Dudaktan Kalbe
Dudaktan Kalbe

Dudaktan Kalbe

                                                              Reşat Nuri Güntekin
                                    25 Kasım 1889, İstanbul – 7 Aralık 1956, Londra

Romanın Özeti:
    Saip Paşa, İzmir’in tanıdığı, sevdiği bir kimsedir. Zaman zaman da Belediye Başkanlığına seçilir. Bir yeğeni vardır: Hüseyin Kenan. Dayısının zoruyla mühendis çıkmıştır. Çocukluğunu Bozkaya bağlarında geçiren Hüseyin Kenan, annesinin dükkânını satıp Avrupa’ya gittikten sonra müzikteki kabiliyetini önce batı dünyasına, sonra, buradaki batı hayranlarına kabul ettirmiştir.
    “Şark leyliyeleri” diye çevrilen “noctumes orientales” tarzındaki parçalarıyla şöhret yapmıştır. Güzel keman çalar. Dayısının ısrarlarına dayanamayarak birkaç ay için çocukluğunun geçtiği kent olan, İzmir’e gelir. Dayısı Saip Paşa, vaktiyle haylaz bir oğlan diye bildiği Hüseyin Kenan’la şimdi övünmekte, ziyafetler düzenleyerek bu genç yaşta tanınmış besteciye yakınlığını göstermekten zevk duymaktadır. Bütün bu şatafatlı âlemlerden sıkılan Hüseyin Kenan, Bozkaya’ya giderek dinlenmek ister. Artık eski sefalet günlerinin yerini az da olsa ferahlı bir yaşam almıştır.
    Bozkaya’da, küçük “Kınalıyapıncak”la tanışır. Lamia, hafif çilli yüzünden dolayı Hüseyin Kenan’ın kınalıyapıncak dediği kız, annesini, babasını kaybedince oraya amcasının yanına gelmiştir. Hüseyin Kenan, evli kadınlara karşı, Kınalıyapıncağın varlığından epey faydalanır. Her gittikleri yere onu da beraber götürür ve böylece dedikoduları önler. Lamia bu macerayı bilir ve Nimet Hanım evli olduğu için de Hüseyin Kenan’a acır. Hayalinde çocukça, çok acıklı bir macera yaratır. Bunun sıradan bir aşk öyküsü olduğunu anlayınca fena halde kırılır. İnsanlara, hele çok sevdiği ve gizli gizli kemanını dinlediği Hüseyin Kenan’a karşı bütün güvenini kaybeder.
    Bir gece yarısı Hüseyin Kenan, son eserine çalışırken bahçede bir hayal gördüğünü zanneder. Yakaladığı zaman bu beyaz hayaletin, gecelikle dolaşan Lamia olduğunu hayretle görür. Lamia, onun kemanını delice sevmektedir. Böylece, aralarında tuhaf, gizli bir gece arkadaşlığı başlar. Hüseyin Kenan onun gelip çalışmasını dinlemesine izin verir.
    Yaz bitince, Kenan İstanbul’da, Prens Vefik Paşa’nın Rumelihisarı’ndaki yalısına yerleşir. Niyeti kendisine pek bağlı görünen Prenses Cavidan’la evlenmektedir. Prenses Mısırda iken, Hüseyin Kenan yeniden İzmir’e döner. Kınalıyapıncak’la sıcak bir yaz günü havuz başında buluşurlar. Lamia çok güzel bir kız olmuştur. Kızın duygululuğu Hüseyin Kenan’a dokunur. Aralarında aşka benzer, sevdaya benzer bir yakınlık oluşur.
    Kınalıyapıncak, geceleri odasını içeriden kilitler, pencereden bahçeye atlayarak Hüseyin Kenanların bahçesine geçer, saatlerce dolaşırlar, uzun uzun konuşurlar. Fakat bir eğlenti gecesi, herkesin dışarıda olduğu bir sırada, bağ köşkünde, Hüseyin Kenan nihayet zayıf davranır, yenilir ve Lamia’yı elde eder. Ayrılırlarken ertesi gün annesinin resmen gelip kendisini isteyeceğini bildirir. Ama ertesi gece, hayatını kendi elleriyle mahvettiğini düşünmekten gelen bir buhranla yatağa düşer. Birkaç gün kendini bilmeden yatar. Lamialar da İzmir’e inerler. Genç kız Kenan’ın bir görev gibi gördüğü evlenme önerisini kesin olarak reddeder.
    Hamileliği üç ayı bulunca artık durumunu gizleyemeyeceğini düşünerek eniştesinin tabancasını alıp intihara kalkışır. Lamia’yı ölümden kurtarırlar ve Kütahya’da bir akrabanın yanına yollarlar.
    Hayli ıstırap içinde geçen günlerden sonra, Mebrure adını verdiği kızını orada doğurur. Maceralı günlerden sonra bir binbaşıyla evlenir. Bu sırada kocasının yeğeni doktor Vedat, sürgün olarak Kütahya’ya gelir. Kenan’ın Prenses Cavidan’la evlenişini Lamia ondan öğrenir. Vedat’la aynı odada bir kömür çarpmasına uğramak Lamia’ya yeni bir felaket getirir. Kocasından ayrılır. Vedat onu almak isterse de kız reddeder. Kızıyla İstanbul’a, Beylerbeyi’ne gelir. Kısa bir zaman sonra doktor Vedat da İstanbul’a döner.
    Bir gün muayenehanesinde Lamia’yla Hüseyin Kenan’ın birbirleriyle tanıştırırken onların zaten tanıştıklarını anımsar. Hüseyin Kenan, Lamia’yı sevdiğini geç fark etmiş, evlilik hayatında mutlu olmamıştır. Vedat da konuk olduğu bir gece bütün üzüntüsünü kemanına söyletir. Yine Vedat’ı muayenehanesinde ziyarete gittiği bir gün onun Lamia’yla evleneceğini öğrenir. Vedat, Kınalıyapıncakla evlenir. Hüseyin Kenan da intihar eder.
Romandaki Kişiler ve Karakteristik Özellikleri:
    Kenan Bey: Duyguları ve istekleri yaşamını yönlendirmiş bir kişi. Romantik değil. Müziğe karşı hevesli bir mühendis. Bir anlık zevk için genç bir kızın yaşamını zehir edebilecek, onunla evlenemeyecek karakterde bir kişiliği var. Gerçekçi değil; acımasız, yüreksiz. Daha sonraları yaptığı hataları anlayarak kendine kahrediyor. Düşündüklerini de gerçekleştiremiyor. Çaresizlikle yaşamına son veriyor.
    Lamia Hanım: Romantik ve aşırı duygusal bir kişiliği var. Hayalperest. Hayatın gerçeklerini acı anılarla birlikte öğreniyor. Saf, temiz ve çok iyi yürekli bir kadın; Kenan’ı da çok seviyor. Annesini ve babasını kaybettikten sonra amcasının yanında kalıyor. Hayatta yüzü hiç gülmemiş, gerektiğinde birçok acıya göz yummuş sevdiği insan için yaşamaya çalışıyor.
    Vedat Bey: Günlük yaşamda rastladığımız iyi yürekli bir insan. Lamia’yı seviyor ve sonunda onunla evleniyor. Romantik sayılabilir. Ama gerçekçi değil. Başarılı bir doktor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir