Hasırcı Kız
Hasırcı Kız

Hasırcı Kız

     Bir varmış, bir yokmuş…
     Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, ben anamın beşiğinde tıngır mıngır sallanırken bir baba dev ile bir de karısı varmış. Bu kadının her çocuğu olmasında, dev onu koymazmış ki yaşasın. Ne zaman bir çocuğu olsa onu muhakkak yermiş.
     Baba dev, bir gün askere gidiyor. Karısı da bir kız çocuğu doğuruyor. Dev, karısının hamile olduğunu da bilmiyor. Devin karısı; “Bu kızı da yer!” diye korkusundan kızı başkasına veriyor. Dev’e de bir mektup yazıyor ki; “Bir kızın doğdu amma öldü.” diyor.
     Devin kızını alan kadın, çok iyi birisiymiş. Kıza gözü gibi bakıyor.
     Bir gün dev askerden geliyor. Kadına doğurduğu kızı soruyor. Karısı da kızın öldüğünü söylüyor.
     Dev;
– O zaman bana ölüsünü göster, diyor.
     Karısı da başka bir çocuğun ölüsünü gösteriyor. Dev o ölü çocuğu yiyor.
     Gel zaman git zaman kız büyüyor. Günlerden bir gün kıza bakan kadın buna;
– Kızım filân teyzene git de kömür iste, diyor; kızı esas annesinin yanına gönderiyor.
     Kız annesine gidip;
– Annem biraz kömür istedi, diyor. Esas annesi de devi göstererek;
– Git, amcanın yanında maşa var, onunla al, diyor.
     Kız gidiyor, tam maşayı alacağı sırada dev, kızın eteğine yapışıyor:
– Bu benim kızımdır, diyor, onun kendi kızı olduğunu anlıyor.
     Kadın, her ne kadar; “O senin kızın değil!” diyorsa da bir türlü kocasını inandıramıyor.
     Dev ile karısı kızı çekiştirip duruyorlar. Sonunda karısı deve;
– Her çocuğumu yedin. Bari bunu benim gözümün önünde yeme, diyor.
     Dev, karısının dediğini kabul edip;
– İyi öyleyse ben de dağda yerim, diyor.
     Devin kızı dağa götüreceği gün geliyor. Annesi kıza her şeyi anlatıyor. Ona otuz dokuz tane güzel elbise giydiriyor. Her cebini de altın gümüşle dolduruyor. Üstüne de bir kötü elbise giydiriyor. Sonra da başının çaresine bakmasını söyleyip, yola vuruyor.
     Kız katırın üstüne biniyor, ormana doğru gidiyorlar. Dev kıza;
– Ben odun kesmeye gidiyorum, diyor.
     Kız, devin dişlerini bileylemeye gittiğini anlıyor. Hemen katıra sıkıca vuruyor, katırı kaçırıyor. Kız mahsustan bir çığlık atıp, babasını çağırıyor. Dev telaşla geliyor. Kıza ne olduğunu soruyor.
     Kız, sağa giden katırın yönünü değil de sol tarafı gösteriyor. Dev sol tarafa gidince kız da öbür tarafa doğru kaçmaya başlıyor. Gide gide bir hasırcının önüne geliyor. İçeri girip, hasırcıya başına gelenleri anlatıyor. Hasırcı kızı bir hasıra dolayıp, oraya dikiyor. Az sonra dev dükkâna geliyor:
– Buralardan bir kız ile bir katırın geçtiğini gördün mü, diye soruyor.
     Hasırcı mahsustan;
– Ben palan satmıyorum kardeşim, diyor. Dev;
– Ne palanı be! Ben bir katır ile bir kız gördün mü, diyorum, diyor.
     Hasırcı hiç oralı olmuyor, yine;
– Ben palan-malan satmıyorum, deyince dev, çok sinirleniyor:
– Senin palanın da batsın, sen de bat, diyor.
     Dev, oradan gidince hasırcı, kızı, doladığı hasırdan çıkarıyor. Kızı, tanımasın diye de ona hasırdan bir elbise dikip, kızı gönderiyor.
     Kız, kapı kapı iş aramaya başlıyor. İş ararken bir paşanın yanına geliyor, amma paşa kıza; “Pis hasırcı kız.” deyip iş vermiyor.
     Derken kızın yolu saraya düşüyor. Padişah’ın karısının yüreği kıza acıyor, kızı saraya işe alıyor. Kıza hiç önem vermiyorlar. Kız da durmadan çalışıyor.
     Bir gün bir yerde düğün oluyor. Padişah’ın hanımı saraydaki herkesi düğüne götürüyor; amma bu kızı götürmüyor. Kız da; “Siz durun bakalım!” diyor. Kız, annesinin verdiği güzel elbiselerden birini giyiyor; altını gümüşü takıp, savura savura düğüne gidiyor. Herkesin gözü kıza düşüyor.
     Padişah’ın karısı kıza;
– Sen kimsin, nerelisin, diye soruyor.
     Kız, önceden ekmek pişirirken eline oklava ile vurdukları için aklına o geliyor:
– Oklava köyündenim, diyor.
     Düğün bitiyor, herkes evine geliyor. Padişah’ın oğlu annesine;
– Eee… Güzellerden ne haber, diye soruyor. Annesi de;
– Ah oğlum, bugün bir güzel gördüm; sanki bir ahu melek, diyor.
     Günlerden bir gün sarayda çamaşır yıkanırken kızı da çamaşırın başına oturtuyorlar. Kız çamaşır yıkamayı beceremiyor. O zaman eline tokaçla vuruyorlar.
     Derken yine bir gün Padişah’ın hanımını düğüne davet ediyorlar. Bu sefer de herkesi götürüyor, kızı yine götürmüyor. Kız; “Siz hele bir durun!” diyor. Güzelce giyiniyor, süsleniyor; altınını gümüşünü serperek düğün yerine gidiyor. Padişah’ın hanımı bile altınlardan gümüşlerden topluyor. Kız içeri girer girmez herkes hürmet gösteriyor. Padişah’ın karısı bile hürmetle karşılıyor. Kıza;
– Nerelisin, diye soruyor. Kız da;
– Tokaç köyündenim, diyor.
     Az sonra zamanının geldiğini anlıyor. Padişah’ın karısına;
– Ah teyzeciğim! Benim gitme zamanım geldi, diyor.
     Kız, düğün evinden ayrıldıktan sonra da düğün dağılıyor. Herkes evine geliyor. Padişah’ın oğlu annesine;
– Güzellerden ne haber, diye soruyor. Annesi;
– Ah oğlum! Bugün bir güzeldi ki… Ah! O benim gelinim olaydı da üç günlük ömrüm olsaydı, diyor.
     Oğlan sanki biraz anlamış gibi oluyor.
     Günlerden bir gün sarayda ekmek yapılıyor. Kızı da başına oturtuyorlar. Kız ekmek yapamayınca eline evirgeçle vuruyorlar.
     Padişah’ın hanımını bir düğüne daha çağırıyorlar. Kızı yine götürmüyor. Kız da en güzel elbiselerini giyinip, düğünün olduğu yere doğru altınını gümüşünü savura savura giderken Padişah’ın hanımı bile bunlardan topluyor. Sonra kıza;
– Nerelisin, diye soruyor. Kız da;
– Evirgeç köyündenim, diyor.
     Bu sırada Padişah’ın oğlu sarayda Hasırcı Kız’ı arıyor. Orada kızın hasır elbisesini görüyor:
–  Seni Hasırcı Kız seni! Sen ne yapıyorsun burada, diye kendi kendine soruyor.
     Hasırdan ses çıkmayınca hasır elbiseyi kaldırıyor, bakıyor ki kız içinde yok! Hemen hasır elbiseyi yakıyor. Bu kokuyu alan kız, hemen eve gitmesi gerektiğini söylüyor. Doğruca saraya gidiyor.
     Oğlana;
– Elbisemi niye yaktın, ben ne yapacağım şimdi? diyor.
     Oğlan;
– Sana kimse bir şey yapamaz. Sen şuraya gir, yat, diyor. Biraz sonra Padişah’ın hanımı geliyor. Kapıyı oğlu açınca;
– Kapıyı o pis Hasırcı Kız niye açmadı, diyor.
     Oğlan hemen;
– O hasta da ondan… Eee… Güzellerden ne haber, diye soruyor.
     Padişahın hanımı;
– Ah oğlum ah! Bugün daha da güzeldi. Ah! O benim gelinim olaydı da üç günlük ömrüm olaydı, diyor.
     Oğlan;
– Gelin gelin, diyor.
     Kızın yüzünü açıyor, annesine gösteriyor;
– Bu senin sevmediğin Hasırcı Kız, diyor.
     Böylece Hasırcı Kız’ı, o durumundan kurtarıyor. Padişah’ın oğlu, Hasırcı Kız ile evleniyor. Annesi ise essahtan da üç gün sonra ölüyor.
     Kızın ailesinin durumu zayıf olduğu için kız, bir gün kocasına;
– Annemi babamı buraya getirelim mi? Alt katta otururlar, diyor.
     Kocası kabul ediyor. Annesini babasını getiriyorlar. Artık bir arada yaşıyorlar; ama babasının gözleri kör oluyor
     Bir gün kız aşağıya çerez almaya iniyor. O sırada dev kızın eteğine yapışıyor: “O benim kızımdır!” diyor. Kız, bir çığlık atıyor ki, kocası duyuyor. Kocası çığlık sesine geliyor ki, dev kızın eteğine yapışmış, onu yemeye hazırlanıyor. Hemen elindeki bıçakla kızın eteğini kesip devden kurtarıyor.
     Devi dağdan dağa, taştan taşa atacak kırk katıra bağlıyorlar. Annesi de padişahla evleniyor.
     Onlar erdi muradına biz çıkalım kerevetine…

(Derleyen: Sevgi ŞEN)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir