DECAMERON-105 (Yüzüncü ve Sonuncu Hikâye)
DECAMERON-105 (Yüzüncü ve Sonuncu Hikâye)

DECAMERON-105 (Yüzüncü ve Sonuncu Hikâye)

     Bir çok yıllar önce, Salüzzo ailesinin en büyüğü olan Valter namında birisi vardı, genç ve bekardı. Zamanını avda geçirir, evlenmeyi düşünmezdi. Bu methedilecek bir hareket olmakla beraber, tebaası memnun değildi. Varissiz kalmaması için evlenmesini isterlerdi. Valter: “Dostlarım,” derdi. “Beni kanaatlerime zıt bir şeye zorluyorsunuz. Benim temayüllerime uygun bir kadın bulmak zor ve uygun olmayan kadınla yaşamak da cehennem! Siz, kızları ebeveynlerinin durumuna göre mütalaa ediyor ve yanılıyorsunuz. Ama, hatırınız için kendimi bu zincire sokacağım. Fakat, iş fena gittiğinde başkasını sorumlu tutmamak için karımı kendim seçeceğim. Ama, ona gereği gibi saygı göstermezseniz, sizin yüzünüzden istemediğim halde evlenmiş olmanın acısını bana tattırırsınız.” Halk: “Her şeye razıyız,” dedi. “Yeter ki birisini al.”
     Valter çoktandır civar bir köyde oturan fakir bir kızı beğenirdi. Onunla iyi bir hayat süreceğine inanırdı. Onun için kızın babasını çağırtarak kararını bildirdi. Maiyetini toplayarak: “Şimdiye kadar,” dedi. “Daima evlenmemi istediniz, evlenmek istediğim için değil, fakat sizin hatırınız için bu işe karar verdim. Seçeceğim kadına kim olursa olsun saygı göstereceğinizi vadettiniz. Ben, gönlüme göre bir kız buldum. Onun için, onu saygı ile karşılayın ki sizden hoşnut olayım.” Çalışanları: “Kim olursa olsun onu efendimiz olarak saygı ile karşılayacağız,” dediler.
     Muhteşem düğün hazırlıkları yapıldı. Geline süslü elbiseler, mücevherler, taçlar yaptırıldı. Düğün günü Valter misafirleri ile beraber ata binerek gelini almaya gitti. Gelinin evine vardıklarında geline rastlayan Marki: “Grizella,” dedi. “Baban nerede?” Kız utanarak: “Evde efendim,” dedi.
     Valter attan inip yalnız olarak, kızın babasının kulübesine girdi ve ona: “Grizella’yı eşim olarak götürmeye geldim,” dedi. “Ama, senin yanında ona soracağım. Kendisi karım olursa her zaman benim arzuma uygun davranacak mı? Bana itaat edecek mi?” Gelin, hepsine: “Evet!” dedi.
     Bunun üzerine Valter gelinin elinden tutarak dışarı çıkardı. Maiyetinin karşısında ona süslü elbiseler giydirdi. Başına bir taç koyduktan sonra: “İşte,” dedi. “Karım olacak kadın!” Grizella’ya dönerek: “Kocan olarak beni ister misin?” dedi. Kız: “Evet,” dedi. Valter: “O halde,” dedi. “Seni zevceliğe alıyorum.”
     Bunun üzerine onu bir ata bindirerek eve götürdü ve bir kral kızı gibi muhteşem bir düğün yaptı. Genç kız, elbiseleriyle beraber, tavırlarını da değiştirmişti. Boyu posu ve güzelliğiyle bir asilzade gibiydi. Kimse onun bir sığır çobanının kızı olduğunu bilemezdi. Kocasına da öyle bağlı ve itaatliydi ki, o kendisini dünyanın en mesut adamı sanırdı. Tebaaya karşı da çok şefkatli oldu. Herkes onu canı gibi seviyordu. Evlendiğinden az sonra gebe kalmış ve bir kız doğurmuştu. Kocası buna çok sevinmişti. Ne çare ki, garip bir düşünceyle karısını sert tecrübelerden geçirme hevesine kapılmıştı. Kadına hakaret ifade eden sözler söylemeye başlamıştı. Asil olmayışından tebaasının sızlandığını söylüyordu. Kadıncağız hiç bozmaksızın: “Efendim,” diyordu. “Bana seni memnun edecek her şeyi yapabilirsin. Her şeye tahammül edeceğim. Çünkü asil olmadığımı biliyorum. Bana verdiğin şerefe layık değilim.”
     Bu cevap Valter’i sevindiriyordu. Çünkü karısının gurura kapılmadığını anlıyordu. Bir gün, bir uşağını göndererek: “Efendimizin emrini yerine getirmezsem, beni öldürecek,” dedi. “Kızınızı almaya mecburum.”
     Kadıncağız, uşağın yüzündeki ifadeye bakarak, çocuğunu öldüreceğini anladı. Çocuğu beşikten alarak, bütün ıstırabına rağmen, dua edip uşağa teslim etti. “Al,” dedi. “Efendimizin emrini yerine getir. Yalnız, onu vahşi hayvanlar parçalamasın.”
     Uşak, çocuğu alarak Valter’e karısının söylediklerini anlattı. Valter, çocuğu Bolonya’da bir akrabasının yanına yolladı. Bir müddet sonra kadın, bir oğlan doğurdu. Fakat, Valter daha fazla eziyet yapmak istiyordu. Bir gün: “Grizella,” dedi. “Sen bu oğlanı doğuralıdan beri tebaamla anlaşamıyorum. Benim ölümümden sonra bir çobanın torunu kendilerine efendi olacak diye isyan ediyorlar. Onun için, bu çocuğu da öbürü gibi yapmak ve nihayet seni de bırakıp, başka bir zevce almak mecburiyetindeyim.”
     Kadıncağız, bunu da sabırla dinledi: “Efendim,” dedi. “Arzuna göre hareket et. Benim için üzülme. Çünkü, beni ancak senin arzularını tatmin etmek mesut eder.”
     Birkaç gün sonra Valter, oğlanı da aldırdı. Ve öldürecekmiş gibi göstererek onu da Bolonya’ya yolladı. Grizella, bir değişiklik göstermiyordu. Valter hayret içinde hiç bir kadının böyle davranamayacağını düşünüyordu. Tebaası, çocuklarını öldürmüş bildikleri Valter’i acı acı tenkit ediyorlar ve karısına acıyorlardı. Ama, kadıncağız, tebaasına bir üzüntü ifadesi göstermiyordu.
     Bundan birkaç yıl sonra, Valter, son sabır tecrübesine kalkıştı ve Grizella’yı zevce olarak tutamayacağını, çünkü onunla, düşünmeden evlendiğini söylüyordu. Papadan izin alıp Grizella’yı boşayacak ve başka bir kadın alacaktı. Kadıncağız bu habere çok üzüldü. Babasının evine dönüp sığır gütmekten başka bir ümidi kalmamıştı. Ama, kaderin bu cilvesini de ötekiler gibi, metanetle karşılamaya karar verdi.
     Bir müddet sonra Valter, Roma’dan sahte bir mektup getirterek Papanın Grizella’yı boşamaya ve başka bir kadın almaya izin verdiğini ilan etti. Karısını çağırarak: “Papa,” dedi. “Seni boşamama ve başka bir kadınla evlenmeme izin verdi. Benim ecdadım, hep asil kimseler, seninkiler ise hep ırgat olduğundan, seni zevce olarak daha fazla tutamayacağım. Seni evine gönderiyorum.”
     Grizella, gözyaşlarını güçlükle tutarak: “Efendim,” dedi. “Ben her zaman sizin asaletinizi ve kendi basitliğimi takdir ettim. Talihimi size ve Allah’a borçluyum. Fakat, bu talihi bir hediye değil, bir rehin sayıyorum. Onu iade etmeye hazırım, işte nişan için verdiğiniz yüzüğü iade ediyorum. Eşyamı götürmek için ne torbaya, ne de ata ihtiyaç var. Çünkü, size çırılçıplak geldiğim hatırımdadır. Geldiğim gibi gitmek isterim. Fakat, size verdiğim ve iade etmeniz mümkün olmayan bekaretime karşı bana hiç olmazsa bir gömlek bırakmanızı rica ederim.”
     Valter ağlamaklı haldeydi. Fakat karısı hâlâ inadında ısrar edince: “Senin olsun,” dedi. Bu sahneyi seyredenler, on üç sene zevceliğini yapmış olan kadını çırılçıplak bırakmayıp bir gömlekle değil, bir elbiseyle yollamasını Valter’den rica ettiler. Fakat nafile. Kadıncağız, ayağı çıplak, başı açık, bir tek gömlekle evi terk etti ve ağlaya ağlaya babasının evine döndü.
     Kızın babası, Valter’in kızını zevce olarak muhafaza etmeyeceğini bildiği için her gün bu durumu bekliyordu. Kızına eski elbiselerini verdi: kadıncağız eskisi gibi ev işlerini yapmaya başladı. Bir müddet sonra Valter, Kont Panago’nun kızıyla evlenmek istediğini açıkladı.
     Düğün hazırlıkları esnasında Grizella’yı çağırarak: “Yeni karımı,” dedi. “Evime getireceğim. Biliyorsun ki, evde bakacak bir kimsem yok. Bu işi sen yap. Düğünden sonra yine köyüne gidersin.”
     Bu sözler, aşkını, saadeti gibi unutamamış olan kadıncağızın kalbine bir hançer gibi saplandı. Zavallı, buna rağmen: “Efendim,” dedi. “Memnuniyetle yaparım.”
     Basit elbiseleri içinde, odaları temizlemeye, yatakları hazırlamaya, mutfağı tanzime başladı. Sonra komşu kadınları çağırarak, ziyafet hazırlığına girişti. Düğün günü kaba bir elbiseyle, fakat vakarla, hatta neşeyle, misafirleri karşıladı. Valter, çocuklarını Bolonya’da Kont Panago ile akraba bir aile içinde yetiştiriyordu. Kız, on iki yaşına, oğlan altı yaşına girmişti. Valter, Bolonya’ya haberler göndererek çocukları getirmelerini istedi. Çocuklar, yemek zamanı Saluzzo’ya geldiler.
     Grizella kızını görünce: “Efendimiz, hoş geldin,” dedi. Misafirlerden bir kısmı, Grizella’yı bir odada oturtmak, veya hiç olmazsa iyi bir elbise giydirmek için Valter’e ricada bulundular. Fakat nafile. Şimdi artık Valter, karısını yeter derecede denemiş olduğuna inanmıştı. Onun için ıstıraplarını metanetle gizleyen kadını artık bu acılardan kurtarmaya karar verdi. Onu çağırtarak, yeni nişanlısını gösterip: “Nişanlımı nasıl buluyorsun?” diye sordu. “Mükemmel, efendim! Eğer zekası, şüphe etmediğim şekilde güzelliğine uygunsa, onunla çok mesut olacaksınız. Yalnız sizden rica ederim, ilk zevcenize yaptığınız hakaretlerden, onu esirgeyiniz.”
     Valter, Grizella’nın buna da tahammül ettiğini görünce, onu yanına oturttu ve: “Grizella,” dedi. “Artık sabrının meyvelerini idrak edeceğin zaman geldi. Beni, zalim ve insafsız bulanlar da davranışlarımın sebebini anlayacaklardır. Sana, bir zevcenin nasıl davranması lazım geldiğini, tebaama da bir zevceyi nasıl seçmek gerektiğini öğretmek istedim. Kendime de bir ömür sürecek bir inanç sağlamak arzuladım. Evlenmedeki endişelerim az değildi. Onun için bilerek, sana hakaretler ettim. Benim hiç bir arzuma muhalefet etmediğini gördüğüm için, senden parça parça aldığım şeyleri, bir çırpıda iade etmek ve yaptığım işkenceleri, en güzel hareketlerle ödemek istiyorum. Nişanlım diye tanıttığım kız, benim kardeşimdir. Şu gördüklerin ise bizim çocuklarımızdır. Sen onları benim zalimane öldürdüğümü tahmin etmiştin. Ben seni her şeyden fazla seven kocanım. Ve bütün kadınlar arasında kocaların en mutlusuyum. ”
     Valter, bu sözlerle Grizella’yı kucaklayıp öptü, sonra, çocuklarıyla kucaklaştılar. Asil kadınlar, Grizella’yı, güzelce süslediler, kadıncağızın ve çocukların sevinci sonsuzdu. Herkes bu sevince iştirak ediyordu, günlerle ziyafetler çekildi. Valter’in aklı beğeniliyor, fakat giriştiği tecrübeler çok haşin bulunuyordu. Grizella’nın fazilet ve ileri görüşlülüğü herkesi hayran etmişti.
     Son Kısım
     Hikâyenin sonunda bayanlar, çeşitli mütalaalar ileri sürdüler. Bazısı şurasını, bazısı burasını övüyordu. Kraliçe güneşin batmakta olduğunu görerek: “Bayanlarım, dedi. Bildiğiniz gibi Floransa’dan ayrılıp, gamdan, ıstıraptan ve korkudan kurtulmak için buraya geleli on dört gün oldu. Bu günlerimizi, güzel geçirdik. Birbirimize keyifli, bazen de aldatıcı hikâyeler anlattık, güzelce yedik, içtik, müzik dinledik. Hiçbirimiz de kusur işlemedik. Buna hepimiz adına seviniyorum. Bu işi pek fazla uzatmak, iftiralara ve hoş olmayan neticelere götürebileceğinden memleketimize dönmeyi teklif ediyorum. Tacımı yarın sabaha kadar muhafaza edeceğim. Başka birini münasip görürseniz, tacı ona giydiririz.”
     Bütün topluluk kraliçenin teklifini uygun buldular. Kraliçe kâhyayı çağırarak ertesi sabah için talimat verdi. Ve yemek zamanına kadar izinli sayılan herkes derin bir eğlenceye daldı. Yemek zamanı yine toplandılar. Yemekten sonra şarkı, oyun ve dansla hoş vakit geçirdiler. Sabahleyin, uyandıklarında kraliçenin rehberliğiyle Floransa yolunu tuttular. Santa Marya kilisesine gelince yanlarındaki üç delikanlı bayanlara veda etti. Bayanlar da evlerine dağıldılar.

(Yazan: Giovanni Boccaccio – Çeviren: D. Yılmaz Tekin)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir