Tunalı Köylü

T

Görünüşüne aldanmamalı kimsenin
İyi bir öğüttür bu, yeni değilse de.
Fare yavrusunun yanılgısıyla da
Doğrulamak istediğim buydu benim.
Bugün de Sokrates Baba’yı
Ve Ezop’u öne sürebilirim,
Bir de Tuna kıyılarından bir köylüyü.
Marcus Aurelius çizmiştir
Sadık bir portresini bu köylünün.
Ötekileri herkes bilir;
Köylüye gelince şöyle bir insan düşünün:
Tepeden tırnağa kıllar içinde
Bir ayı, iyi yalanmamış gibi hem de.
Gözleri kalın kaşlar içinde saklı;
Çarpık bakışlı, kıvrık burunlu, kalın dudaklı.
Sırtında keçi postundan bir gömlek,
Belinde ince sazlardan bir kuşak.
Bu adamı Tuna’nın yıkadığı kentler
Elçi olarak Roma’ya yollamışlar.
O zamanlar açgözlü Romalıların
El atmadıkları yer yokmuş dünyada.
Elçi gelmiş ve şu söylevi çekmiş:
— Romalılar, demiş ve ey sizler,
Oturmuş beni dinleyen senato üyeleri;
Dilerim tanrılar desteklesin beni;
Dilimi dizginleyip süren ölümsüzler
Geri alacağım sözler söyletmesin bana.
Onlar yardım etmese insanoğluna,
Kötülük ve haksızlık sarar dünyayı;
Tanrı’yı dinlemeyen çiğner kanunlarını.
Biz dinlemedik de ne oldu bakın:
Doymaz pençesine düştük Roma’nın.
Çektiklerimiz kendi günahlarımız yüzünden
Roma’nın zaferlerinden daha fazla;
Korkun, Romalılar, korkun tanrılardan,
Bir gün ağlatır, aç bırakırlar sizi de;
Bizim elimize verip, haklı bir dönüşle,
Size verdikleri silahları bir gün
Amansız öçlerinin alınması için.
Bir öfkelendiler mi siz efendilerimiz
Bizim kölelerimiz olabilirsiniz.
Biz niçin köleniz olalım sizin?
Bunca milletin en iyisi siz misiniz?
Hangi hakla efendisi oldunuz dünyamızın?
Ne diye gelir zehir edersiniz
Bunca zararsız insana yaşamayı?
Bizler tarlaların bereketiyle
Yaşayıp gidiyorduk barış içinde.
Çifte, çubuğa, türlü zanaatlara
Yatkındı ellerimiz.
Cermenlere ne öğrettiniz sanki siz?
Hünerli elleri, sağlam yürekleri vardı.
Sizler gibi gözü doymaz olsalar,
Ve kaba güçlerini kullansalar,
Belki imparatorluğu onlar kurar
Ve sizden daha insanca yönetirlerdi.
Anlatsam aklınız almaz
Valilerinizin bize ettiklerini;
Bunlar tapınaklarınızın şanına sığmaz;
Tanrıların gözü üstünüzde, bilesiniz.
Bütün gördükleri korkunç, kanlı sahneler,
Tanrıları, tapınakları hiçe sayma,
Azgınlığa varan bir kazanç tutkusu.
Doymak nedir bilmiyor gözü
Roma’dan gelenlerin başımıza.
Toprağın, insan emeğinin tüm ürünleri
Az geliyor bu sizin adamlarınıza.
Çekin onları, istemiyoruz artık
Toprağı onlar için bellemek.
Köyü kenti bırakıp dağlara kaçar olduk,
Çoluğu çocuğu yüzüstü bırakarak.
Ayılarla düşüp kalkıyoruz yalnız,
Dünyaya yeni mutsuzlar gelmesin,
Roma’nın ezdiği bir memleketin
Nüfusu çoğalmasın, azalsın diye.
Doğmuş çocuklarımıza gelince,
Büyümeden ölmelerini diliyoruz.
Mutsuz yaşatmakla kalmıyor bizi valiler,
Günaha giriyor, cinayetler işliyoruz.
Çekin onları; çıkarcılık ve kötülük
Bize bütün öğrettikleri.
Sonunda Cermenler de onlar gibi
Gözü dönmüş birer yağmacı kesilecek.
Başka ders almadım Roma’yı gördüm göreli:
Hediyeler, rüşvetler vereceksin;
Bulunmaz Hint kumaşları bulup getireceksin;
Boşuna güvenir, başvurursun kanunlara:
Uzattıkça uzatır işi kanun adamları.
Pek hoşunuza gitmemiş olsa gerek
Bu fazla sert sözlerim benim.
Ölümle cezalandırın razıyım,
Yüreğimden çıkarıp söylediklerimi.
Böyle deyip yüzükoyun yatmış elçi.
Şaşırmış, hayran kalmış herkes.
Bu yaman yürek ve sağduyu karşısında.
Boynunu vuracak yerde
Patrislik payesi vermişler bu vahşiye,
Bu söylevden ancak böyle öç alınır diye!
Valiler değiştirilmiş ve senato
Zapta geçirilmesini istemiş
Bu adamın bütün söylediklerinin,
Örnek olsun diye gelecek söylevcilere.
Ama tabii bu moda
Pek uzun sürmemiş Roma’da.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi