DECAMERON-104 (Doksan Dokuzuncu Hikâye)
DECAMERON-104 (Doksan Dokuzuncu Hikâye)

DECAMERON-104 (Doksan Dokuzuncu Hikâye)

     İmparator İkinci Frederik’in zamanında, Hristiyanlar mukaddes şehirleri zapt etmek üzere, bir haçlı seferi tertiplerler. O zaman, Babil kralı olan cesur Sultan Selahattin, bu seferi haber alarak mukabil hazırlıklara girişir. Ve Hicaza gidecek gibi göstererek, tüccar kıyafetine girer ve yanına iki asil ve üç uşak alarak yola çıkar. Bir çok memleketler dolaştıktan sonra, dönüş yolunda Lombardiya’ya uğrar. Yolda, akşama doğru Torello isminde bir şövalyeye rastlar. Adam, uşakları, köpekleri ve doğanları ile Tesine nehri civarındaki çiftliğine gitmektedir. Selahattin, uşaklarından birine:” Pavya uzak mı?” diye sorar. Onlara, saygı göstermek isteyen Torello cevabı uşağa bırakmaz, bizzat verir:
     “Epeyce uzak, akşam oraya varamazsınız.”
     “Öyleyse, biz yabancıyız, bize buralarda bir barınak tavsiye edebilir misiniz?”
     “Memnuniyetle, adamlarımdan birisi, sizi rahat edebileceğiniz bir yere götürür.”
     Bunun üzerine Torello, akıllı bir uşağına, gerekli emirleri verir. Kendisi de, atını koşturarak çiftliğine varır. Bahçeye muhteşem bir sofra kurdurur. Misafirleri beklemeye başlar. Tembihli uşak da Selahattin’i konuşa konuşa, başka bir yoldan çiftliğe götürür.
     Torello, misafirlerini: “Hoş geldiniz,” diye ve güler yüzle karşılar. Selahattin derhal anlar ki Torello, açıkça kendi evine davet etse, belki reddedilecekti.
     Selahattin: “Efendim,” der. “Eğer, nezaketten şikâyetçi olmak lazım gelseydi, sizden şikâyetçi olurduk. Çünkü, bu iyiliğinize hak kazanmamıştık.”
     Zeki Torello: “Efendim,” diye cevap verir. “Benim gösterdiğim saygı layık olduğunuz saygıya nazaran bir şey değildir. Fakat, Pavya’ya varıncaya kadar münasip bir otel bulamayacaktınız. Onun için, burada kalmanıza üzülmeyin.”
     Bu konuşma esnasında Torello’nun adamları atlara bakıyorlar, misafirleri ağırlıyorlardı. Selahattin ve adamları İtalyanca biliyorlardı, onun için anlaşma kolay oldu. Hepsi Torello’nun, rast geldikleri şövalyelerin en iyisi ve en yiğiti olduğunu söylüyorlardı. Torello ise misafirlerinin, tahmin ettiğinden de büyük adamlar olduğuna anlıyordu. O gün, kafi derecede ağırlayamayacağına üzülerek, ertesi gün daha muhteşem bir sofra kurmak üzere Pavya’daki karısına haberler yolladı. Bu şehrin kapıları kapanmazdı. Sonra, misafirlerini bahçeye çıkararak nezaketle kim olduklarını sordu. Selahattin: “Kıbrıslı tüccarlarız,” dedi. “Ticaret için Paris’e gidiyoruz.” Torello: “Keşki bizim de, böyle Kıbrıslı şövalyelerimiz olsa!” diye düşündü.
     Sofra tamamen hazırlanmıştı. Misafir umduğunu değil, bulduğunu yer kabilinden herkes güzelce ağırlanmıştı. Sonra da, hepsine güzel yataklar gösterilerek istirahatleri temin edildi. Pavya’ya gönderilen uşak, bayan Torello’ya gerekli talimatı vermişti. Bu fevkalade kabiliyetli kadın, bir çok dostlarını çağırarak büyük bir ziyafet hazırlığına girişti. Meşalelerle şehrin ileri gelenlerini davet etti. Odalar halılarla süslendi, her şey kocasının istediği gibi hazırlanmıştı. Sabah olunca, misafirler, yola düzüldüler, Torello bir doğanını beraber alarak misafirlerine onun uçuşunu seyrettirdi. Selahattin Pavya’da otelde kalmak isteyince, Torello: “Bunu bana bırakın,” dedi. “Ben de oraya gideceğim.”
     Böylece yola koyuldular ve üç saat sonra Pavya’ya vardılar. Torello misafirlerini bir çok davetlilerin toplandığı evine götürdü. Selahattin: “Bunu beklememiştik,” dedi. “Zaten dün bizi öyle ağırladınız ki, bugün yolumuza devam etsek iyi olurdu.” Torello: “Efendilerim,” dedi. “Dünkü buluşmayı size değil, talihime borçluyum. Ama, bugünkü iltifatlarınızla bana ve davetlilerime şeref bahşedeceksiniz.”
     Bunun üzerine Selahattin ve maiyeti atlarından indiler ve süslü odalara kabul olundular. Yol elbiselerini değiştirdikten sonra salona alındılar. Orada görmedikleri şekilde ağırlandılar. Güzel eşyaya gözleri alışık olduğu halde salonun süsü hayretlerini mucip oldu. Yemekten sonra, davetliler dağıldılar. Torello, her şeyini göstermiş olmak için Selahattin’i bir odaya götürerek, karısını çağırdı. Güzel ve şık olan kadın iki çocuğu ile beraber nazik bir reverans yaparak içeri girdi. Selahattin ayağa kalkarak kadını selamladı, çocukları okşadı; bir aralık Torello odadan çıkınca kadın, misafirlere kim olduklarını sordu, onlar da aynı cevabı verdiler. Kadın: “Size takdim edeceğim hediyeyi, kabul buyurmanızı rica edeceğim. Tabii bilirsiniz ki, biz kadınlar, küçük hediyeler verebiliriz. Ama, hediyenin değerine değil, verenin niyetine bakın.”
     Bundan sonra herkese zarif kumaşlardan yapılmış ve tüccarlara değil, asillere layık olan ikişer kat elbise verdi: “Lütfen kabul ediniz,” dedi. “Aynı kumaştan kocama da yaptırdım. Yol hali, karılarınızdan uzak olduğunuz için bu değersiz şeyler işinize yarayabilir. Selahattin: “Bu kadar değerli şeyleri kabul edemezdik ama arzunuzu kıramayız!” dedi.
     Torello’nun ricası üzerine Pavya’da bir gün daha kalarak şehri gezdiler, akşam yemeğini yine kibar bir topluluk içinde yediler. Sabahleyin, yorgun atlarının yerine güzel beygirler buldular. Selahattin maiyetine: “Dünyada bundan kibar şövalye olamaz,” dedi. “Eğer, Hristiyan krallar birbirlerine bu şövalyenin bize yaptığı gibi muamele yapsalar, Babil kralının bir baskından korkmasına lüzum kalmazdı.”
     Bunun üzerine hediyeleri kabule mecbur kalarak, maiyetiyle beraber, atlara binip yola çıktılar. Torello epeyce bir mesafe onlara refakat etti. Nihayet Selahattin, Torello’nun geri dönmesini rica etti. Torello, ayrılıştan üzüntülü idi. Veda ederken: “İtiraf edeyim ki,” dedi. “Kim olduğunuzu bilmiyorum ve söylediğinizden fazlasını da bilmek istemiyorum. Ama şu kadarını biliyorum ki, siz tüccar değilsiniz. Selahattin ise: “Belki bir gün gelir,” dedi. “Mallarımı size gösteririm ve tüccar olduğuma inanırsınız. Allahaısmarladık.”
     Selahattin, savaşlarda ölmezse Torello’nun yaptığı muameleye aynı ölçüde mukabele etmeye karar verdi. Bütün Avrupa’yı dolaştıktan sonra, gemiyle İskenderiye’ye vardı ve haçlı seferine karşı, hazırlığa başladı. Torello, bu misafirlerin kim olduğunu uzun zaman düşündü, fakat bir ipucu bulamadı. Haçlı seferi başlayınca o da katıldı. Yola çıkarken çok sevdiği karısına; “Ben,” dedi, Hristiyanlığın şerefine ve ruhumun kurtuluşu için harbe gidiyorum, evimi ve şerefimi sana emanet ediyorum. Herhangi bir sebeple bir müddet dönmezsem, senden bir ricam var. Benden haber alamazsan, hareketimden sonra bir sene bir ay bir gün bekle, ondan sonra evlenebilirsin.”
     Karısı: “Sizden ayrılma acısına dayanabileceğimi bilmiyorum,” dedi. “Fakat başınıza ne gelirse gelsin, ben sizin karınız olarak yaşayacak ve öleceğim.” Torello: “Yavrum,” dedi. “Senin mümkün olduğu kadar vaadini tutacağını bilirim, fakat genç ve güzelsin, çok da akraban var. Faziletini herkes bilir. Onun için benden haber gelmeyince bir çok gençlerin sana talip olacağını bilirim. Sen onlara mukavemet edemezsin. Kabule mecbur olursun. Onun için bu müddeti tayin ediyorum.” Kadın: “Vaadimi imkan nispetinde tutacağım,” dedi. “Allah’a dua ederim ki, seni ve beni böyle bir endişeye düşürmesin.”
     Bunun üzerine karısı Torello’yu kucakladı ve parmağından bir yüzük çıkararak: “Siz dönmeden, ben ölürsem,” dedi. “Bu yüzük beni hatırlatsın!”
     Torello veda ederek atına atladı ve yola koyuldu. Cenova’da haçlı ordusuna iltihak ederek, gemiye bindi. Haçlı ordusunun bir kısmını, hastalıklar helak etti, bir kısmını da Selahattin kılıçla esir etti ve muhtelif şehirlere dağıttı. Torello, esirler arasında İskenderiye’ye gönderildi. Zaruret içinde kuş terbiyeciliğine başladı. Selahattin, onun maharetini işiterek, kendi doğanlarına bekçi yaptı. Torello ve Selahattin, birbirlerini tanımadılar. Torello, hep Pavya’yı düşünüyordu. Birkaç defa saraydan kaçmayı denedi. Fakat başaramadı. Cenova’dan esirleri almak üzere sultana bir heyet gelince, karısına bir mektup yazarak hayatta olduğunu ve beklemesini bildirdi.
     Bir gün, Selahattin kuşlar hakkında Torello’yla konuşuyordu, bu sırada Torello, ağzı ile bir hareket yaptı ki, Selahattin bunu Pavya’dan hatırlıyordu. Sultan: “Hristiyan oğlu,” dedi. “Sen hangi memlekettensin?” Torello:” Lombardiya’da Pavya şehrindenim. Ve bir halk adamıyım.” dedi. Selahattin, onu tanır gibi olmuştu: “O halde,” dedi, “Allah bana bir fırsat veriyor. Gördüğüm nezakete mukabele etmek için Sultan, bütün elbiselerini bir odaya getirterek, Torello’ya: “Bak bakalım,” dedi. “Bunlar içinde evvelce gördüğün bir elbise var mı? Torello, karısının verdiği elbiseyi tanımakla beraber, emin değildi: “Tanıyamadım,” dedi. “Ama şu iki elbise bir zamanlar bana misafir olmuş olan iki tüccarın elbisesine benziyor.”
     Selahattin kendisini daha fazla tutamıyarak: “Siz Torello’sunuz, ben de, karınızın bu hediyeyi verdiği, üç tüccardan birisiyim. Şimdi sana veda ederken söylediğim gibi, ben de mallarımı göstermek fırsatını bulmuş oluyorum.” Torello, bir taraftan seviniyor bir taraftan utanıyordu. Bir hükümdarı gereği gibi ağırlayamamıştı.
     Selahattin: “Torello,” dedi. “Tanrı, sizi bana yolladığına göre burada ben değil, siz efendi olacaksınız.” Ona şahane elbiseler giydirdi, saray adamlarından üstün bir mevki verdi.
     Selahattin, esirleri aldığı gün Torello Diky namında fakir bir şövalye ölmüştü. Herkes bunu asıl Torello sanıyordu. Onun için, esaretten dönen İtalyanlar, onun öldüğü haberini yaydılar. Bu haberi duyan karısı perişan oldu. Birkaç ay gözyaşıyla geçtikten ve yas biraz hafifledikten sonra, Lombardiya asilzadeleri onu istemeye başladılar. Başlangıçta, bu talepleri reddettiyse de sonunda birisini kabule mecbur oldu. Yalnız, Torello’ya vadettiği müddetin dolmasını bekleyecekti.
     Kadının yeniden evlenmesine sekiz gün kala, Cenova’dan gelmiş bir gemide bir tanıdığına rast geldi. Seyahatlerinin nasıl geçtiğini sordu. Adam: “Seyahat sıkıntılı oldu,” dedi. “Sicilya civarında bir fırtına patladı, gemiyi kayalara çarparak parçaladı ve çok adam öldü.”
     Torello’nun karısına verdiği müddet bitmek üzereydi. Onun için üzüntüden hastalanmış ve ölmeye karar vermişti. Selahattin bunu işitince hemen yanına koştu, derdini dinledi. Ve kendisini Pavya’ya göndereceğini vadetti. Bir büyücüsünü çağırarak Torello’yu bir yatak içinde bir gece Pavya’ya götürmesini emretti. Büyücü bunu vaadetti. Fakat, Torello’ya kendi selameti için, bir uyku ilacı verilmesi lazımdı.
     Torello, muayyen bir zamanda Pavya’da bulunmazsa ölmeyi kararlaştırmıştı. Selahattin; “Bunu ayıplamam,” dedi. “Karınızı seviyorsunuz. Onu başkasına bırakmak istemiyorsunuz. Çünkü, o hanım, benim de dikkat ve saygımı celbetmişti.”
     Torello’nun yola çıkacağı gün Selahattin bir salona rahat bir yatak serdirdi. Üstüne incilerle bezenmiş örtü örttürdü. İki de yastık koydurdu. Torello’ya şık bir elbise giydirildi. Başına sargılar sarıldı. Vakit gelince Selahattin maiyeti ile beraber Torello’nun yanına gitti ve ona: “Senden ayrılacağım saat yaklaşıyor,” dedi. “Sana refakat edemeyeceğim için burada veda etmeye mecburum. Sizi Allah’a emanet etmezden önce beni unutmamanızı ve hiç olmazsa bir defa daha ziyaretime gelmenizi rica ederim. Bana mektup yazabilirsiniz, ne isterseniz benden dileyebilirsiniz.”
     Torello, gözyaşlarını tutamadı. Teşekkürlerini bildirdi ve ziyaretine geleceğini söyledi. Selahattin onu kucaklayarak, iyi yolculuklar diledi ve odadan çıktı. Vakit geç olmuştu, büyücü sabırsızlanıyordu. Bir hekim geldi, ona bir ilaç içirdi. Torello derin bir uykuya dalarak yatağına yatırıldı. Başına kıymetli bir taç giydirildi. Parmağına pırıl pırıl yanan bir yüzük takıldı, beline paha biçilemez değerde murassa bir kılıç bağlandı, iki tarafına altın çanaklar, içine elmaslar ve inciler kondu. Nihayet Selahattin, Torello’yu bir defa daha öptü ve büyücüye acele etmesini emretti. Yatak derhal uçmaya başladı. Torello uyku halinde Pavya’da Peter kilisesine götürüldü. Kilise hademesi bu uçan yatağı görüp dona kaldı. Papazlar, toplandı; Baş papaz: “Oğlum, dedi. “Sen bu kilisenin yabancısı değilsin. Kim bu?”
     Torello ilacın tesirinden kurtulup uyanmış ve içini çekmeye başlamıştı. Papazlar, korku ile etrafa kaçıştılar. Torello etrafı tanıdı, yatağında doğruldu. İncilere ve pırlantalara bakarak Selahattin’in servetine hayran oldu. Kaçışan papazları yanına çağırdı. Papazlar, onu ölmüş biliyorlardı. Torello: “Aziz peder,” dedi. “Neden korkuyorsunuz? Hamdolsun hayattayım.”
     Papaz, uzun sakalına ve Arap kıyafetine rağmen Torello’yu tanıdı. “Hoş geldin,” dedi. “Bizim korkmamıza şaşma. Çünkü herkes seni ölmüş biliyor. Karın bile, bu yüzden ikinci defa evlenmeye karar verdi. Bugün merasim yapılacak.”
     Torello, yataktan çıkarak, etrafındakilere gördüklerini ifşa etmemelerini söyledi. Ve başından geçenleri anlattı. Ve “Acaba karım, ikinci defa evlenmekten memnun mu?” diye sordu. “Beni severseniz bir yemek tertip ediniz.”
     Bunun üzerine baş papaz, kadının nişanlısına haber göndererek düğüne geleceğini ve yanında bir yabancı getireceğini bildirdi. Torello, Türk kıyafetiyle nişanlının evine gitti. Kimse onu tanımadı. Baş papaz onu sultanın elçisi olarak Fransa’ya giden birisi gibi takdim etti. Torello masada karısının karşısına oturdu. Karısının yüzünde yeni evlilikten duyduğu memnuniyetsizlik okunuyordu. Fakat onu değişik kıyafet içinde tanıyamamıştı.
     Torello karısının verdiği yüzüğü parmağından çıkararak bir uşağa: “Nişanlıya söyle,” dedi. “Bizim memlekette bir âdet vardır. Bir nişan merasiminde bulunan bir kimseye nişanlı bir bardak şarap ikram eder. Yabancı içebildiği kadar içer, artanını nişanlı içer.”
     Uşak, bu sözleri nişanlıya söyledi. Nişanlı, önünde duran altın yaldızlı bir kadehe şarap doldurarak Torello’ya yolladı. Torello, içerken yüzüğü bardağın içine düşürdü. Ve az bir şarap bırakarak bardağı nişanlıya iade etti. Kadın yüzüğü tanıdı ve bir deli gibi masadan kalkarak: “Benim kocam, Torello!” diye boynuna atıldı. Torello’yu kucakladı, öptü. Torello, başından geçenleri anlattı. Yeni nişanlı, gerçi biraz bozulmuştu, fakat dostça bir tavır takındı. Kadın, kadehten çıkardığı yüzüğü, parmağına taktı. Selahattin’in gönderdiği tacı başına koydu, böylece Torello’nun evine gitti. Torello, sevinç içinde Selahattin’in verdiği mücevherleri papazlara ve misafirlerine dağıttı ve karısıyla yeniden mes’ut bir hayata başladı.

(Yazan: Giovanni Boccaccio – Çeviren: D. Yılmaz Tekin)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir