Yemen Padişahı’nın Oğlu
Yemen Padişahı’nın Oğlu

Yemen Padişahı’nın Oğlu

     Bir varmış, bir yokmuş…
     Vaktin birinde bir Yemen Padişahı ile, bir de Hint Padişahı varmış. Yemen Padişahı oğluna, Hint Padişahının kızını istemiş. Her iki aile de birbirleriyle anlaşmışlar. Aradan bir müddet geçtikten sonra gelini almak için yola çıkmışlar. Damat;
– Ben de gideyim, demiş.
     Kabul etmişler. Gelin arabasının yanı sıra damat da at ile gitmiş. Orada düğün dernek yapılmış, geri dönmüşler. Damat, gelin arabasının yanında elinde nar yiyormuş. Narın bir tanesi yere düşmüş. Damat eğilmiş, narı alırken gelin onu görmüş. Eve dönmek istemiş.
– Kocaman bir Padişah oğlu, ola da yere düşen bir nar tanesini yerden ala? Ben böyle koca istemem, demiş.
     Geline;
– Amansın! Yamansın! demişler; ama gelin anlamamış. Bu arada damat gelinin dediğini duymuş:
– Aman hanım, ben senin yüzünü görmek için eğildim, demiş.
     Fakat gelin buna inanmamış.
     Malûm ya! Eski padişah düğünleri çok heybetli olurmuş. Tabiî, iki tarafın da askeri varmış. Kız tarafının askerleri kızı, oğlan tarafının askerleri oğlanı alıp götürmüşler.
     Oğlan evi, saraya dönmüş. Bakmışlar ki, düğün kurulmuş, aşganalar/kazanlar kaynamış, yemekler yeniyor… Fakat gelin hanım yok! “Gelin hanım hani?” diye sormuşlar. Damat her şeyi anlatmış; hem de çok bozulmuş. Aklından; “Ben onu yalvartarak buraya getireceğim.” demiş.
     Bir maymun almış; buna güzel bindallılardan bir elbise yaptırmış. Bir de kendine yaptırmış. Maymunu giydirmiş, kendi de giymiş; eline de bir def almış, yola düşmüş. Maymunu her yerde oynata oynata doğru kızın memleketine gitmiş. Padişahın kızı da gergef işliyormuş. Yanında Fadime isminde bir kız varmış. Onu ibrişim aldırmaya göndermiş. Kız gitmiş; ama akşama kadar gelmemiş. Kız geldikten sonra hanımı kızmış. Fadime de;
– Ah hanımım görme! Bir maymun, bir de maymuncu var ki, onu seyrettik. Çok beğendik, demiş.
     Hanım o zaman;
– Çabuk git, o maymuncuyu çağır da gel, demiş. Maymuncuyu çağırmışlar. Maymuncu vaziyeti anlamış;
– Ben padişah madişah tanımam! Bugün buradayım, yarın başka yerdeyim. Gelemem, demiş.
     Fakat o eve gitmek için oğlanın içi gidiyormuş. Biraz yalvarmış yakarmışlar. Sonunda nazı pozu bırakmış. Bunu alıp götürmüşler, büyük bir avluya almışlar. Hanım, maymuncudan için;
– İçeri avluya gelsin, demiş. O zaman oğlan;
– Ben buraya gönül eğlemeye gelmedim, demiş.
     Yine de bir hırsla içeri girmiş. Sonra, hanım bunu odasına çağırmış. İki üç gün orada kaldıktan sonra memleketine dönmek istemiş.
     Oğlan gideceği sırada kız;
– Beni de götür, diye yalvarmış. Maymuncu;
– Elma değilsin ki, cebime koyup da götüreyim. Ben bir gün orada, bir gün burada kalarak gidiyorum. Olmaz, seni götüremem, demiş. Kız da;
– Aman! Seni içeri aldığımı babam duyarsa, beni öldürür. N’olur beni de götür, demiş.
     Kız o kadar yalvarmış ki, oğlan razı olmuş. Kız hazırlığını yapmış, yanına biraz da altın almış. Oğlan kızı yürüte yürüte kendi memleketine getirmiş, memlekete girmişler. Oğlan kıza;
– Sen yavaş yavaş arkamdan gel, demiş.
     Oğlan doğru babasının kaz damına gitmiş. Orayı temizletmiş, kızı oraya oturtmuş. Kıza;
– Ben gideyim de sana biraz yiyecek getireyim, demiş. Kaz damından çıkmış, eve gelmiş. Evdekilere;
– Ben kızı getirdim, diye haber vermiş. Padişah ve hanımı;
– Aman oğlum, onun çektiği ceza yetişir. Artık eve getir! dediyseler de oğlan;
– Hayır, daha vakit var, demiş.
     Kendi babasının evinde karnını doyurduktan sonra sofranın kırıntılarını toplayarak kıza götürmüş, önüne atmış.
– Al bunları ye! Bundan başka bir şey bulamadım, demiş.
     Tabiî kız yiyememiş; yorgunluktan düşüp bayılmış. Oğlan ertesi gün sabah olunca kızın yanına gelmiş;
– Padişahın oğlu evleniyormuş, seni de götüreyim. Hem yardım et, hem de oradan bir parça kaçır ki, doğacak bebeğimize bir şey dikersin, demiş.
     Oğlan, kızı almış, götürmüş. Giderken de kıza;
– Oradan bir parça almazsan seni öldürürüm, demiş.
     Kız, saraya gitmiş. Kadının biri oturmuş, dikiş dikiyormuş. Kız, kadına yardım etmek istediğini söylemiş. Terzi kadın, kabul etmiş. Kız, bir ara kimse yokken büyük bir parça alıp, koynuna sokmuş. Biraz sonra Padişah’ın oğlu kıyafet değiştirmiş, gelmiş; üstünde şal hırka, ayağında pullu bir terlik, başında da güzel bir fesle içeri girmiş. İçeride kızı görünce yalandan bağırmış;
– Bu kadın kim böyle? Hırlı mıdır? Hırsız mıdır? Şimdi üstünü arasanız muhakkak bir şey çıkar, demiş.
     Hemen elini kızın koynuna sokmuş, parçayı çıkarmış. Kız, ağlamaya başlamış.
     Akşam olmuş. Oğlan yine kıyafetini değiştirmiş, kızı eve götürmüş. Kıza;
– Bu gün ne yaptın? Parçayı alabildin mi, demiş. Kız da;
– Parçayı aldım; ama Padişahın oğlu parçayı yakaladı. Ben de çok utandım, diye olanları anlatmış.
     Oğlan kıza;
– Onda ne var? Ona utanacağına, benim arkama düşüp gelmekten utansaydın, demiş.
     Oğlan ertesi gün yine kızın yanma gelmiş:
–  Padişahın kızının boynuna inci diziliyormuş. Git, sen de yardım et. Hem de büyüğünden birkaç tane inci kaçır ki, çocuğumuza nazarlık yapalım, demiş. Kız;
– Hayır olmaz! Ben bir daha öyle bir şey yapmam, demiş. Kız “Almam!” dediyse de oğlan;
– Almazsan seni döverim, demiş.
     Neyse kızı almış, götürmüş. Kız orada iki gün kalmış, çok iyi ağırlanmış.
     Oğlan yine kıyafet değiştirmiş. Annesi oğlanı görünce;
– Yeter artık oğlum! Daha eziyet etme, diye yalvarmış.
     Oğlan, hiç aldırış etmemiş. Kızın oturduğu odaya girmiş, dilinin altında sakladığı incileri ortaya çıkarmış. Yine akşam olunca kılığını değiştirmiş, kızı da almış evine getirmiş.
     Otururken olup biteni sormuş. Kız da tek tek anlatmış. Oğlan ertesi gün yine gelip hanımına;
– Padişah’ın oğlunun Gelin Hamamı varmış. Epeydir yıkanmıyorsun, git sen de yıkan, demiş. Kız;
– Gitmem, falan dediyse de Oğlan;
– Gitmezsen seni döverim,” demiş.
     Kız, çaresiz kalkmış, gitmiş, içeriye girerken oğlana;
– Sen kapıda bekle! Çıkınca beni götürürsün, diye tembih etmiş.
     Kız, hamama girer girmez almış götürmüşler. Bunu bir güzelce yıkamışlar.
     Kız her ne kadar;
–  Maymuncu beni bekliyor, diye bağırıp çağırmışsa da kızı dinlememişler.
     Hamamdan sonra kızı bir güzel giydirmişler, süslü arabalara bindirmişler, Padişahın sarayına göndermişler.
     Daha sonra oğlan, kıza her şeyi açıkça anlatmış. Ona bütün bunları sırf acı çektirmek için yaptığını söylemiş. Kızın içi rahatlamış. Her ikisi de mutlu bir hayat yaşamışlar.

(Yemen Masalı-Derleyen: Sevgi ŞEN)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir