Psikolojik Savaş (8)

P

KUVVETLERE KARŞI PSİKOLOJİK SAVAŞ
     Savaşlarda bir ülkenin bütünlüğünü, bağımsızlığını, iç güvenliğini, çıkarlarını ve uluslararası haklarını korumakla yükümlü veya ülkenin insanlarının mutlu yaşantılarını sağlayacak kurumlar hedef alınır. Savaşta beyannameler, barışta radyo, TV yayınlarıyla birlikte, İnternet gibi teknik yollarla yıpratıcı bilgiler verilmesi planlanır.
     Çoğu kez bu yayınlar sinsi ve gizli şekilde yapılır ve anlaşılması zordur. Sinsi ve gizli olan bu yanlış bilgilendirme ile yargı, ordu ve diyanet gibi kurumlar yıpratılır. Bunların halkın gözünde değerleri düşürülür, ilgili kurumların hataları abartılı şekilde büyütülür. Teker teker ve uzun uzadıya anlatılır. Böylece insanlardaki savaşma, mücadele etme azim ve isteği kırılır.
     Ordu ve polisin, halk nezdindeki güveninin zayıflatılması, bir topluluğun kendilerini koruyacak olan silahlı güce güvenmemesi, insanların kendilerini emniyette hissetmemesi demektir. Kendisini güvende hissetmeyen insan, korku içerisinde kalacaktır. Korku içerisinde kalan bir insan ise bütün enerjisini korunmaya verecek, böylece yatırım ve ilerleme duracaktır.
     Yargının yıpratıldığı, adaletin hep güçlülerin ve zenginlerin lehine çalıştığına inanılan bir toplumda herkes, kendi hakkını arama eğilimine girecek, mafya tarzı örgütlenmeler güç bulacaktır. Toplumsal barış zayıflayacak ve öfke artacaktır.
     Dinî değerlere karşı açılan psikolojik savaş, daha çok uzun vadeli bir planın gereğidir. Toplumun kültüre dayalı yaşadığı inanç sistemini değiştirerek, ancak toplumu istediği gibi sömürmek mümkün olacaktır. Özellikle savaş durumunda şehitlik duygusu, ölümden korkmama inancı çok büyük değer taşır. Her ne kadar teknoloji ilerlese de, savaşta en büyük güç yine insan gücüdür. Körfez Savaşı’nda Amerikan tugaylarından birisinde karmaşa yaşanmasının bir sebebi, askerlere gelen Cola’nın zamanında ulaşamaması ve askerlerin standartlarını kaybetmeleri sonucu yaşadığı panik olmuştur. Din duygusu, insana fedakârlık, sabır, ölürse şehit kalırsa gazi olma anlayışı gibi savaş gücünde çok değerli olan manevi bir dayanak verir. Bir toplumda bu değerlerin zayıflaması demek, yaşam enerjisinin kaybedilmesi demektir. Orduları başarılı yapan bu psikolojik gerçeğin, ülkenin düşmanları tarafından sinsi ve gizli propaganda ile yıpratılması önemli hedeflerden birisidir.
     Düşmanın dinî değerlerini, geleneklerini ve kültürel özelliklerini gülünç hale getirecek biçimde propaganda yapmak önemli bir taktiktir; “İmam”, “Şaban”, “Şakir”, “Abdi”, “Kürt”, “Şeriat”, “Ahlâk” gibi millet nazarında kabul gören ve günlük dilde kullanılan kelimeleri, sinsi propagandalarla yıpratmak ve toplumsal iletişimde uyuşmazlıkların doğurulması ve kavga alanı oluşturulması bu duruma bir örnek olarak gösterilebilir. Son yıllarda Türkiye’de yaşanan başörtüsü konusundaki kavga, psikolojik savaş açısından anlamlıdır. Asırlardır süregelen kültürel inanç sisteminin bir geleneği olan baş örtmeye, bu alanın dışına çıkılarak siyasî bir anlam yüklenilmiştir.
     Dinin kutsal değerlerini siyasî malzeme olarak kullanmak isteyen gruplar öne sürülerek, inançlarını samimiyetle yaşamaktan başka gayesi olmayan toplumun büyük bir kesimi, “sakıncalı insanlar” konumuna oturtuldu. Günlük hayatında dinî duyarlılığı önde olan, halk tarafından “dindar” bilinen yöneticiler, dinin kutsal saydığı değerlerle savaşmak zorunda bırakıldı, inançları ve işi arasında tercihe zorlanan bu insanlar psikolojik sorunlar yaşamaya başladılar. Vatan, millet ve devlet gibi kavramların anlamlarında kaymalara sebep olan bu durumdan toplumsal barış zarar gördü. Din istismarının istismarı yapılarak yürütülen psikolojik faaliyetin sonuçlarını geçen zaman içerisinde gördük. Dinî değerlere karşı yapılan savaşlar uzun vadede hep dinî değerlerin lehine sonuçlanmıştır.

Yazar hakkında

Yorum Ekle