İki Güvercin

İ

İki güvercin varmış, canciğer;
Bir arada doğmuş büyümüşler.
Günün birinde iki dosttan biri
Bıkmış görmekten hep aynı yeri,
Uzak memleketlere gitmeye kalkmış.
Otur oturduğun yerde, değil mi?
Hayır, ille gidecek, delilik işte.
— Ne zorun var kardeş, demiş
Öteki güvercin; gel etme;
Beni yalnız bırakıp gitme.
Ayrılık en kötü şey bu dünyada.
Sana göre hava hoş belki.
Hiç mi aramazsın oralarda beni.
Hem yolculuk kolay mı geliyor sana?
Neler gelebilir başına, düşünsene.
Mevsim de fena, daha çok erken.
Bekle bari, ılık yeller essin. Acelen ne?
Yaz gelince gidersin.
Hem karga pek acı bağırdı bu sabah:
Bir kuşun başına gelecek var.
Hep kötü şeyler kuracağım gidersen:
Ökseler, şahinler, atmacalar…
Yağmur yağdı mı artık dışarda,
Ben içerde arpacı kumrusu:
Acaba benimki ne halde şimdi?
Yiyecek şey, yatacak yer buldu mu?
Bu sözler sarsmış ne de olsa
Başında yeller esen güvercini.
Ama içine kurt düşmüş bir kez,
Gitmese olmaz:
— Üzülme, demiş; tez dönerim;
En çok üç gün gezer, kurtlarımı dökerim.
Gelir anlatırım sana,
Neler gördüm, geçirdimse.
Senin de için açılır biraz.
Dünya görmeyenin anlatacak şeyi olmaz.
Ne hoşuna gidecek görürsün,
Beni dinlemek bütün gün.
Kim bilir neler anlatacağım sana?
Şuraya gittim, buraya gittim…
Bir yerde şu geldi başıma…
Kendin de görmüş gibi olacaksın.
Böyle demiş ayrılmışlar ağlaşarak.
Yolcu güvercin yolunda gerek:
Süzülüp gitmiş engine.
Bir de bakmış, önünde bir kara bulut;
Hemen bir sığınak aramış kendine.
Bir ağaç bulup konar konmaz,
Sağanak yaprak maprak dinlememiş,
Hırpalamış güvercini biraz.
Hava açmış, havalanmış yine,
Islak kanatlarını kuruta kuruta.
Bir tarla görmüş ıssız ovada,
Buğday serpilmiş bir yerine,
Bakmış bir güvercin de var, heveslenmiş
Gelip konar konmaz yakalanmış.
Tuzak ilmikleri varmış meğer,
Buğday tanelerinin altında.
Bereket eskiymiş sicimler,
Koparmış çoğunu pençesi, gagasıyla,
Bir hayli tüy pahasına.
Bununla kalsa iyi;
Pençesine takılı kalmış sicimlerle
Bir kürek mahkûmu gibi kaçarken,
Bir şahin görmez mi zavallıyı?
Tam inerken güvercinin üstüne
Amansız pençeleriyle,
Bir kartal süzülüvermiş bulutlardan.
İki haydut pençeleşe dursun,
Yel yepelek tüymüş güvercin.
Gitmiş bir kulübenin yanına konmuş.
Hele şükür demesine kalmadan,
Bir piç kurusu, elinde sapan,
Her çocuk gibi de katı yürekli,
Vurmuş kanadından biçareyi.
Güvercin bezmiş artık canından,
Yola çıktığına bin pişman,
Kol kanat yara bere içinde,
Takıp canını dişine,
Dar atmış kendini eve,
Başka belaya çatmadan yolda;
Yarı ölü yarı diri bir halde.
Düşünün ne sevinmiş iki güvercin;
Bir daha ayrılmak mı? Allah göstermesin.
Sevenlere bir dünya olmalı sevdikleri!
Ayrılıp yad ellere gitmeyin.
Canınız gezmek isterse
Yanı başınızda gezecek yer mi yok?
Sevenlere bir dünya olmalı sevdikleri,
Her gün yeni, her gün bir başka güzel!
Sevdiniz mi her şey sizde,
Ne ararsınız gayrı başka yerde?
Bir zamanlar ben de sevdim.
O zamanlar bir şeylere değişmezdim:
Ne gümüşlü Louvre saraylarına,
Ne göğe, ne yıldızlarına
Sevdiğim çoban kızının gezdiği yeri,
Ayağının değdiği bahçeleri,
Gözleriyle aydınlanan ormanları.
Vurgundum ona, kulu kölesiydim;
Onaydı koşmalarım, ilk yeminlerim.
Bir daha gelir mi o günler, nerede!
Serseri gönül, ne diye çeker gider,
O canım, o güzelim yerleri bırakır da.
Ah ne olur, yüreğim yeniden coşsa!
Büyü mü kalmadı saracak beni,
Sevme zamanlarım geçti mi yoksa?

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi