Çaylak, Kral ve Avcı

Ç

Bir avcı diri diri yakalamış
Nuh kadar yaşlı bir çaylağı.
Krala hediye etmeyi düşünmüş
Bu binde bir ele geçer yaratığı.
Avcı: Çoban armağanı, diyerek
Kuşu krala sunacağı sırada,
Bu masal eğer uydurma değilse,
Çaylak elinden fırlayıvererek,
Dosdoğru Haşmetlinin burnuna gitmiş
Ve batırıp pençesini kenetlemiş.
— Ne! Kralın burnuna ha?
— Evet kralın!
— Başında taç, elinde asa yok muymuş?
— Olsa ne çıkar, umurunda mı çaylağın?
Koca kralın burnuna takılmış kuş
Halktan birinin burnuymuş gibi.
Saraylılar bilemeyip ne yapacaklarını
Bağrışa dursunlar boşuna,
Kral hiç istifini bozmamış:
Bağırıp çağırmak krallara yakışmaz.
Gel gelelim kuş burnunu bırakmaz da bırakmaz.
Ne yapsalar oralı değil kuş:
Avcı, — Gel bana, demiş, bağırmış, yırtınmış,
Yemler serpmiş, yumruğunu uzatmış: Nafile.
— İster misin bu Allah’ın belası çaylak
Tünesin kalsın orada saygısız pençesiyle,
Bütün gece burundan ayrılmayarak?
Millet uğraştıkça sinirlenen kuş
Büsbütün sağlama bağlıyormuş yerini.
Kendiliğinden bırakmış burnu sonunda.
Ve kral: Bırakın gitsinler, demiş,
Çaylak da, bana çoban armağanı sunan da.
İkisi de marifetini göstermiş oldu:
Biri çaylaklığını, öteki orman kibarlığını.
Benim de krallığımı göstermem gerek:
Onlardan öç almaya kalkmayarak.
Bütün saray hayran kalmış bu davranışa.
Kendilerinin dünyada yapmayacaklarını
Övmüş göklere çıkarmış dalkavuklar.
Krallar arasında bile ne kadar az var
Bu kralın yaptığını yapacak.
Avcı ucuz atlatmış bu vartayı.
Onun da, kuşun da tek kusuru
Bilmemekmiş ne belalı şey olduğunu
Krallara fazla yaklaşmanın.
Orman kanunlarıymış bildiği onların:
Çok mu büyük bir günah bu?
Pilpay bu olayın
Ganj kıyılarında geçtiğini söyler.
Oralarda hiçbir insanın
Hayvanlara kıydığı görülmez, derler.
Kral bile çekinirmiş
Bir hayvanın kılına dokunmaktan.
— Bilir miyiz, dermiş oradakiler;
Bu alıcı kuş belki,
Troya’da savaşanlardan biriydi.
Bir kral oğlu, bir kahramandı,
Başında buram buram sorguçlar vardı.
O zamanki kimliğine
Yeniden dönebilir günün birinde.
Pitagoras’la inanırız ki biz
Hayvanlarla kılık değiştirmekteyiz.
Kimi çaylak oluruz, kimi güvercin,
Kimi insan, kimi kümes hayvanı,
Kuşların kanadı olup uçmayanı.
Bu avcının başına gelen
İki türlü anlatılırmış eskiden.
Öteki türlüsü de şu:
Şahincinin biri avda,
Bir çaylak yakalayıp nasılsa,
Krala armağan etmek istemiş,
Çaylak binde bir geçermiş ele.
Şahincilikte mucize yokmuş bundan öte.
Sevinçten kabına sığmayan avcı
Girmiş saraya, yarıp kalabalıkları.
Bu şahane armağanla
Başına devlet kuşu konacak sanırken,
Çıngırakları yeni takılı kuş,
Bütün yabaniliği, bütün öfkesiyle
Ve çelik gibi sert pençesiyle
Yakalamış avcının burnunu.
Zavallı, burnunda çaylak, bağıra dursun,
Kral ve saraylılar koyvermiş makaraları.
Kim görür de gülmez buna?
Hele ben olsaydım orada
Dünyalarla değişmezdim gülme payımı.
Bir papa gülsün mü gülmesin mi bilmem;
Ama gülmekten çekinen bir krala
Hiç de mutlu bir kral diyemem.
Tanrıların sevdiği şeydir gülmek.
Kaşları ne kadar kara da olsa
Zeus da güler, bütün ölümsüzler de.
Zeus kahkahalar bile atmış, der tarihler,
Hephaistos’un, ağır aksak, kendisine
İçki getirdiğini görünce.
Ölümsüzler bana kızsın kızmasın
Konumu böylece değiştirmekte haklıyım.
Çünkü masaldan ders çıkartmaksa istenen
Yeni ne öğretebilirdi bize
Avcının başına gelen?
Sersem şahinci her zaman tümen tümendir;
Hoş gören kralsa binde birdir.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi