Ne Arap’ın Yüzü… (75)

N

     SON SÖZ
     Bunca deyişin ardından, artık son cümlelerin sarf edilmesinin gerektiği şu anlarda, bireyden topluma uzanan geniş ve uzun yelpazede, Arap ve Araplar hakkında elimizden gelen, aklımıza düşen en önemli konulara değindiğimizin bilincine varılmasına ve bu bilincin rehberliğinde kıssadan hisse çıkarılmasının gerekliliğine dikkatinizi çekmek isterim.
     Tarih sayfaları, bugüne gelinceye kadar nice kısa ve uzun savaşlara, hiçbir insani boyutu olmayan kırgınlıklara, katliamlara, kanlı ya da kansız, geçici ya da kalıcı işgallere tanıklığın izlerini taşır. Geçmişte olduğu gibi, günümüzde de kalelerin, şehirlerin, ülkelerin kapıları kılıçla, topla tüfekle açılmış olsa da, kalıcı hükümranlıkta silahın ve zorbalığın asla başarılı olmadığı da bilinen tarihi gerçeklerdendir.
     Hükümranlık; doğruluk, eşitlik, hoşgörü, maddi ve manevi destek gibi birtakım sosyal unsurları içermediği sürece, despotluğu, zorbalığı, barbarlığı çağrıştıracaktır. Hükümranlıkta; toplumu ve toplumu oluşturan bireyleri anlamak, onların dilinden konuşmak, sosyal, kültürel ve dinsel değerlerine önem vererek güzel diyaloglar geliştirmek, onlara hami olmak vs. anahtar hususlardır. Aksi için ise, kaçınılmaz sonun başlangıcı tabirini kullanmak doğru olacaktır.
     Tarihsel gelişim süreci ne olursa olsun, bugün Irak’ta ve birçok Arap ülkesinde yaşanılan dramdan tarafların ve okuyucuların çıkaracağı çok önemli sonuçlar vardır. Yıllar boyu acımasız birtakım despotların baskısı ve kıyımı altında ezilmiş, kan ve kişilik kaybına uğramış bir halkın, kendilerini kurtarıcı olarak tanımlayan işgal güçleri tarafından ikinci kez zulme uğratılması, günümüzün geçerli hümanist değerleri arasında çok çirkin bir tablo sergilemektedir. Cinayetlerin, işkencelerin, bireysel ve toplumsal hareketlerin dünyada nefret uyandıran yüz karası görüntüleri, muhakkak ki sonun başlangıcının da ilk sinyalleridir.
     Ne yazık ki, bu ve benzeri senaryolar, değişik tarihlerde, değişik ortamlarda ve değişik halklar üzerinde denenmiştir. En kötüsü ise, bundan sonra da giderek büyüyen boyutlarda denenecek olmasıdır. Bu filmin benzer versiyonlarını, yakın bir süreçte Filistin’de, Lübnan’da, Suriye’de, İran’da, Mısır ve Libya’da ve benzeri yerlerde izlemek mümkün olacaktır.
     İnsancıl düşünen dünya vatandaşlarına, kamuoyunu yönlendiren sivil toplum örgütlerine, görev bilincine sahip, mesleki kurallarından taviz vermeyen medya kuruluşlarına bu konuda büyük görevler düşmektedir. Ancak, birtakım kukla devletler ve güdümlü yöneticiler olduğu, Birleşmiş Milletler’de süper güçlerin veto hakları bulunduğu sürece, ne ideal çözümlere ulaşılabileceğine ne de uygulama olanağı bulunan kararların alınabileceğine inanmak oldukça zordur.
     Yeni yol haritalarının çizimine girişildiği, yeni hedef ülkeler ve kişilerin belirlendiği, kapalı kapıların ardında sonu gelmez pazarlıkların yapıldığı, alışılagelmiş sözlerin ve tutulmayacak vaatlerin verildiği, senaryoda rolü olan aktörlerin yüzlerce çeşit maskeyle ortalıkta dolaştığı, politik manevraların uluslar arası boyutlarda baskı unsuru haline geldiği, ekonomik çıkar ilişkilerinin korkunç değerlere ulaştığı, insanlığı ve insanlık değerlerinin bir hiç derecesinde ayaklar altına alındığı günümüzde; çok dikkatli davranmak, dostu düşmanı iyi tanımak, atılacak adımları doğru atmak, olası tehlikeli açmazlara düşmemenin başta gelen koşullarındandır.
     Dünya jandarmalığına soyunan ve dünyanın en güçlü ülkesi yakıştırmasını büyük bir iyimserlikle kabullenen devletler, birey ve toplum bazında uyulması gereken bazı ufak söz ve davranışlara itibar etmez ve hâlâ bildiklerini okumaya devam ederlerse, düştükleri bataklıktan kurtulmak için hem insan kaybını, hem de milyarlarca dolarlık devasa bütçeleri göze almaları gerekecektir.
     Bugün için Irak’ta sınırlı başlayan ayaklanmalar, giderek toplumun diğer kesimlerine de sıçrayacak ve önünde durulmaz bir başkaldırı hareketine dönüşecektir. Gözlerine perde inenler ya da çevrelerine at gözlüğüyle bakmakta direnenler için ise artık “geçmiş olsun!” demekten başka elden bir şey gelmeyecektir. “Hata Allah’tan, tekrarı ise şeytandandır!” özlü sözünü unutmamak gerekir.
     Bize gelince, “Ne Arap’ın yüzü, ne ABD’nin şekeri!” diyelim ve işimize bakalım. Yeteri kadar sorunumuz var zaten…

     (D. Yılmaz Tekin – Mayıs-2004, ANKARA)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz