Temel, Dursun ve Fadime’den İnciler (23)

T

İlk Günden
     Dursun bir gün Amerika’ya çalışmaya gitmiş. Aylardan sonra köyündeki arkadaşı Temel’e bir mektup yazmış; “Sevgili Temel, buranın taşı toprağı para, her yerden para fışkırıyor!”
     Temel bu mektup üzerine ilk uçağa binmiş ve Amerika’ya gitmiş. Havaalanında iner inmez terminalin girişinde yerde bir 100 dolar görmüş. “İlk günden de işe başlanmaz ki,” demiş ve yoluna devam etmiş.
Üçüncü Tek
     Fadime ile Temel evlenirler. Fadime Temel’e;
     “Temel biz evlendik ama zannetme ki biz her akşam ilişkiye gireceğiz; benim canım ne zaman isterse o zaman olacak; ben her akşam yatmadan önce saçlarımı tararım, eğer o akşam saçlarımı sağa tararsam bil ki o akşam bana yaklaşma keyfim yok, sola tararsam eh bir ihtimal şansını dene ama geriye doğru tararsam işte o akşam parçala beni,” der.
     Temel bu, hiç altta kalır mı? Fadime’ye;
     “Benim de seninle öyle her akşam sevişeceğimi zannediyorsan yanılıyorsun,” demiş. “Bir kere, akşam eve geldiğimde rakı sofram hazır olacak. Ben eğer o akşam bir tek atarsam bil ki o akşam keyfim yok, zaten sana dokunmam; iki tek atarsam bir ihtimal olabilir, ama üçüncüyü de atarsam saçının şekline mekline bakmam kolla kendini derim!”
Dedikoducu Pezevenk
     Temel her gün evine trenle gidip gelmektedir. Yine bir gün trende gelirken karşısında oturan adamın biri durup dururken ‘pezevenk’ der. Temel şaşırır; “Acep bağa mı dedi?” diye sağına soluna bakınır. Adam tekrar ‘pezevenk’ der. Temel yine şaşkınlık içinde sağa sola bakar; “Sanırım bağa dedi!” der. Olay çıkmaması için ilk durakta iner ve olayı evde karısına anlatır:
     “Fadime, bugün trende adamın biri bağa pezevenk dedi,” der. Fadime de ; “Hadi ya, bak terbiyesize!” diye cevap verir.
     Temel ertesi gün aynı adamla trende tekrar karşılaşır. Bu sefer adamın lafı çok ilginçtir. Temele bakar ve şöyle der: “Dedikoducu pezevenk!”
Çarpı Koydum
     Temel ile Dursun balık avlamaya çıkmışlar. Birinci gün hiç balık yakalayamamışlar; ikinci gün de hiç balık yakalayamamışlar; üçüncü gün bir kova balık yakalamışlar. Bunun üzerine Temel Dursun’a;
     “Dursun bu yeri iyi belle, yarın da buraya geliriz,” demiş. Kıyıya vardıklarında da Dursun’a sormuş:
     “Dursun, yeri iyi belledin mi?”
     “Evet.”
     “Ne yaptın?”
     “Kayığın ucuna çarpı koydum.”
     “Ulan salak, yarın bu kayığı kiralayacağımızı nerden biliyorsun?”
Dün Burada Yoktu
     Temel boğazda tekneyle turist gezdiriyor. Bir gün, bir Amerikalıyı alıyor ve başlıyorlar gezmeye. Amerikalı bir saray görüyor:
     “Bu ne kadar zamanda yapılmış?” diye soruyor. Temel; “5 yılda,” diye cevap veriyor. Amerikalı;
     “Yazık, bizde olsa 1 yılda yapılırdı,” diyor.
     Biraz sonra bir cami görüyor: “Bu ne kadar zamanda yapılmış?” diye soruyor. Temel;
     “2 yılda,” diye cevap veriyor. Amerikalı;
     “Yazık, bizde olsa 3 ayda biterdi,” diyor.
     Temel uyuz oluyor bu duruma. Biraz sonra bir tarihi yapı daha görüyorlar. Yine soruyor Amerikalı.
     Temel; “2 ay,” diyor bu kez. Amerikalı yine; “Yazık bizde olsaydı 1 haftada biterdi,” diyor. Temel iyice kıllanıyor.
     Tam o sırada Boğaz Köprüsü’nün altına geliyorlar. Amerikalı yukarıyı göstererek; “Bu köprü ne kadar zamanda yapıldı,” diye soruyor. Temel şaşkın bakışlarla kafasını kaldırıp; “Hangisi? Bu mu?” diyor.” Bu dün burada yoktu daa!”
Yaz-Kış
     Temel çok yaşlanır ve bir gün check-up yaptırmak üzere doktora gider. Muayene sonucunda doktor durumu pek iç açıcı görmez ama yine de sormaktan kendini alamaz:
     “Amca cinsel hayatınız nasıl, memnun musunuz?”
     Temel biraz da sıkılarak, “Valla evlat, birinci iyi de ikincide çok terliyorum,” der.
     Bir zaman sonra aynı doktora Temel’in karısı gider ve aynı kontrollerden o da geçer. Aynı soru ile o da karşılaşır:
     “Teyze, cinsel hayatınız nasıl gidiyor?”
     “Valla oğlum, cinsel hayat mı kaldı ki!” der.
     Bunun üzerine doktor, “Ama nasıl olur, Temel amca birincide iyi ama ikincide terlediğinden bahsediyordu?”
     “Eee… Doğru tabi, birincisini kışın, ikincisini yazın yaparsa tabii ki öyle olur!”
Uzaylı
     Dursun, Ordu ile Trabzon arasında yük taşıyan bir kamyonun şoförüymüş. Radyoda ‘Çayeli’nden Öteye’ türküsü çalarken birden yayın kesilir ve yapılan anonsta; “Dikkat! Dikkat! Dünyamızı uzaylılar istila etmiştir. Uzaylıların kuzey yarım küreye indiği tahmin edilmektedir.” denir.
     Dursun umursamaz. Yoluna türkülerle devam ederken yayın tekrar kesilir: “Dikkat! Dikkat! Uzaylıların Türkiye’ye indiği tahmin edilmektedir. Lütfen endişelenmeyin. İyi huylu uzaylılar; ancak dilimizi pek iyi konuşamıyorlar. Kolları uzun, bacakları kısa…”
     Dursun; “Allah, Allah… Bu da nereden çıktı?” der ve içine bir kurt düşer. Yoluna devam ederken yayın bir daha anonsla kesilir: “Uzaylıların Karadeniz bölgemiz, Ordu ile Trabzon arasına indiği tespit edilmiştir. Tekrar ediyoruz… Lütfen endişelenmeyin. İyi huylu uzaylılar; ancak dilimizi pek iyi konuşamıyorlar. Kolları uzun, bacakları kısa. Onlarla yavaş konuşarak anlaşabilirsiniz.”
     Dursun’un içine bir kurt düşer; ama ne yapsın ki, yoluna devam etmek zorundadır. Yaklaşık 10-15 km. sonra, yol kenarında, spikerin tarifine uyan bir yaratık görür. El frenini çekip iner ve yavaş yavaş yaklaşır. Kolları uzun, bacakları kısa varlığa; yavaş ve tane tane;
     “Be nim a dum Dur sun. T rab zon lu yum. Sa na kö tü lük yap mam. Ba na ken di ni ta nit.” der.
     Yaratık da tane tane ama kızarak cevap verir: “A dum Te mel. Ri ze li yum. Ha bu ra ya si çay rum!”
Altın Pisuvar
     Temel, eğlenmek için bir yer arıyormuş. Daha önce birçok bara gitmiş, fakat şimdi gideceği farklı bir yer olmalıymış. Bir arkadaşı ona “Sarı Bar” adlı bir yer önermiş. O da gitmiş, fakat bu barın da diğer yerlerden hiçbir farklı yanı yokmuş. Neyse içkisini içmiş tuvalete gitmiş. Bir de ne görsün, altın bir pisuvar var. Çok şaşırmış. Daha sonra pisuvara işeyip gitmiş. Öbür gün yine gelmiş ve içkisini içip tuvalete gitmiş. Bir de ne görsün altın pisuvar yerinde yok. Barmene gidip, “Tek farkınız altın pisuvardı, şimdi o da yok!” demiş. Barmen o zaman barda oturan iri yarı adama dönüp; “Necmi abi, senin saksafona işeyen adam geldi!” demiş.
Allah’ım Beni Affet
     Temel ile karısı hacca gitmeye karar verirler ve anneleriyle vedalaşmaya giderler. Annelerinin ikisi de bizleri de hacca götürün diye yalvarınca, dayanamayıp onları da yanlarına alırlar. Hac sırasında günahlarının affı için dua ederlerken, Temel dayanamayıp ne için dua ettiklerini dinler. Kayınvalidesi, annesi ve karısının dualarının aynı olduğunu işitir. Üç kadın da, “Allah’ım, beni affet! Kocamı 3 veya 5 kez aldattım!” demektedir. Temel kulaklarına inanamaz ve kendi duasına şöyle devam eder:
     “Allah’ım çok büyük günah işledim… Bu üç büyük günahkârı huzuruna getirdiğim için beni affet!”
Astronot Temel
     Temel, Mars’a gidecek ilk astronottur. Çok paraya mal olmuş¸ muhteşem bir uzay gemisi ile giden Temel’den dönüşüne kadar haber alınamaz. On yıl sonra geri döndüğünde flaşlar patlar, herkes merakla etrafını sarar ve sorarlar; “Mars’ta hayat var mı?”
     Temel omuzlarını silker; “Yok!” der.
     Bilim adamları, basın ve tüm dünya hayal kırıklığı içindedir. Temel’i uçağa bindirip Trabzon’a uğurlarlar. Akşam evinde, ailesi ile kendi dönüşünü seyrederken Temel’in oğlu sorar;
     “Baba ya, gerçekten hayat yok muydu acaba?”
     Temel yine omuzlarını silker; “Haçan uşağım, saat 11 dedin miydu bütün tükkanlar kapani! Sen puna hayat mı diisin?”
Hatırlıyor Gibiyim
     Padişah bir gün bir ferman yayınlayarak, o haftaki cuma namazında orada yaşayan herkesin bulunmasını zorunlu kılmış. Dört bir yana haber salınmış ve cuma vakti gelmiş. Bizim Temel dışında bütün ahali cumaya katılmış. Ertesi gün padişah sadrazamı yanına çağırıp sormuş:
     “Dünkü cumaya ahaliden katılmayan var mı?
     “Evet efendim, bir kişi katılmadı. O da Temel.”
     “Tiz getirin o deyyusu karşıma!”
     Temel’i bulup yaka paça padişahın huzuruna çıkarmışlar. Padişah, Temel ve Sadrazam yalnız kaldığında, Padişah sormuş:
     “Söyle bakalım, neden gelmedin dünkü cuma namazına?”
     “Çok önemli bir işim vardı Padişahım!”
     “Hım… Demek önemli bir işin vardı. Öyleyse sana ölmeden önce üç dilek dileme hakkı tanıyorum. Söyle bakalım ilk dileğini?”
     “Yok Padişahım, ben en iyisi dilek dilemeyeyim, siz beni oldürün!”
     “Dile bre deyyus! Çabuk ol da adamı çileden çıkartma!”
      “Peki… Şey Padişahım! Ben sadrazamın karısına hastayım, madem öyle ölmeden önce bir yatsam onunla?”
     Tabii bunu duyan sadrazam, olaya şiddetle karşı çıkmasına rağmen, Padişahın “Boş ver takma kafana, nasıl olsa ölecek,” gibi sözlerinden sonra istemeye istemeye razı olmuş. Ardından sıra ikinci dileğe geldiğinde, Temel yine aynı naz ve niyazın sonunda ikinci dileğini söylemiş:
     “Eee… Şey Padişahım, ben sizin karınıza da hastayım, ölmeden önce onla da?”
     “Ne diyorsun bre!” diye Padişah köpürmüş. Tabii bu kez de sadrazam aynı telkinde bulunmuş ve sıra gelmiş üçüncü dileğe;
     “Söyle bakalım şu üçüncü dileğini de bitirelim artık şu işi?”
     “Yok Padişahım söylemeyeyim. İlk ikisini söyledim ama bunu nasıl söylerim bilemiyorum.”
     İlk ikisinden daha kötü ne olabilir ki diye düşünen Padişah iyice kızmış:
     “Oğlum şöyle bak, yoksa işkence yaptırır söyletirim!”
     “Peki efendim,” demiş Temel ve devam etmiş. “Ben sadrazamla size de hastayım.”
     Ardından kısa bir sessizlikten sonra ilk sadrazamın sesi çıkmış:
     “Padişahım, ben sanki Temel’i namazda görür gibi oldum; hatırlıyor gibiyim!”
     Ardından Padişah konuşmuş; “Hatırlıyorsun da niye söylemiyorsun be adam? Ben de gördüm, sanki tam senin arkanda oturuyordu!”
Oh
     Temel’in tek hayali Mısır’a gidip muhteşem piramitleri görmektir. Tarlayı, ineği satar, bilet parasını denkler ve ilk gemiyle Kahire’ye gider. Gemiden iner inmez de cebindeki para ile piramitlere nasıl gideceğini araştırır. Programlı geziler ve kiralık araçlar çok pahalı gelir. Tam ümitsizce dolaşırken bir levha görür; “Kiralık Develer”. Hemen sorar, günlüğü çok ucuza gelir ve bir deve kiralar. Tabii zekâsına uygun bir soru da sorar: “Bu deveyi nasıl kullanabilirim?”
     Görevli kişi nazikçe bu soruya cevap verir: “Devemizde 3 vites vardır. 1.vites için bir kez “OH” demeniz yeterli, 2.vites için iki kez “OH, OH,” ve en hızlı vites 3.vitestir; bunun için ise üç kez “OH, OH, OH,” demelisiniz!”der.
     Tabii Temel hemen sorar: “Peki nasıl durduracağım bu deveyi? Freni yok mu?”
     Satıcı, “Devemizin freni için “ALLAH” demeniz yeterlidir,” der.
     Temel meydanda bir iki deneme turu atar “OH” der yürütür, “ALLAH” der deve durur. Temel ikna olunca da, satıcı devenin yönünü piramitlere doğru çevirir. Temel “OH” diyerek deveyi birinci viteste hareket ettirir. Çölde, yol boyunca Temel birinci vitesi pek kullanmaz, seri bir şekilde hedefine gider. Uzakta piramitler görünür, fakat çöl sıcağı ve devenin sarsıntısından sersemleyen Temel piramitlerin arasından hızla geçen deve ile ancak bir iki kare fotoğraf çekebilir ve deveyi durdurmak ister. “İNŞALLAH” der, deve durmaz. “MAŞALLAH” der deve durmaz. Tüm gayretine rağmen deveyi durduracak sözcüğü hatırlayamayan Temel deveyi birinci vitese alır. Fakat az ilerideki uçuruma doğru deve yavaş yavaş da olsa yaklaşmaktadır. “İNŞALLAH”, “MAŞALLAH” der deve durmaz ve uçurum kenarında düşmeden önceki son adımını havaya kaldırdığında, Temel aşağıya düşmenin verdiği korkuyla elleriyle gözlerini kapar ve “ALLAH” der demez deve zınk diye durur. Düşmediğini gören Temel, gözlerini açar ve sevinç içinde derin bir “OH” çeker.
İçime Çekmeyrum
     Temel savaşta büyük çatışmanın hemen ardından bastıran gecenin sessizliğinde bir sigara yakar.  Arkadaşı telaşla bağırır:
     “Ne yapıyorsun? Bu çok tehlikeli!”
     Temel sakin sakin cevap verir:
     “Merak etme, içime çekmeyrum da…”
Bırak Ölsün
     Temel ile Dursun tarlada çalışmanın ardından, dinlenmek için yere uzandıklarında, Temel’i penisinden yılan sokar. Dursun hemen telefona sarılır ve doktora, “Temel’i yılan soktu, ne yapayım?” diye sorar. Doktor, yılanın nereden soktuğunu bilmediği için, “Yılan sokulan yeri emip tükürün…” der. Dursun, Temel’in yanına döndüğünde, Temel merak ve telaşla “Doktor ne dedi?” diye sorar. Dursun’un cevabı; “Bırak ölsün dedi” olur,
Muhallebi
     Bir gün Temel ile Dursun Almanya’ya gidip çalışmaya karar vermişler. Gitmişler, çalışmışlar çalışmışlar… Ne kadar çalışsalar da çok para kazanamıyorlarmış. Sonunda bir banka soymaya karar vermişler.
     Ertesi gece bir bankaya gizlice girmişler. Bankada üç kasa varmış; birinci kasayı açmışlar, bir de ne görsünler, bir kâse dolusu muhallebi! Temel hemen muhallebiyi yemiş. Sonra ikinci kasaya gitmişler, açmışlar, bir de ne görsünler; bir tabak muhallebi daha. Onu da Dursun yemiş. Üçüncü kasada da aynı olay olmuş. Neyse deyip hayal kırıklığına uğrayarak bankadan çıkmışlar. Ertesi sabah tüm gazetelerde şöyle yazıyormuş: Almanya’nın en büyük sperm bankası dün gece soyuldu!

Yazar hakkında

Yorum Ekle