Madame de la Sablıere’e Söylev
Madame de la Sablıere’e Söylev

Madame de la Sablıere’e Söylev

İris, sizi övmekten daha kolay ne var?
Ama kaç kez istemem dediniz bana
Kimselere benzemiyorsunuz bunda.
Başkaları hep övülmek istiyorlar.
Hoşlanmayanı yok pöhpöhlenmekten.
Kınamıyorum onları, hoş görüyorum;
Tanrıların, kralların, güzellerin
Ortak bir huyları bu deyip geçiyorum.
Nektar dedikleri bir içki var hani
Şairlerin övdüğü Zeus’un sevdiği
Dünya tanrılarının başını döndüren;
Övgüdür işte o, İris;
Ama ondan hoşlanmıyorsunuz siz.
Başka sözler istiyorsunuz övgü yerine:
Tatlı söyleşiler, karşılıklı düşünmeler,
Ne rast gelirse, her şey üzerine;
O kadar ki sizin konuşmalarınızda
Boş söz oyunlarının bile yeri var.
İnanmıyorlar buna, inanmasınlar.
Oyun, bilim, hayal, boş söz, hepsi güzeldir;
Bence söyleşilerde hepsi gereklidir.
Baharın donattığı bir bahçedir bu:
Arı türlü çiçeklere konar orada
Bala çevrilir her üstünde durduğu.
Bunu söyledikten sonra izin verin de
Masallara biraz filozofi de girsin:
Bir çeşit, bir başka filozofi,
İnce, meraklı, cüretli bir yanı düşüncenin.
Yeni filozofi diyor buna kimi,
Bilmem kulağınıza geldi mi?
Bu filozofiye göre hayvan bir makinedir;
Her yaptığı kendi isteğiyle değil
İçindeki zembereklerin etkisiyledir.
Ne duygusu, ne ruhu, yalnız bedeni vardır:
Tıpkı bir saat gibi hep eşit adımlarla
Körü körüne, bir amacı olmadan yürür.
Açın kapağını, bakın içine:
Bir sürü çarktır düşüncenin yerini tutan.
Bir çark bir başka çarkı iter,
O çark ötekini ve saat çalar.
Hayvan da tıpatıp böyledir diyorlar.
Gördüğü şey bir yerine çarparmış,
Bu çarptığı şey dosdoğru gider bu haberi
Komşusuna verirmiş, bizim anlayacağımız.
Ondan ona çarçabuk giderek duyum
Kavrama oluverirmiş; ama neden olurmuş;
Gereksinmeden olur diyorlar:
Duygulanmadan ve ister istemez.
Hayvanlarda bu türlü oluyormuş halkın
Üzüntü, sevinç, sevgi, haz, acı
Diye adlandırdığı türlü haller.
Hiç yokmuş böyle duygular meğer.
Hayvan neymiş? Bir saat. Ya biz? Bir başka!
Descartes böyle düşünüyor işte.
O Descartes ki, tanrı denirdi kendisine
Paganlar arasında yaşamış olsaydı;
O Descartes ki, insanla ruhu arası bir yerdedir
Nasıl hayvan gibi çalışan bir uşak
İstiridyeyle insan arasındaysa.
İşte, diyorum, böyle düşünüyor Descartes.
Evet, bende bir düşünme gücü var,
Düşündüğümü de biliyorum üstelik.
Oysa, İris, bir sezgiyle bilirsiniz ki
Hayvanda düşünce olsa bile
Dünyası, düşüncesi üstüne düşünemez.
Descartes daha ileri giderek
Kesip atıyor hiç düşünmez diye.
Siz de ben de inandık diyelim buna.
Ama ne deriz o zaman şu gerçeğe:
Boynuzları onu bulmuş yaşlı geyik
Ormanda boru ve insan seslerinin
Ardını bırakmadığını anlayınca,
İzini, geçitlerini kaybettirmek için
Türlü oyunlara başvurduktan sonra,
Kendinden genç bir geyiği koyup yerine
Zorla sürer onu köpeklerin önüne. Şu akıl yormalara bakın yaşamak için!
Geri dönmeler, kurnazlıklar, aldatmacalar,
Ve bu değiştirmece, daha neler, neler.
Büyük komutanlara lâyık tabiyeler.
Bunlarla şanlar, nişanlar kazanır insan,
Oysa paramparça ederler geyiği
Bu şereftir zavallının görüp göreceği.
Keklik tehlikede gördü mü
Kanatları yeni çıkan yavrularını,
Bilir uçup kurtulamayacaklarını;
Yaralanmış gibi kanadını sürte sürte
Avcıyı, köpekleri takar peşine,
Uzaklaştırır tehlikeyi yuvasından.
Ve köpek kıstırdı kekliği sanırken avcı
Bizimki uçar gider pırrr diye gülerekten
Avcı şaşkın şaşkın bakakalır ardından.
Kuzey kutbuna yakın bir ülke var;
İnsanlar orada, duymuşsunuzdur,
İlk çağlardaki gibi yaşarlar,
Kapkara bir bilgisizlik içinde.
İnsanlar dedim; hayvanlara gelince
Onlar azgın selleri bile durduran
Nice sağlam yapılar kurarlar;
Bir kıyıdan ötekine tünel kazarlar.
Olduğu gibi kalır bütün yaptıkları.
Her kunduz çalışır; hepsi ortaktır işte.
Yaşlılar durmadan çalıştırır gençleri.
İşçibaşları koşuşur, sopa elde.
Platon’un devletine hocalık eder
Bu karada ve denizde düzen kuranlar.
Kışlık evleri vardır buzlar içinde;
Köprüleri vardır göller üstünde
Elleriyle ustaca yaptıkları.
İnsanlar bakmış bakmış da ne öğrenmiş?
Suyu yüzerek geçmesini sadece.
Bu kunduzlar kafasız bir beden olacak ha?
Zor inandırırlar beni buna.
Ama bakın dahası var, dinleyin şunu:
Şanlı bir kraldan öğrendim bunu;
Kuzeyi savunan beni de savunacak:
Zaferin sevgilisi bir kral konuşacak;
Adı Osmanlılara karşı bir duvar olmuş
Polonya kralı bu; bir kral yalan söylemez.
Diyor ki bu kral yurdunun sınırlarında
Hayvanlar birbiriyle savaşırmış zaman zaman;
Babalardan oğullara gelen kan
Besler sürdürürmüş bu savaşları.
Tilki soyuna yakın hayvanlarmış bunlar:
Bobaklar ve can düşmanları korsaklar.
İnsanlar arasında hiçbir savaş
Onlarınki kadar ustalıkla yapılmamış,
Bu yaşadığımız yüzyılda bile.
İleri karakollar, gözcüler, casuslar,
Pusu kurmalar, ikiye bölünmeler;
Cehennem kızı ve kahramanlar anası
Olmaz olası bir bilimin türlü buluşları
Bu hayvanlara sağduyu ve görgü kazandırmış.
Savaşlarının destanını yazmak için
Homeros öbür dünyadan geri gelmeliymiş.
Ah gelse keşke; Descartes da gelse de bari
Görsek nasıl açıklar bu örnekleri.
Demin dediklerimi söyler herhalde:
Doğa yalnız birtakım zembereklerle
Hayvanlara bütün bunları yaptırabilir.
Bellek bedensel bir şeydir
Ve yalnız ondan yararlanır hayvanlar
Benim burada anlattığım bütün hallerde.
Görülen şey tekrar görüldü mü,
Aynı yoldan kendi bölümüne gider
Önce çizilmiş izi bulur ve aynı yoldan,
Düşüncenin aracılığı olmadan,
Hayvanın aynı işi yapmasını sağlar.
Bizim davranışımızsa başka türlü:
Bize istemimiz yaptırır her şeyi,
Dışımızdaki nesne, ya da içgüdü değil.
Ben ister konuşurum, ister yürürüm;
Bir güç duyarım içimde beni iten.
Beden makinem emrindedir
Bu düşünce dediğimiz ilkenin.
Bedenden ayrıdır bu ilke;
Açıkça kavrarız onu,
Bedenden daha iyi kavrarız hem de.
Odur her yaptığımızın yüce hakemi;
Ama beden nasıl duyar, anlar onu?
Bütün sorun burada işte:
Görüyorum, aracı yönetiyor elim,
Ama elimi yöneten kim?
Kim yönetiyor gökleri, yıldızları?
Her gezegenle bir melek mi görevli yoksa?
Bir ruh yaşıyor içimizde,
O kımıldatıyor zembereklerimizi
Ve kavrıyoruz. Nasıl? Bilemem onu.
Tanrı’ya kavuşmadan bilinemez bu.
Doğrusunu söylemek gerekirse
Descartes da bilmiyordu ölmezden önce.
Bu konuda o da, biz de eşit durumdayız.
Benim bildiğim bir şey varsa, İris,
Örnek verdiğim hayvanlarda o ruh yok:
O ruhun tapınağı insandır yalnız.
Ama hakkını yememek gerek hayvanın da
Bitkide olmayan bir şey var onda.
Hoş bitki de soluk alıyor ya neyse.
Şu anlattıklarıma ne buyrulur,
Sorarım herkese?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir