Nasreddin Hoca Fıkraları İlk Olarak Nasıl Derlendi?

N

     Nasreddin Hoca hikâyeleri ilk olarak ne zaman, nasıl derlenmiştir? Bu çok önemli konu üzerinde durmak gerekir. Bizim araştırmalarımıza göre, Nasreddin Hoca, öldükten sonra çabuk unutulmamış, aksine çok daha yaygın şöhret haline gelmiş, bir süre sonra da dilden dile dolaşan hikâyeleri yazılı hale getirilmiştir. Şöyle ki, Paris’teki Bibliothéque Nationale’da Türkçe yazmalar arasında beş-on tane de yazma (Letâif-i Nasreddin Hoca) vardır. Bunların birisi, 1676 yılında İstanbullu Mehmet adlı bir kâtip tarafından eski bir nüshadan kopya edilmiştir (Turc. Supp. 1408) Bu yazma eserin başında, adı bizce bilinmeyen yazar, Nasreddin Hoca hikâyelerini ilk olarak nasıl derlediğini, sadeleştirerek tercüme ettiğimiz şu cümlelerle açıklamaktadır:
     “Bu kitap Nasreddin Hoca’nın en doğru hikâyelerini ve şirin lâtifelerini bildirir. Nasreddin Hoca, Akşehir diye tanınan mahalde yaşamış, meşhur olmuştur. Halk ise, onun ağızdan ağıza söylenen hikâyelerini her geçen günle birlikte unutup gitmektedir. Ben, özel olarak hulûs-ı kalpla Nasreddin Hoca’nın Akşehir’deki mezarını ziyaret etmiştim. O gece rüyamda Hoca’yı gördüm. Benim için dua etti ve dedi ki: Bir risale yaz, sen de halk içinde şefaate mazhar düşesin. Uyandım ve hemen türbesine gittim. İki rekât namaz kılıp selam verdiğim sırada, sağ yanımda dua eden bir pîr gördüm. Rüyamı ona anlattım. Dedi ki: Hoca’nın lâtifelerini toplayıp bir kitap yapman gerekiyor. Sen de dua alırsın. Bunu söyledikten sonra gözden kayboldu. Ben de beş bölüm üzerine bu kitabı yazdım…”
     Kitapta 112 fıkra vardır. Eğer, 1676 yılındaki kopya sırasında yeni hikâyeler ilave edilmemişse, Nasreddin Hoca, ilk olarak yazılı hale getirildiği zaman gerçek hikâye sayısı 112 olmak gerekir. Bu kitaplar Paris’e ne zaman gelmiştir? Şu var ki, Fransızlar Nasreddin Hoca’yı, kendi dillerinde ancak 1742 yılından sonra tanımaya başlamışlardır.
     1742 yılında, İstanbul’daki Fransız konsolosluğu memurlarından Dominique Fornetty, bulduğu bir Nasreddin Hoca kitabını, Fransızca’ya çevirmiş ve Paris’e göndermiştir. Yazma olarak bugün Bibliothéque Nationale’da bulunan bu kitap (Turc. Supp. No: 947) elden ele dolaşmış, birçok kopyaları çıkarılmıştır. Ayrıca, bu tarihten sonra, İstanbul’daki Fransız konsolosluğu, Napoléon Bonaparte’ın özel kütüphanesi için, İstanbul’dan ve Anadolu’dan derlediği, birçok el yazması eserlerle birlikte (Letâif-i Nasreddin Hoca) adlı on kadar yazmayı da Paris’e göndermişlerdir.
     Nasreddin Hoca, 18’inci yüzyılın başlarından sonra Avrupa’da tanınmaya başlandığı halde, üzerinde ciddi araştırmalar ancak 19’uncu yüzyıl içinde olmuş, Paris’te, Londra’da, Berlin’de, Budapeşte’de, Viyana’da, Roma’da, Atina’da ve daha başka Avrupa şehirlerinde Nasreddin Hoca için kitaplar yazılmıştır. Bunlar arasında, 1792 yılında M. Basset’nin Paris’te, 1899 yılında Dr. Kunos Ignacz’ın Budapeşte’de, 1911 yılında A. Wesselski’nin Weimar’da yayınladıkları Nasreddin Hoca’lar, gerçekten titizlikle hazırlanmış ve Hoca, hikâyeleri ve kişiliği ile bilimsel bir araştırma konusu olmuştur. Hele A. Wesselski, eserinde, hikâyeleri teker teker incelemiş, bunlar içinde Hoca’ya ait olanları ve olmayanları ayırmış, kritiklerini yapmış, ayrıca Türkiye’de, Balkan ülkelerinde, Kuzey Afrika’da ve Arap memleketlerinde söylenen Nasreddin Hoca hikâyelerini karşılaştırmalı olarak tespit etmiş, varyantları üzerinde durmuştur.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz