Devin Kızı

D

     Bir varmış, bir yokmuş…
     Evvel zaman içinde kalbur saman içinde… Pireler berber iken, develer tellâl iken ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken; bir Padişah’ın bir kızı varmış.
     Kız, bir gün rüyasında görüyor ki, altından bir oda… Altından duvarlar, altın eşik, altın leğen altın ibrik… Altın leğen babasının elinde, altın ibrik ile kızın eline su döküyormuş.
     Sabah olunca kız babasına diyor ki:
– Babacığım, bu gün bir rüya gördüm. Rüyamda bir odadaydım. Her tarafı altındandı. Sen de benim elime su döküyormuşsun.
     Kız bu rüyayı anlatınca babası kızıyor.
– Nasıl olur da bir baba evlâdının eline su döker? Ben rüya falan anlamam! Bu kız bu evden kalkmalı, diyor.
     Hemen cellâda emir veriyor:
– Bu kızı hemen öldür, kanlı gömleğini de bana getir!
     Cellât bu kızı alıyor, ıssız bir dağa götürüyor. Ol görüp  öldürmeye kıyamıyor. Kıza diyor ki:
– Gel kızım, dizime yat uyu!
     Cellât, kız uyurken, usulca bir karga vuruyor. Kızın gömleğini karganın kanına batırıyor, kızı da orada bırakıp geliyor.
     Padişaha diyor ki:
– İşte Padişahım, bu senin kızın kanlı gömleği!
     Fakat babası kızı öldürttüğüne dayanamıyor. O günden itibaren kızını aramaya çıkıyor.
     Biz haber verelim kızdan…
     Kız, uyanmış ki, dağ başında tek başına… O tarafa dönmüş kimse yok, bu tarafa dönmüş kimse yok. Sonra orada bir taş görüyor. Taşı zorla yerinden kaldırıyor ki, aşağı doğru bir merdiven iniyor. Merdivenleri inip bakıyor ki, koca bir konak… İçini silip, süpürüyor; fakat ortalıkta da kimseler yok… Kız eşyalardan buranın bir deve ait olduğunu anlıyor; “Allah’ım! Dev gelse beni yese ben ne yaparım?” diye düşünmeye başlıyor. Derken kapıdan büyük bir gürültü ile dev geliyor.
     Kız korkusundan deve;
– Ah babam! Canım babam, diyor. Dev de kızı avucuna alıp;
– Apalak kızım! Topalak kızım, diye seviyor.
– Buraya insan gelmez, cins gelmez. Sen nereden geldin, diyor.
     Kız da başından geçenleri deve anlatıyor. Dev, gömleğini kızın başına geçiriyor, onu evlat ediniyor.
– Bundan sonra benim kızım ol! Ye! îç! Yat! Benden sana zarar gelmez, diyor.
     Kız, her gün konağı silip süpürüyor. Bir gün konakta bir taç buluyor. Tacı alıp başına koyuyor, camdan dışarı bakıyor. Kız, camdan bakarken orada atını otlatan Padişahın oğlunu görüyor. Padişahın oğlu da camdaki kızı görüp, âşık oluyor.
     Oğlan, akşam eve gidince gördüklerini annesine babasına anlatıyor.
– Devin dağdaki konağında bir kız gördüm, ona âşık oldum. Gidip o kızı bana alın, diyor.
     Annesi babası da;
– Ah oğlum, bu kız bu devin evine nasıl geçti. Biz onu nasıl alırız, diyor.
     Oğlan, günden güne sararıp solmaya başlıyor. Evlerinde de bir hizmetçi varmış. O hizmetçi oğlanın bu durumunu gördükçe çok üzülüyormuş.
     Padişaha diyor ki;
– Böyle bir genç eriyip akacağına, ben gider dünür olur, isterim.
     Hizmetçi kız, korka korka geliyor, devin kapısını çalıyor. Karşısına kız çıkıyor. Kız, hizmetçiyi içeri alıyor.
     Hizmetçi diyor ki:
– Kızım, Padişahın oğlu sana âşık olmuş. Senin için sararıp soluyor. Ben de sana dünür geldim. Acaba dev beni yer mi? Oturup konuşsak!
     Kız, devin gelme vaktini bildiği için onu dolaba saklıyor. Bir de ne baksın, büyük bir gürültüyle dev gelmiyor mu? Gelir gelmez;
– Burada bir insanoğlu kokusu var, diyor. Kız da diyor ki:
– Ah babacığım! Bugün bir kız geldi. Çok iyi vakit geçirdik. Yemezsen çıkarayım.
     Kızı dolaptan çıkarıyor. Hizmetçi kız devle konuşuyor.
– Dev baba, Allah’ın emriyle kızını almaya geldim, diyor.
     Dev de kızına soruyor;
– Kızım varır mısın? Kız da;
– Ah baba, sen kellemi nereye kesersen, kanım oraya aksın. Sen verirsen, ben varırım, diyor.
     Dev de;
– Kızımı verdim, diye söz veriyor.
     Hizmetçi kız sevinerek koşa koşa saraya gidiyor. Oğlanın annesine;
–  Sultan Hanım! Sultan Hanım! Müjdemi ver, kızı aldım! Kırk gün sonra, kırk deve götürüp kızı alıp getireceğiz, diyor.
     Kırk birinci günü, kırk beş tane boş deveyle gelinci geliyorlar. Gelinciler devden; “Acaba bizi yer mi?” diye de korkuyorlar.
     Neyse, boş develeri yüklüyorlar. Yola çıkacakları zaman dev, kızına diyor ki:
– Şu kılıcı al, sakla! Kız da;
– Baba, ben korkarım, diyor. Dev, kılıcı kızın sandığına koyuyor.
     Gelinciler kızı alıp, sevinçle götürüyorlar. Padişahın oğluyla karı koca oluyorlar, adını da “Sultan” koyuyorlar.
     Aradan bir zaman geçiyor. Kız, devi özlüyor. Kocası bunu seziyor.
– O ne Sultan! Bir şeye mi canın sıkıldı, diye soruyor. Kız da;
– Ben babamı özledim. Dev babam gelsin göreceğim, diyor.
     Devi çağırıyorlar, dev geliyor. Padişahın oğluyla kaynana korkudan karyolanın altına girip, saklanıyorlar. Biraz sonra da dev içeri giriyor, kızıyla sarılıyor.
     Kıza;
– Kızım, ben sana bir kılıç vermiştim. O kılıcı getir, diyor.
     O zaman damatla kaynana; “Bizi öldürecek!” diye çok korkuyorlar. Kaynananın dudakları çatlıyor.
     Kız, kılıcı getiriyor. Dev;
– Kızım, kılıcı önce şu omzuma sonra bu omzuma vur, diyor.
     Kız da;
– Baba, ben korkarım, vuramam, diyor. Dev ısrar ediyor.
– Kızım, bu kılıç sana uğur getirecek, diyor.
     Kız da babasının dediğini yapıyor. Bir de bakıyor ki, rüyasında gördüğü gibi her taraf altın olmuş. Dev de bundan sonra çekip gidiyor.
     Damat ile kaynana saklandıkları yerden çıkıyorlar. Bir de bakıyorlar ki, her yer altın olmuş. Sultan, daha da kıymetleniyor.
     Bir gün kızını arayan bir Padişah, bu saraya geliyor. Kapıyı çalıyor, karşısına kendi öz kızı çıkıyor. Kıza;
– Kızım, senin gözlerin benim kızımın gözlerine benziyor. Sen nereden geldin buralara, diye soruyor.
     Kız da başından geçenleri teker teker anlatıyor. O zamana kadar kızını tanıyor, kızına sarılıp öpüyor.
– Ben senin babanım. Kızım, ben Allah’a büyük söylemişim. Rüyan gerçek oldu, diyor.
     Orada duran altın leğeni altın ibriği eline alıp, kızının eline su dökmek istiyor. Kız da babasının eteğine düşüp yalvarıp yakarıyor, suyu döktürmüyor.
     Baba kız, yeniden bir araya geliyorlar. Bundan sonra da muratlarınca yaşıyorlar. 

(Derleyen: Sevgi ŞEN)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi