DECAMERON-97 (Doksan İkinci Hikâye)

D

     Chino gururlu oluşuyla ve haydutluklarıyla ünlü idi. Bu yüzden Siena’dan sürülmüştü. Kont Santafiyore’nin bir düşmanı olarak, Roma’dan o havaliye kim gelirse, yardımcılarına soydururdu.
      Bu sırada papalık tahtında Sekizinci Bonifaçyus bulunuyordu. Kendisi o zamanın en zengin baş papazı sayılan Kligni tarafından ziyaret edilmişti. Papaz, Roma’da midesini bozmuştu.Hekimler, en iyi deva olarak, Siena banyolarını tavsiye etmişlerdi. Papadan aldığı müsaade üzerine, kalabalık maiyeti, at ve katırlarıyla yola düzüldü. Chino onun yolunu gözetliyordu. Kendisini ve bütün maiyetini dar bir geçitte sıkıştırdı. Maiyetinden birisini yollayarak şatosuna davet etti. Papaz, bu teklifi öfkeyle reddetti ve yoluna devam edeceğini ve kimsenin karşı koyamayacağını söyledi.
     Adam: “Saygıdeğer peder,” dedi. “Öyle bir yerde bulunuyorsunuz ki, burada biz bir şeyden korkmayız, papanın aforozundan da çekinmeyiz. Onun için, Chino’nun davetini kabul etmenizi tavsiye ederim.”
     Bu konuşma olurken, Chino’nun adamları, her tarafı çevirmişti. Kendisinin esir olduğunu gören papaz, istemeyerek şatonun yolunu tuttu. Burada tek başına karanlık ve biçimsiz bir odaya götürüldü. Papazın maiyetine şatoda münasip yerler gösterildi. Hayvanlar ve eşyalar emniyete alındı. Chino, papazın yanına gelerek: “Efendim,” dedi. “Soruyorum, nereye ve ne maksatla gidiyorsunuz?”
     Papaz, gururu bırakmanın zamanı geldiğini anlayarak bu sorulara cevap verdi. Chino bunun üzerine papazı banyosuz da tedavi edebileceğini bildirdi. Bu maksatla, papazın odasına ateş yaktırdı. Ve ertesi sabaha kadar onu yalnız bıraktı. Ertesi sabah, beyaz bir bez üzerine iki dilim kızarmış ekmek ve bir bardak şarap koyarak: “Ben,” dedi. “Gençliğimde ilaç ilmini öğrendim. Ve bu meyanda mide sancısına karşı, hazırlayacağım ilaçtan daha iyisini bulamadım. İşte onun başlangıcı, buyurun, yiyin.”
     Papaz, acıkmıştı. Ekmeği yedi, şarabı içti. Chino ertesi sabah yine ekmek ve şarap sundu. Bir gün papaz, odasına kuru fasulye konduğunu gördü. Bunları da yeyince, Chino mide ağrısının ne halde olduğunu sordu. Papaz: “Buradan çıkmama izin verilse sıhhatim daha düzelecek,” dedi. “Ama yine de bol bol yemek istiyorum. İlaçlar, bana o kadar iyi geldi.”
     Chino, odalardan birine çok kıymetli eşyalar doldurdu. Muhteşem bir sofra hazırlattı. Papazı ve maiyetini buraya davet etti. Ertesi günü papazın yanına giderek: “Efendim,” dedi. “Kendinizi iyi hissettiğinize göre, hasta odasını terk etme zamanı geldi,” dedi ve onu süslü odaya götürdü. Kendisi de sofra hazırlığını kontrole gitti.
     Bu odada papaz, maiyetiyle beraber, iyice dinlendi. Maiyeti de Chino’dan iyi muamele gördüklerini anlattılar. Yemekte papaz ve maiyeti nefis yemekler ve şaraplarla ağırlandılar. Birkaç gün böyle geçtikten sonra, Chino, papazın bütün eşyasını salona getirtti. Atlarını bahçeye çıkardı ve papazın yanına giderek yola çıkacak kadar sıhhatinin düzelip düzelmediğini sordu. Papaz, mide sancısının geçtiğini ve Chino kendisini bırakırsa, büsbütün iyi olacağını tekrar söyledi. Bundan sonra Chino, papazı bütün mücevherlerinin ve maiyetinin toplu bulunduğu salona aldı. Onu bir pencere kenarına götürdü ve dedi ki: “Bilmelisiniz ki papaz hazretleri, beni haydut yapan ve Roma sarayına düşman kılan şey, ruhumun kötülüğü değildir. Doğuştan asil olanlar, vatandan sürülme, yokluk ve kuvvetli düşmanlardır. Sizi, faziletli bir insan olarak tanıyorum, midenizi tedavi ettikten sonra başkalarına yaptığım gibi varınızı yoğunuzu elinizden almayacağım, onları size bırakacağım. Bana ne isterseniz onu veriniz. İşte bütün eşyanız. Atlarınız bahçede. Bu andan itibaren, gitmek veya kalmak sizin elinizdedir.”
     Bir haydutta böyle asil bir zihniyete rast gelmekten şaşıran papaz, bundan o kadar memnun oldu ki, öfkesi hayırhahlığa çevrildi, Chino’yu kucaklayarak, “Senin dostluğun,” dedi. “Benim için büyük kıymet. Seni bu kötü hayat tarzına zorlayan kadere lanet olsun!”
     Bunun üzerine, eşyasından ve atlarından, ancak lazım olduğu kadarını aldı. Gerisini Chino’ya bıraktı ve Roma’ya döndü. Papa, papazın başına geleni duymuştu. Papazı karşısında görünce, banyonun nasıl geldiğini sordu. Papaz: “Mukaddes peder,” dedi. “Banyoya varmazdan önce, tecrübeli bir hekim buldum. Beni mükemmel şekilde tedavi etti.”
     Papa, bu tedavi tarzına güldü. Bunun üzerine papaz, papadan bir lütuf istirham etti: “Benim ricam,” dedi. “Beni tedavi eden, Chino’ya inayetinizi bahşetmektir. O, benim gördüğüm en meziyetli ve yiğit insanlardan birisidir. Onun yaptığı fenalıklar, kaderin bir icabıdır. Ona, şerefli bir hayat imkânı verirseniz, siz de aynı kanaata ulaşacaksınız.”
     Meziyetli insanları takdir eden papa, bu ricayı kabul etti ve onu affetti. Bunun üzerine Chino, Vatikan’a gelerek papayı ziyaret etti ve şerefli bir insan oldu. Papa, ona asalet rütbesi verdikten sonra dinî bir unvan da verdi. Chino hayatını bu vazifede tamamladı.

(Yazan: Giovanni Boccaccio – Çeviren: D. Yılmaz Tekin)

 

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz