Keloğlanın Başına Gelenler

K

     Bir varmış bir yokmuş, Allah’ın kulu çokmuş. Çok söylemesi günahmış…
     Soğan salkındı geldi, pilav ballandı geldi, helva yıllandı geldi…
     Soğan sarımsaktan acı, pilav başların tacı, herle aşı fukara harcı…
     Derelerden yel gibi, tepelerden sel gibi, ödünç alınmış un gibi…
     Gezdim tozdum bir de dönüp kaktım ki, bir çuval boyu yol gitmişim…
     Pireye vurdum palan, yedi yerinden çektim kolan, bu söylediklerimin hepsi yalan…
     Vaktiyle bir köyde Keloğlanla anası yaşarmış. Bunlar çok fakirmiş. Babası olmadığı için kendilerine bakacak kimse de yokmuş. Ana-oğul güçlükle geçinirlermiş. Anası yün eğirir, iplik yapar, Keloğlan da satarmış.
     Günlerden bir gün, Keloğlan iplik yumağını satmaya giderken, yolda çocukların bir köpeği dövdüğünü görmüş. Çok acımış. Onlara;
– O köpeği niye dövüyorsunuz, yazık değil mi? demiş. Çocuklar da;
– Elindeki iplik yumağını bize verirsen dövmeyiz, sana veririz, demişler.
     Keloğlan iplik yumağını vermiş, köpeği alıp eve gelmiş. Anası Keloğlan’ın geri döndüğünü görünce çok şaşırmış, sormuş. Keloğlan başından geçenleri anlatmış. Anası buna çok kızmış.
     Ertesi gün anası Keloğlan’a satması için bir yumak daha vermiş. Yolda giderken yine aynı çocukların bu sefer de bir kediyi dövdüklerini görmüş. Ona da çok acımış. Çocuklara;
– Yazık, o kediyi dövmeyin de, bana verin, demiş. Onlar da;
– Elindeki ip yumağını bize ver ki, kediyi verelim, demişler.
     Keloğlan dayanamamış. Elindeki yumağı verip kediyi almış. Eve dönünce anası kıyametleri koparmış. Artık iyice acıktığı için bu sefer daha çok kızmış.
     Keloğlan üçüncü gün elinde bir ip yumağı ile yine yola koyulmuş. Yolda aynı çocukların bir yılanı dövdüklerini görmüş. Onlara yine aynı teklifte bulunmuş:
– Yılanı dövmeyin, onu bana verin demiş. Çocuklar da;
– Elindeki ip yumağını bize verirsen bu yılanı sana veririz, demişler.
     Keloğlan dayanamayıp elindeki yumağı vermiş, yılanı almış. Eve giderken yılan dile gelmiş;
– N’olur, beni annemin bulunduğu mağaraya götür, diye yalvarmış.
     Keloğlan yılanın teklifini kabul etmiş. Yılanı doğruca dediği mağaraya götürmüş.
     Yılan orada;
– Dile benden ne dilersen, demiş. Keloğlan;
– Canının sağlığını, demiş.
     Yılan hemen ağzını açmış, iki tane kıl çıkarıp Keloğlan’a vermiş. Demiş ki:
– Ne zaman darda kalırsan, ne istersen bu iki kılı birbirine sürt! Ne istiyorsan önünde hazır bulursun, demiş.
     Yılan bunları dedikten sonra kaybolmuş. Keloğlan da elinde bu iki kılla eve geri dönmüş. Anası;
– Oğlum neredesin? İki gündür aç kaldım, demiş.
     Keloğlan hiç cevap vermemiş. Hemen elindeki kılları birbirine sürtmüş; önlerine görülmemiş çeşitte yemekler çıkmış, sofralar kurulmuş. Anası bir an hayal gördüğünü sanıp; “Bunda da bir keramet vardır,” diye söylenmiş. Fakat Keloğlan anasına hiçbir şey söylememiş.
     Aradan günler, aylar, yıllar geçmiş. Keloğlan anasına;
– Anam, canım anam, gidip bana Padişah’ın kızını istesene, demiş. Anası gülerek;
– Oğlum, bu hiç akıl işi mi? Bizim gibi fakir birine Padişah nasıl olur da kızını verir, demiş.
     Keloğlan;
– Olsun ana sen hele bir iste, demiş.
     Anası oğlunu kıramamış. Gitmiş, Padişah’ın kızını istemiş. Padişah demiş ki:
– Keloğlan benim sarayımın karşısına altından bir saray yaparsa kızımı veririm.
     Keloğlan hemen iki kılı birbirine sürtmüş; hemen Padişah’ın sarayının karşısında altından bir saray yapılmış.
     Padişah buna çok şaşırmış. Bir emir daha buyurmuş;
– Keloğlan altından tabak içine, altından bir tavuk ile civcivlerini yerleştirirse kızımı veririm, demiş.
     Keloğlan hemen bu iki kılı sürtmüş, bu isteği de yerine gelmiş. Tavukla civcivleri Padişah’ın huzuruna götürmüş. Padişah da;
– Kızımı hak ettin, al götür, demiş.
     Keloğlan, Padişah’ın kızını alarak evine getirmiş. Aradan bir zaman geçmiş. Keloğlan kıza bu büyüsünü anlatmış. Bu kılları da devamlı olarak burnunun içinde sakladığını söylemiş.
     Keloğlan her gece erkenden uyurmuş. Kız bu iki kılı ele geçirmek için durmadan çareler arıyormuş. Keloğlan bir gün nezle olmuş. Gece bir hapşırmış ki, kılın ikisi de burnundan çıkmış.
     Kız bunu görmüş. Keloğlana bildirmeden kılları almış, kendi burnuna koymuş. Sabah uyanıp da kılları bulamayan Keloğlan vay yandıma düşmüş ; ama bir çare de bulamamış.
     Kız bu iki kılı birbirine sürterek iki tane atlının gelmesini istemiş. Hemen iki atlı önünde hazır olmuş. Kız binerek dere tepe, düz gitmiş, kayıplara karışmış.
     Böylece Keloğlan’ın da büyüsü bozulmuş. Anası ile Keloğlan eski fakir hallerine dönmüşler, aynı fakirlikte hayatlarını sürdürmeye devam etmişler.

(Derleyen: Sevgi Şen)

Yazar hakkında

Yorum Ekle