DECAMERON-99 (Doksan Dördüncü Hikâye)

D

     Bolonya’da Gentil isimli bir genç vardı ki, asaleti ve meziyetleri ile herkes tarafından sayılırdı. Bu genç Nikola isimli birisinin karısı olan Catalina’ya vurulmuştu. Fakat ondan mukabele görmemişti. Bu yüzden meyus olarak Modana’da kendisine teklif edilen bir hâkimlik vazifesini kabul için yola çıkmıştı.
     Bu sırada Catalina, kocası seyahatte olduğu için doğum yapmak üzere çiftliğe çekilmişti. Orada birdenbire hastalanmış, hekimler onu öldü sanmışlardı. Çocuk henüz müddetini doldurmamış olduğu için, kadını fazla merasim yapmadan kiliseye defnetmişlerdi.
     Gentil, bu haberi bir dostundan aldı ve çok üzüldü. Kendi kendine, “Zavallı Catalina!” dedi. “Hayatında senden bir teveccüh görmedim. Şimdi ölüsün… Hiç olmazsa seni son bir defa öpeyim.”
     Akşam karanlığında kimseye birşey söylemeksizin bir uşağı ile kadının mezarının başına gitti. Mezarı açtı ve yüzünü yavaşça yaklaştırarak gözyaşı içinde kadını öptü. İnsanın arzularına son yoktur. Gentil de kendi kendine, “Mademki buraya indim,” dedi. “Neden onun vücuduna elimi sürmeyeyim?”
     Elini kadının göğsüne değdirince, kalbinin yavaş yavaş vurmakta olduğunu hissetti. Derhal uşağının yardımı ile kadını mezardan çıkardı, atına bindirdi ve gizlice Bolonya’daki evine döndü. Annesine olanı biteni anlattı. Kadın biraz kendine gelince, “Ben neredeyim?” diye sordu. Gentil’in annesi, “Müsterih ol!” dedi. “Emin ellerdesin!”
     Kadın büsbütün iyileşince, buraya nasıl geldiğini sordu. Gentil her şeyi anlattı. Kadın, şerefinin korunması için orada bırakılmamasını, kendi evine götürülmesini rica etti.
     Gentil, “Seni bir zamanlar çok sevdim, fakat şimdi ve bundan sonra seni kardeşim yerine koyacağım. Yalnız size yaptığım hizmetin karşılığı olarak bana bir lütufta bulunmanızı rica
ederim.”
     Kadın şerefini lekeleyecek bir şey değilse derhal yapacağını söyledi. Gentil, “Bütün Bolonya halkı sizi ölmüş biliyor. Onun için ben Modana’dan gelinceye kadar annemin yanında kalın. Maksadım şehrin ileri gelenleri huzurunda sizi kocanıza teslim ederek ona değerli bir hediye vermiş olmak istiyorum.”
     Bu teklifi uygun gören kadın, muvafakat etti. Bu sırada da doğum sancıları başlamıştı. Gentil’in annesinin yardımı ile şirin bir oğlan çocuğu doğurdu. Gentil işlerini devredip Modana’dan Bolonya’ya döndüğünde, evinde şehrin ileri gelenlerine muhteşem bir ziyafet verdi. Ziyafette Nikolo da hazırdı. Zevk ve iştaha ile yemekler yendi, yemeğin sonunda Gentil ayağa kalkarak, “Baylar,” dedi. “İşittiğime göre İran’da pek güzel bir âdet varmış, birisine yüksek bir itibar gösterilmek istendi mi, o davet edilir ve en çok sevdiği şey ona gösterilirmiş, ben de bugün Bolonya’da bu âdeti tatbik etmek istiyorum. Ziyafetime gelmek lütfunda bulundunuz, ben buna İran usulü ile mukabele edeceğim. Ama daha önce size soracağım bir mesele şudur; Birisinin sadık bir uşağı var. Uşak, ağır bir hastalığa tutulur, efendisi hastalığın sonunu beklemeden uşağını sokağa atar, yoldan geçen birisi ona acır ve hastalıktan kurtarır. Şimdi uşağın efendisi, bu uşağı iyi eden adam onu geri vermek istemezse şikâyet hakkına sahip midir?”
     Herkes ayrı bir mütalaa beyan ettikten sonra son kararı mahir bir hatip olan Nikola’ya bıraktılar. Nikola, İranlıların âdetini övdükten sonra, uşağın sahibinin bu hakka sahip olmadığını bildirdi. Artık uşak onu iyi edenindir, dedi.
     Gentil, “Şimdi,” dedi. “Size bahsettiğim şeyi göstereceğim. İki uşağını, çok güzel giyinmiş olan kadına yollayarak, salona gelmesini rica etti. Kadın yavrusunu kucağına alarak salona girdi ve sofraya oturdu. Gentil, “Baylar,” dedi. “İşte bu benim en çok takdir ettiğim konudur. Ona iyi bakın, acaba haklı mıyım?”
     Herkes kadını süzdü, bazıları onu tanıdılar, bazıları tanımadılar. Nikola, çok heyecanlıydı. Kadına dönerek, “Bolonya’dan mısınız? Yoksa yabancı mısınız?” diye sordu. Kadın kocasının sualini cevapsız bırakmayı pek istemiyordu, fakat yapılan tembih veçhile sustu. Başka birisi, “Çocuk sizin mi?” dedi. Birisi de, “Gentil’in karısı mısınız?” diye sordu. Bazıları, “Ne güzel kadın, fakat dilsiz galiba,” diyorlardı. Gentil, “Onun susması,” dedi. “Faziletinin bir delilidir!” Nihayet, ısrar ettiler; “Kim olduğunu söyle!” dediler.
     Gentil, “Peki, yalnız hiç kimse sözüm bitmeden yerinden kımıldamayacak. Aldığı teminat üzerine, “Baylar,” dedi. “Bu kadın söylediğim hikâyedeki sadık uşaktır. Onu efendisi sokağa atmıştı, ben onu buldum ve bakımla ölümden kurtardım, Allah da ona eski güzelliğini iade etti. Bu şartlar altında, Nikola’nın görüşüne göre bu kadın benim olmalıdır, başka kimse hak iddia edemez!”
     Herkes susuyordu. Nikola ve kadın acıma hissi içinde ağlamaya başlamışlardı. Nihayet, Gentil yavruyu kucağına, kadını koluna takarak Nikola’nın yanına gitti, “Ayağa kalk yeğenim,” dedi. “İşte sana akrabanın sokağa attığı kadını değil, yeğenim olan kadını ve senden olma çocuğu veriyorum. Onu ben vaftiz ettim ve Gentil ismini verdim. O, üç ay benim evimde kalmıştır ama kendi ailesinin evinde gibi namuslu yaşamıştır.”
     Sonra kadına dönerek, “Bana verdiğin sözden seni kurtarıyorum ve seni Nikola’ya teslim ediyorum,” diyerek kadınla çocuğunu Nikola’ya verdi. Nikola büyük bir sevinç içinde kadını ve çocuğunu aldı, herkes ağlıyordu. Kadın tarif edilmez bir heyecanla kocasının evine döndü ve Gentil onların samimi bir dostu oldu.

(Yazan: Giovanni Boccaccio – Çeviren: D. Yılmaz Tekin)

Yazar hakkında

Yorum Ekle