Dokuzuncu Hariciye Koğuşu

D

                                                                      Peyami Safa
                                    2 Nisan 1899, İstanbul – 15 Haziran 1961, İstanbul

Romanın Özeti:
    Öğlene kadar muayeneye gelen çocuklar ve aile bireyleri muayene odasının önünü doldurmuşlardır. Önlerinde kapalı bir dehliz vardır. Kapalı kapılardaki camlar ses ve gürültüyü geçirmeyen türdendir. Bekleyenler, hiç konuşmadan, kımıldamadan durmaktadırlar. Kimi anneler, çocuklarını kucaklarına alıp duvar diplerine çömelmişlerdir.
    Dehlizin sonunda açılıp kapanan bir kapının gıcırtısından başkaca bir şey duyulmaz. Her yere iyot, eter, yağ; vücuttan çıkan kan, irin, ter, akıntı kokusu sinmiştir.
    Herkesin yüzünde endişe vardır. Arna onlar sabretmeyi öğrenmişlerdir. Ümitle muayene odasının kapısına bakarlar.
    Roman kahramanı hastalar arasındadır. Onda, sekiz yaşından beri bilinmeyen bir hastalık vardır. Muayeneye yıllarca gidip geldiği için o ortamı artık kanıksamıştır. Üstelik muayeneye yanında büyüğü olmadan sürekli yalnız gitmiştir. Dokuzuncu hariciye koğuşuna, ağaçların bile sağlıklı oluşuna imrenerek girer; içinde biraz korku, biraz endişe ile beklemeye koyulur.
    Sıra ona gelmiştir. Muayene odasına girer. Sol dizini hastabakıcı kıza uzatır. Sargılar açılmıştır. Pamuk ve gazlı bez yapıştığı için acılar içindedir. Operatör hastalığın gelişimi hakkında ondan bilgiler alır. İki yıl önce bir ameliyat geçirmiştir. Ama o iyileşememiştir ve akıntılar sürmektedir. Doktorun yaraya baktıktan sonra “Hımm…” diye ses çıkarması hastayı tedirgin eder. İltihap şiddetlidir. Doktor ona öneriler sunar, ihmal etmemesi gerektiğini söyler.
    Roman kahramanı muayeneden sonra bahçeye çıkar. Çamların yeşili ve taze bir doğa kokusu tüm benliğini kaplar. Çamların altından gelen müzik sesleri vardır. Caddeye çıkarak eve gitmek üzere tramvaya biner.
    Kahramanımız, kendisine acımaktadır. Eve gittiğinde annesini bulamaz. Çevreye sessizce bakınır. Sofa, onun için yaşlı bir insan yüzünü andırmaktadır. Evin tüm neşesi, kederi oraya sinmiştir. Orası canlı bir varlık gibidir. Sofanın bir köşesinde üst üste konmuş iki yastık, ilâç şişesi, ıslak ve buruşuk bir minder bulur. Bundan annesinin fenalık geçirdiğini ve ağladığını çıkarır.
     Kendisinin de ağlamaya o kadar gereksinimi vardır ki!
    Az sonra içeri annesi girer. Alışverişten gelmektedir. Elindekileri bırakmak için mutfağa girer. Roman kahramanı, annesini teselli etmek için hastalığının ciddiyetini söylemez. “İyice bakmadılar.” der ve kendi doktoruna, fakülteye gideceğini söyler. Yemekte hiç konuşmazlar.
Her ikisinde de derin bir keder vardır. Evin içini ve dışını derin bir sessizlik kaplamıştır.
    Roman kahramanı akşam Erenköy’üne gideceğini söyler, annesi de buna sevinir.
    Erenköy’deki Paşa, onların yakın akrabalarıdır. Roman kahramanı, Paşa’ya ve kızı Nüzhet’e giderken kitap götürür. Bu kez aldığı roman bir cinayet romanıdır. Herkes uyumaya gittiğinde roman kahramanı, Paşa’ya roman okumaya başlar. Ancak betimleme bölümleri uzun olduğundan Paşa uyur. O sırada Nüzhet gelir ve dışarı çıkarak havuz başında otururlar.
    Nüzhet ile roman kahramanı arasında söyleşi başlar. Nüzhet’i Doktor Ragıp diye biri istemektedir. Evlenirse onu Berlin’e götürecektir.
    Roman kahramanına göre Nüzhet’in birçok heyecanı otomatiktir. Kahkahaları da bunlardan biridir. Onun bir kahkahası üzerine roman kahramanı, yarın fakülteye muayeneye gideceğim, diyerek konuşmanın akışını değiştirir. Bu arada evin işlerine bakan Nurefşan gelerek evin hanımının, Nüzhet’in yatması gerektiğini belirten dileğini iletir. Nüzhet de roman kahramanına “Şu annemi de uyutacak romanlar bulsana!” diyerek odasına çekilir.
     Roman kahramanı bu nükteyi bile bir acıma duygusu gibi algılamıştır. Oysa o, Nüzhet’e âşıktır.
    Roman kahramanını o gece uyku tutmaz. Nüzhet’in Doktor Ragıp’la evlenme olasılığını düşündükçe bahtsızlığını iyice anlar. Oysa onlar iki arkadaştırlar. Nüzhet on dokuz, roman kahramanı on beş yaşındadır.
    Bu arada oda kapısı çalar. Gece yarısı gelen Nüzhet’tir. O da uyuyamamıştır. Roman kahramanı, Nüzhet’i kollarından tutarak kendine çeker, onu öper. Nüzhet koşarak odadan çıkar.
    Sabahleyin Paşa roman kahramanını çağırır. Haydarpaşa’ya gideceği için ona bir altın verir ve kitap getirmesini ister. O gün aynı zamanda muayene günüdür.
    Roman kahramanı doktoru Mithat Beyi bulur, operatörü beklemek gerektiğinden hastanenin kimi bölümlerini dolaşırlar. Morgtaki ölüleri görür, kendini mezarlıkta gibi hisseder.
    O arada operatör gelir, hastaya mutlaka koltuk değneği kullanması gerektiğini söyler ve gider. Doktor Mithat onu yemeğe götürür ama o gördüğü manzara karşısında bir lokma bile yiyemez.
    Köşke döner. Paşa, kızı ve eşi bir odadadırlar. Onu görünce odada bir gariplik olur. Kitabı Paşa’ya uzattıktan sonra bahçeye çıkar. Paşanın alışık olmadığı sesi, Nüzhet’in sinirliliği, Nurefşan’ın gözleri, aynalı dolabın gıcırtısı kafasını kurcalar.
    Bir süre sonra Nüzhet de oraya gelir, onun bu davranışının bir kuruntu olduğunu, darılmasını gerektirecek bir durumun olmadığını açıklamaya çalışır.
    Roman kahramanının Paşa’ya getirdiği roman Paris’i çağrıştırır. Paşa Paris’te uzun süre kalmıştır. Durmadan Paris’i anlatır.
    Roman kahramanı odasına giderken Nurefşan’ı görür. Ondan sözün ne zaman kesileceğine dair bigiler almaya çalışır.
    Nüzhet’in kendisine yalan söylediğine inanmıştır. Bir gün önce odadaki o garip tavırları Doktor Ragıp’la ilişki açısından değerlendirir. Bu duygular içinde Nüzhet’in oda kapısını çalar, onu kendi odasına çağırır. Nüzhet onun kuruntularının boş olduğunu anlatır. Odadaki durumu açıklığa kavuşturur. Oysa Nüzhet Doktor Ragıp’la evlenmeyi istememektedir. Bu roman kahramanını sevindirir, onu kendine çeker ve öper. Ertesi gün kalktığında sofra onu beklemektedir. Erenköy ona yaramıştır. Paşa durmadan romandan söz etmekte, Nüzhet de iltifatlar yağdırmaktadır. O gün akşama kadar Nüzhet’le bahçede dolaşırlar. O gün Doktor Ragıp’ın uşağı köşke gelir ve doktorun akşam köşke geleceğini bildirir. Nüzhet onun yaşadığı üzüntüyü hafifletmek için, “Yarım saat oturur, sonra biz dışarı çıkarız.” der.
    Doktor Ragıp o akşam köşke gelmiştir. Konu dönüp dolaşır ve roman kahramanının dizindeki soruna gelir, roman kahramanı tüm doktorlara gösterdim, diyerek konuyu kapatır. Sesi şiddetli çıkmıştır.
    Roman kahramanı ertesi gün yine fakülteye muayeneye gider. Teşhis konmuştur: Roman kahramanının diz kapağında kemik iltihabı vardır. Dinlenmesi, iyi beslenmesi gerekmektedir.
    Köşke geldiğinde Paşa ona Doktor Ragıp’ı nasıl bulduğunu sorar; roman kahramanı da onun kurnaz, çıkarcı, Nüzhet’i mutlu edemeyecek biri olduğunu belirtir. Nüzhet piyanonun başındadır. Paşa’nın eşi, onun bu yanıtlarına sinirli bir davranışla karşılık verir. Aslında Paşa da bu evliliğe karşıdır.
    Roman kahramanı, pansumana gitmek için evden çıkmaya hazırlanırken yemek odasında Nüzhet’le annesinin konuşmalarına tanık olur. Annesi mikrobik bir hastalığı olduğu için Nüzhet’in ondan uzak durmasını istemektedir.
    Roman kahramanı, pansuman yaptırdıktan sonra köşke gelir ve evine dönmek istediğini söyler. Paşanın ısrarı üzerine bu gidiş bir gün ertelenir. Nüzhet piyanonun başındadır.
    Ertesi gün roman kahramanının annesi çıkagelir. O akşam Doktor Ragıp ve annesi de yemeğe gelmişlerdir. Sofradaki konuşmalar roman kahramanını hiç ilgilendirmemektedir. Erkenden uyumaya çekilir.
    Annesi geldiği için geriye dönüş ertelenmiştir. Köşkte bir süre daha kalacaklardır.
    Bir gün sofa balkonunda oturup bağlara bakarken Nüzhet yanına gelir. Dereden tepeden konuşurlar. Bir ara Nüzhet’e, serbest olsaydın nereye gitmek isterdin, diye bir soru sorar. Aldığı yanıt, Berlin olur. Ortamı derin bir sessizlik kaplar, Nüzhet’in kendisinden çok uzaklaştığını düşünür.
    Roman kahramanı ve annesi evlerine dönerler. Yarada derin ağrılar vardır, sürekli akıntı, zayıflama onu iyice yıpratmıştır. Hemen fakülteye gider, Doktor Mithat’ı bulur. Onu bir sedyeye koyarak içeri alırlar. Operatör yarayı görünce durumun ciddiyetini anlar, röntgen çekilmesini ister. Durumu hiç de iyi değildir. 0, sürekli Nüzhet’i düşünmektedir.
    Son karar günü gelmiştir. Onu ameliyathaneye alırlar. Ya bacak ya da tümüyle hayat feda edilecektir. Evine dönünce annesini gözyaşları içinde bulur; akraba, eş ve dostlar telâş içindedirler.
    Hastanesine son muayene için bir kez daha gelir. Onu doğruca operatörün odasına alırlar. Doktor ona heyecanlanmamasını, sakin olmasını önerir. Yapılacak tek şeyi söyler:
    “Burada aylarca kalacak ve üç beş ameliyata dayanacaksın; bu gençlik ve bu bacak ancak böyle kurtulur.”
    Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’ndaki odası ayrılmıştır, oraya yerleşir. Oldukça yalnızdır; garip duygular içinde hayaletler, şekilsiz gölgeler, bilinmeyen varlıklar içinde olduğunu sanır. Getirilen yemeği bile yemez. Yıllarca çektiği acılar yüzünden bitkin bir durumdadır. Hastanenin duvarları üstüne üstüne gelmektedir. Sessiz, hareketsiz, soğuk, bomboş anlarını hiç kımıldamayan bu duvarlar doldurmaktadır.
    Bayılmıştır, sürekli Nüzhet’i sayıklamaktadır. Doktor başucundadır. Ertesi sabah vizite için gelenler hastanın durumunun çok kritik olduğunu kendi aralarında Fransızca konuşurlar. Bir süre sonra onu pansumana götürürler. Ertesi gün ilk ameliyat yapılacaktır.
    Masaya uzatırlar, yüzü bir maske ile örtülür ve eter koklatılarak bayıltılır, ilk ameliyat atlatılmıştır. Durumu şimdilik iyiye gitmektedir.
    Bu arada Nüzhet’ten geçmiş olsun kartı gelmiştir. Paşa da felç olmuştur.
    Roman kahramanı üç gün sonra hastaneden çıkacaktır. Ne var ki bir bacağı kısalmış olarak… Nüzhet ise Doktor Ragıp’la evlenmiştir.
Yapıt Hakkında
    Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Peyami Safa’nın psikolojik roman türünde yazdığı önemli bir yapıttır.
    Şimdi on beş yaşında olan ve sekiz yıldan bu yana geçen sürede, yakalandığı amansız hastalık nedeniyle tüm dengeleri alt üst olmuş bir çocuğun psikolojik durumu başarıyla verilmiştir.
    Hastane ortamı, doktorlar, doktor-hasta ilişkileri özgün bir anlatımla, canlı betimlemeler yapılarak gözler önüne serilmiştir.
Romandaki Kişiler ve Karakteristik Özellikleri:
    Roman Kahramanı: Adı belirtilmemekle beraber bunun yazarın kendisi olduğu yapıttan anlaşılmaktadır. Sekiz yaşında yakalandığı hastalık nedeniyle derin bunalımlar geçirmektedir. On beş yaşında olmasına karşın yaşadıkları onu olgun bir insan yapmıştır. Konuşmaları, davranışları bunu göstermektedir.
    Nüzhet: Paşa’nın kızı. Aklı başında, zeki, roman kahramanına ilgi duyan on dokuz yaşında bir kız.
    Paşa: Okumayı seven, anlayışlı, babacan tavırları olan biri.

 

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz