Kırmızı İnek

K

     Bir varmış, bir yokmuş…
     Eski devirlerde kendi halinde bir aile varmış. Bu ailenin bir oğlu ile iki kızı varmış. Kızlardan biri evlatlıkmış. Evlatlık olanın adı Fatma’ymış.
     Bu ailenin bir de kırmızı bir ineği varmış. Kızlar, her gün kırmızı ineklerini otlatmaya götürürlermiş. Anneleri de her gün bunların azığını ellerine verir yola gönderirmiş. Kendi kızına güzel güzel yiyecekler koyar, evlatlık kızına da hep arpa ekmeği, çavdar ekmeği verirmiş. Yemek vakti gelince herkes kendi çıkınındakileri  yermiş.
     Aradan epey bir zaman geçmiş. Evlatlık olan kız habire şişmanlıyor, öbürü ise durmadan zayıflıyormuş. Bu annelerinin dikkatini çekmiş. Bir gün kızına;
– Kızım, sana ne oluyor böyle? Sana her zaman güzel yemekler veriyorum, evlatlığıma ise sadece yavan ekmek koyuyorum. O hem çok iyi görünüyor, hem de şişmanlıyor. Sen ise sürekli zayıflıyor ve kötüleşiyorsun. Bir derdin mi var? demiş.
     Kızı;
– Anne, sana bir şey diyemem. Bir gün erkek kardeşimi hayvan otlattığımız yere gönder de bizi gizlice seyretsin. O zaman niye zayıfladığımı, Fatma’nın niye şişmanladığını görsün, demiş.
     Kadın, oğlunu çağırmış. Demiş ki:
– Oğlum, böyleyken böyle! Sen gidip bu ikisini gizliden seyret, demiş.
     Kızlar, hayvanları otlatmışlar. Bir ara yemek yemek için oturmuşlar, sofralarını açmışlar. Fatma yine arpadan çavdardan yapılmış ekmeğini çıkarmış.
     Kırmızı inek, kıza;
– Ekmeğini bana ver de ben yiyeyim. Sen de boynuzumu aç, içinde ne varsa çıkar ye, demiş.
     Oğlan saklandığı yerden bunları duymuş, görmüş. Kızın yanına gitmiş;
– Demek, bu yüzden devamlı kilo alıyor, şişmanlıyorsun, demiş.
     Kız;
– Bunu kimseye söyleme! Gel beraber yiyelim, demiş.
     Hep beraber yiyecekleri yemiş, akşam olunca da eve dönmüşler. Anneleri de bin bir merakla dışarıda bunları bekliyormuş. Oğlunu görür görmez;
– Ne gördün oğlum, diye sormuş. Oğlan da;
– Senin Fatma’ya koyduğun ekmekleri Fatma kırmızı ineğe verdi. İnek de boynuzunda bulunan güzel yiyecekleri ona verdi, demiş.
     Kadın bunun üstüne fesatlık düşünmeye başlamış. Sonunda kırmızı ineği kestirmeye karar vermiş.
     Kocasının yanına gitmiş;
–  Bu gece rüyamda gördüm. Eğer kırmızı ineği kesip etini komşulara dağıtmazsan amansız bir hastalığa yakalanacakmışım, demiş.
     Kocası da;
–  Aman hanım yapma! İneğim güzel. Çok iyi bir inek, hem de çok besili… Ben ona nasıl kıyarım, dese de kadın ısrar etmiş.
     Karısının söylediklerine daha fazla dayanamamış, ineği kesmeye gitmiş. Kesileceğini anlayan inek, Fatma’ya;
– Fatma, eğer beni keserlerse sakın ola etimi, kemiklerimi atma! Etimden de yeme! Çünkü etim sen hariç yiyen herkese acı gelecektir. Etim acı olduğu için yemeyecek, atacaklardır. Sen de etimi, kemiklerimi topla, bir yerde sakla! Sonra bunlar altına gümüşe dönüşür, demiş.
     Adam gitmiş, ineği kesmiş. Kadın da ineğin etini dediği gibi konuya komşuya dağıtmış. Birazını da eve ayırmış. Eti yiyecekleri zaman et acı gelmiş. Kimse bir lokma yiyememiş. Kadın dağıttığı etleri toplamış, Fatma’nın yanına gidip bu etleri atmasını emretmiş. Fatma da toplanan bu etleri kemikleri almış, kırmızı ineğin ahırına gitmiş. Bunları oraya saklamış.
     Derken efendim, aradan uzun bir zaman geçmiş. Oradaki etler kemikler ineğin dediği gibi, altına gümüşe dönmüş.
     Günlerden bir gün köyde bir düğün oluyormuş. Kadın kendi kızını giydirmiş, süslemiş. Fatma’nın önüne de bir kazan koymuş:
– Biz düğünden gelene kadar, bu kazanı gözyaşınla dolduracaksın, demiş.
     Bunlar bırakıp gitmişler. Fatma da öyle üzülmüş ki, ağlamaya dövünmeye başlamış. Ağlar ağlamasına da gözyaşıyla kazan dolar mı hiç? Az sonra Fatma’nın bu durumuna üzülen bir peri kızı, ona yardım etmek için gelmiş. Fatma’ya;
– Niye böyle ağlayıp, dövünüyorsun? Canına yazık değil mi, demiş.
     Fatma, Peri Kızı’na üvey annesinin yaptıklarını teker teker anlatmış.
     O zaman Peri Kızı da;
– Sen hiç üzülme! Bana biraz tuz getir, demiş. Kız, tuzu getirmiş, Peri Kızı’na vermiş. Peri Kızı, bu tuzu kazanın içine atmış, üstüne de su doldurmuş. Böylece kazan dolmuş. Fatma’ya;
– Haydi şimdi sen de düğüne git! Herkes eğlenirken sen niye burada ağlıyorsun? demiş.
     Kıza bir elbise, bir çift de ayakkabı vermiş, ortadan kaybolmuş.
     Kız, hemen ahıra koşmuş. Orada ne kadar altın gümüş takı varsa hepsini takmış, takıştırmış. Sonra da düğün evine gitmiş. Gece boyunca hiç yerine oturmamış. Durmadan oynamış, durmadan halayın başını çekmiş. Düğünde onu kimse tanıyamamış. Düğün bitmeye yakın üvey annesi ve kardeşlerinin kendisinden önce eve varmasından korktuğu için koşarak eve gelmiş. Koşarken ayağındaki ayakkabı aceleden yolda bir kuyuya düşmüş. Ertesi gün Padişah’ın oğlu abdest almak için kuyunun başına gitmiş. Suyun üstünde parlayan bir şey görmüş. Hemen adamlarını çağırmış;
– Şu suyun üstündeki cansa benimdir, malsa sizindir, demiş.
     Adamlar onu sudan çıkarınca bir kundura olduğunu görmüşler.
     Padişah’in oğlu;
– Bu kundura bu köyde kimin ayağına uyarsa onunla evleneceğim, demiş.
     Padişahın adamları gece-gündüz bu kundurayı köyde dolaştırıp, durmuşlar. Köyün bütün kızları süslenmiş, takılar takmışlar ki, Padişah’m oğlu onları beğenir de alır diye! Ama kundura ayaklarına olmayınca da üzülmüşler. Derken köyde girilmedik ev, denenmedik ayak kalmamış. Padişah’ın oğlu;
– Köyde bu kundurayı denemediğimiz kimse kaldı mı, diye sormuş.
     Yanındakiler;
– Yetim Fatma kaldı, demişler.
    Bunlar Fatma’nın evinin önüne gelmişler. Fatma’nın üvey annesi bunların geldiğini görünce dosdoğru Fatma’nın yanına gitmiş. Onun yüzüne gözüne is sürmüş, üstüne yırtık pırtık elbise giydirmiş. Kendi kendine de; “İnşallah ayakkabı ona uymaz!” diye dua etmiş.
    Adamlar, Fatma’yı çağırmışlar. Fatma giymiş, ayakkabıyı dener denemez ayağına olmuş. Padişah’ın oğlu;
– Bu kızla muhakkak evlenmeliyim, demiş. Üvey anne;
–  Bu kız kara-kuru, çirkin bir şey… Bununla nasıl evlenirsin? demiş.
     Padişah’ın oğlu;
– Kara kuruluğunu ne yapacaksın? Olmaz! Ben söz verdim, onunla evleneceğim, demiş.
     Ertesi gün olmuş. Padişah’ın oğlu, Fatma’ya dünür göndermiş. Üvey anne, dünürlere Fatma’nın yerine kendi kızını göstermiş.
     Düğün dernek kurulmuş…
     Düğüncüler kız almaya giderken horozun biri;
– Düğün alayı geliyor! Kara-kuru Fatma kapının arkasında kilitli! Öbür kız, perdenin arkasında saklı! diye bağırıyormuş.
  Düğün alayı horozun bu dediklerini duymuş. Duymuş ama doğru mu değil mi, diye horozu dinlemeye devam etmişler.
     Horoz;
– Gelinleri değiştirdiler, diye bağırmış.
     Düğüncüler eve girmişler. Kapının arkasında kilitli olan Fatma’yı bulmuşlar. Ona gelinlik giydirmiş, sonra da almış, gitmişler. Fatma bundan sonra rahat ve huzur içinde yaşamış.

(Derleyen: Sevgi ŞEN)

Yazar hakkında

Yorum Ekle