göstererek;
     “Bu koltuk bana 50 bin liraya mal oldu,” dedi.
     Arkadaşı inanmadı:
     “Şaka yapıyorsun! 50 bin liraya koltuk olur mu?”
     Beriki gülerek cevap verdi:
     Geçen yıl senin gibi iş peşinde koşacak yerde bu koltuğa yaslanıp keyfime baktım. Kaybettiğim para aşağı yukarı 50 bin lira.”
A.O.Ç.
     Yavru deve annesine sormuş:
     “Anne bizim niye hörgücümüz var?”
     “Çöl sıcağında susuzluğa dayanabilelim diye!”
     “Anne bizim toynaklarımız niye bu kadar geniş?”
     “Çölde ayaklarımız kuma batmasın diye!”
     “Anne bizim boynumuz niye bu kadar uzun?”
     “Çölde uzaktan gelebilecek tehlikeleri görebilelim diye!”
     “Peki anne, Allah aşkına bizim Atatürk Orman Çiftliği’nde ne işimiz var?”
Fark
     Adam otomobiliyle bir şehirden birine gidiyormuş. Gideceği şehre birkaç kilometre kala lastiği patlamış. Arabayı kenara çekip tekerleği sökmüş, cıvataları jant kapağının içine koyup stepneyi takmaya başlamış. Birden arkasından gelen bir otomobil jant kapağına çarpmış ve kapak havaya fırlamış, içindeki cıvatalar da kaybolmuş. Adam beyninden vurulmuşa dönmüş. Şimdi ne olacak? Cıvataları nereden bulacak?
     Kara kara düşünürken karşıdaki binadan birisi bağırmış:
     “Düşünüp durma yahu! Diğer üç tekerlekten birer tane cıvata sök, tak… Seni şehre kadar idare eder.”
     Adam, “Sahi yahu!” demiş. “Bunu hiç düşünmemiştim.”
     Adamın dediğini yapıp tekerleği yerine taktıktan sonra teşekkür etmek için başını kaldırmış. Aaa… Orası akıl hastanesi değil mi? Adam da delinin biri olmalı. Şaşırmış ve akıl veren adama dönerek;
     “Yahu sen deli değil misin? Nasıl akıl ettin bunu?”
     Adam cevap vermiş:
     “Biz deliyiz beyim, deli! Aptal değiliz. Aptallık başka şey, delilik başka şey!”
Oh Çekince
     Köylünün biri panayırdan eşek almış. Satıcı, “İyi eşektir, hoş eşektir ama deh çüşten anlamaz,” demiş.
     “Ya ne yapacağım?”
     “Oh deyince yürür, âmin deyince durur.”
     “İyi, demiş köylü, “Ben de öyle yaparım.”
     Atlamış eşeğe ve başlamış “Oh” çekerek köye gitmeye. Eşek her “Oh”ta biraz daha hızlanırmış. Ama birden yolun sonunda uçurum gözükmüş. Eşek doludizgin uçuruma gidiyor… Köylü ne diyeceğini unutmuş. “Âmin” dese duracak ama aklına gelmiyor. Eşekle birlikte uçurumdan aşağı uçacaklar. Tam uçurumun kenarına geldikleri sırada ne diyeceği köylünün aklına gelmiş. Bir “Âmin” çekmiş ki, yer gök inlemiş. Eşek de durmuş.
     Köylü bu sefer kurtulduğuna şükretmiş. Rahatlamış ya, derinden bir “Oh” çekmiş… Gerisi malûm!
Sülfürik Asidin Türkçesi
     Ankara 1. Sanat Enstitüsü Fizik-Kimya öğretmeni Salim Savcı, birinci sınıflardan birine kimya dersi vermek üzere girdi. Dersin konusunu açıkladı, neler anlatacağını tahtaya yazdı, şekillerini çizdi.
     Dersin konusu yangın söndürme aletleri idi. Şekillerden birinin sağında bir ok işareti yer almış, karşısına da (H2SO4) sülfürik asit yazılmıştı.
     Konuyu anlatırken sülfürik asidi kısaca tanıttı. Öğrencilerin ilgisini çekmek için, “Çocuklar, halk arasında sülfürik aside ne ad verilir, bileniniz var mı?” diye sordu.
     Bir duraklamadan sonra ön sıralardan bir el kalktı.
     “Öğretmenim, bize ortaokulda öğretildiği gibi söyleyebilir miyim?”
     “Söyle.”
     “Hasan iki, Salak Osman dört!”
İki Dilenci
     Kilisenin kapısında iki dilenci varmış. İçeri girenler birinin yüzüne bakıp, sadakayı ikinciye veriyorlarmış. Oradan geçen bir Müslümanın dikkatini çekmiş. Bakmış ki bir dilencinin yakasında haç, diğerinde de altı köşeli yıldız var. Yani Musevi işareti…
     Kiliseye girenler önce Musevi’nin yıldızına bakıyorlar, sonra göğsünde haç olana para veriyorlar. Müslüman adam, Musevi dilenciyi bir kenara çekmiş:
     “Oğlum, sen havranın önüne git, kilisede sana para vermezler!”
     Musevi dilenci gülmüş:
     “Aldırma beyim! Aramızda kalsın, onun da adı Salamon’dur! Bana kızıp parayı ona veriyorlar. Akşam olunca paylaşıyoruz!”
Tellalın Palavrası
     Köylünün biri panayıra inek indirmiş. Niyeti satmak. Öğleye kadar dolanmış durmuş, alıcı yok. Bir tellal bulmuş ve ineği ona vermiş. Tellal tutmuş ineğin yularından ve başlamış bağırmaya:
     “Bu inek soyludur, bu inek boyludur, bu inek altmış okka süt verir, bu inek altı aylık gebedir…”
     İneğin sahibi yanaşmış tellalın yanına;
     “Bana bak, dediklerin doğruysa ben bu ineği satmaktan vazgeçtim!”

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz