DECAMERON-98 (Doksan Üçüncü Hikâye)

D

     Cattajo civarında Natan isimli asil ve çok zengin bir adam vardı. Bilhassa yol durağında bir çiftliği vardı ki yolcular çok faydalanırlardı. Oraya yolcular için bir köşk yaptırmış ve onu en güzel eşyalarla döşemişti. Bir çok da hizmetçi ve uşak almıştı. Böylece yolcular güzelce ağırlanırdı.
     Natan’ın iyi şöhreti her yana yayılmıştı. Bu şöhreti işitenlerden birisi de Mitridanes idi. O da Natan kadar zengindi. Fakat fazla hayır işleyerek onun şöhretini bastırmak ve gölgelemek istiyordu. O da misafirler için bir köşk yaptırmış ve güzel eşya ile döşemişti. Böylece Natan kadar şöhret kazanmıştı.
     Bir gün bu genç adam köşkünün bahçesinde oturuyordu. Kapıdan bir kadın girerek sadaka istedi. O da verdi. Aynı kadın başka bir kapıdan girerek yine sadaka istedi ve bunu 12 defa tekrarladı. 13 üncü defa geldiğinde Mitridanes, “Hanım,” dedi. “Sen epeyce sırnaşıksın.” Ama yine de bir sadaka verdi. Kadın, “Natan’ın cömertliği ne güzel,” dedi. “Onun köşkünün 32 kapısı var. Bütün kapılardan girip sadaka isterim. O beni tanımamış görünerek yine sadaka verir. Siz ise 13’ncü defada azarlamaya başladınız.”
     Kadın bu sözlerden sonra oradan uzaklaştı. Mitridanes, Natan’ın şöhretini kıskandığı için kadının bu sözlerinden fena halde öfkelendi ve kendi kendine, “Cömertlikte Natan’ı hâlâ geçemedim. Dilenciler bile onu övüyorlar, onu öldürmekten başka çare yok!” diye düşündü.
     Bu niyetini kimseye sezdirmeden yanına, adamlarından birkaçını alarak yola çıktı. Üç gün sonra Natan’ın evinin bulunduğu yere vardı. Adamlarına kendisini tanımaz gibi davranmalarını ve bir otel bulmalarını emretti. Kendisi tek başına yola devam ederek Natan ile karşılaştı. Onu tanımıyordu. Bu yüzden, “Natan’ın evi neresi?” diye sordu. Natan, “O evi,” dedi. “Benden daha iyi kimse bilemez. Seni oraya götüreyim.”
     Mitridanes, “Pek iyi olur,” dedi. “Ama Natan beni görmesin!”
     Bunu söyleyerek attan indi ve Natan’la konuşa konuşa köşke vardı. Natan bir uşak çağırarak atlara bakmasını ve köşkte kimsenin kendisinin Natan olduğunu söylememesini emretti. Mitridanes’e güzel bir oda ayırdı ve istirahatını temin etti. Mitridanes, ona saygı ile kim olduğunu sordu, o “Ben Natan’ın aciz bir uşağıyım,” dedi. “Onunla beraber büyüdük ama beni kendisi gibi meşhur edemedi.”
     Bu sözler Mitridanes’te ümit uyandırdı. Bunun üzerine Natan ona nezaketle kim olduğunu ve ne maksatla seyahat ettiğini sordu ve her işinde yardıma hazır olduğunu bildirdi. Mitridanes biran düşündü, sonra niyetini ona açıkladı ve gizli tutmasını rica etti. Natan onun kötü niyetlerinden hayrete düştü, ama kendisini tuttu.”
     “Mitridanes,” dedi. “Baban asil düşünceli bir adamdı, sen ona aykırı düşmek istemiyorsun, onun için herkese karşı cömert olmak istiyorsun. Natan’ı kıskanışın hoş, senin gibi birkaç kişi daha olsaydı, bu dünya düzelirdi. Planından kimseye bahsetmem ama sana yalnız öğütle yardım edebilirim. Yarım mil uzakta bir orman var. Orada her sabah Natan gezmeye çıkar. Onu orada bulabilir ve niyetini icra edebilirsin. Natan’ı öldürdükten sonra rahatça evine gidebilmek için aynı yoldan değil, soldaki yoldan çıkarsın.”
     Natan gittikten sonra Mitridanes, adamlarına, ertesi sabah orman civarında kendisini beklemelerini emretti. Ortalık ağarırken Natan her günkü alışkanlığına uyarak tek başına, öldürüleceği ormana gitti. Mitridanes de yataktan kalktı, okunu ve kılıcını alarak atına atlayıp ormanın yolunu tuttu. Natan’ı uzaktan yalnız görünce öldürmeden önce onunla konuşmak istedi. Atını o tarafa yönelterek adama, “Senin ölmen lazım,” dedi. Natan, “Bunu hak ettim mi?” diye sordu.
     Mitridanes onun yüzüne bakınca kendisine dostça muamele etmiş olan ihtiyarı tanıdı ve birdenbire öfkesi utanmaya dönüştü. Kılıcını kınına soktu ve ağlayarak Natan’ın ayaklarına kapandı. “Aziz büyüğüm,” dedi, “Bana ne büyük bir alicenaplık gösterdiniz. Size kötü niyetimi bildirdiğim halde hayatınızı hiçe sayarak buraya geldiniz. Bereket versin hırsın ve kıskançlığın kapadığı gözlerimi Allah açtı. Benim cezam sizin alicenaplığınıza uygun olmalı, onun için suçumun ölçüsünde benden intikamınızı alınız.”
     Natan, Mitridanes’i kucaklayıp öperek, “Oğlum,” dedi. “Bu teşebbüsünden dolayı af dilemene lüzum yok. Çünkü sen bu işe kin yüzünden değil, izzeti nefs yüzünden giriştin. Onun için müsterih ol. Benim şöhretimi kıskanman da seni utandırmasın. En büyük hükümdarlar bile şöhretlerini, şehirler yakarak ve kıtalar mahvederek genişletmeye çalışmışlardır. Şu halde beni öldürerek şöhretini artırmak istemen görülmemiş bir şey değildir.”
     Natan’ın ileri sürdüğü bu mazerete yapışan Mitridanes artık af dilemekten vazgeçti, yalnız Natan’ın kendi eliyle hasmına silah verişine şaştığını söyledi. Natan; “Mitridanes,” dedi. “Benim planıma şaşma. Kendi işlerime sahip çıkalı beri evime kim geldi ise elimden geldiği kadar her arzusunu yerine getirdim. Buraya gelirken niyetin beni öldürmekti, ben de hayatımı feda etmeye hazırdım. Çünkü arzusu yerine gelmeyen ilk misafir sen olmamalıydın. Ölmenin bundan iyi şekli olamaz. Seksen sene, istediğim gibi yaşadım. Biliyorum ki tabiat kanununa göre kısa bir ömrüm kaldı. Onun için hayatımı birine bağışlamak münasip olacak? Bu sebeple arzusu tatmin edilmemiş bir adam olma, hayatımı, kıymetini büsbütün kaybetmeden al da mesut ol!”
     Mitridanes utanarak, “Allah beni sizin hayatınız gibi değerli bir şeye kastetmekten korusun!” dedi. “Kabil olsa kendi ömrümü sizinkine eklerim.”
     Natan, “Kimseye yapmadığım bir şeyi sana yapmamı arzu eder misin?” dedi. “Şimdiye kadar kimseden birşey kabul etmedim.”
     Mitridanes, “Evet,” diye cevap verdi.
     Natan, “Öyle ise,” dedi. “Sana söyleyeceğim şeyi yap! Bu köşkte kal ve Natan ismini al. Ben de senin köşküne gideyim Ve Mitridanes ismini alayım.”
     Mitridanes, “Eğer,” dedi. “Sizin yaptığınız gibi asil hareketler yapmaya muktedir olsam, teklifinizi derhal kabul ederdim. Ama benim hareketlerim Natan isminin şöhretini azaltır. Böylece istemeyerek bir fenalık yapmış olurum. Onun için teklifinizi kabul edemem.”
     Bu sözlerle köşke döndüler ve Natan misafirini bir müddet daha ağırladı. 

(Yazan: Giovanni Boccaccio – Çeviren: D. Yılmaz Tekin)

Yazar hakkında

Yorum Ekle