Eylül
Eylül

Eylül

                                                                   Mehmet Rauf
                                   12 Ağustos 1875, İstanbul – 23 Aralık 1931, İstanbul

Romanın Özeti:
    Süreyya, karısı Suat’la birlikte babasının evinde oturmaktadır. Ama bu durumdan memnun değildir. Babası hem yaşlı, hem de her istediğini yaptıran bir adamdır. Onun yüzünden her yaz, bu sıcak, bu taş ocağına benzeyen sayfiye köyüne gelirler ve sıkıntıdan patlarlar.
    Suat’ı sinirlendiren bir başka nokta daha vardır: Kız kardeşi Hacer, halazadeleri Necip’le gönül eğlendirmektedir. Halbuki Hacer’in kocası Fatih Bey kendi halinde, karısını mutlu görmekten başka düşüncesi olmayan bir adamdır. Bu sırada bir olay, Süreyya ile Suat’ı baş başa bırakır. Kendi başlarına daha mutlu bir şekilde yaşamanın yolunu bulmuş olurlar.
    Suat Hanım, gizlice kendi babasına mektup yazar. Ondan getirdiği parayla Yenimahalle’ye yakın bir yerde, güzel bir yalı kiralar. Niyeti, kocasına sürpriz yapmaktır. Süreyya, sevincinden deliye döner, hemen taşınırlar.
    Necip de, hem akrabaları, hem en iyi dostları olarak yalıya gelir. Sandal gezintileri, Süreyya’nın vazgeçilmez tutkunluk derecesine ulaşan yelken ve balık âlemleri sürüp gider. Süreyya balıktayken, Necip’le Suat da piyanonun başına geçerler, tanınmış opera aryaları söyleyerek vakit geçirirler.
    Baş başa geçen bu uzun yaz saatleri etkisini göstermekte gecikmez. Necip, bir gün Suat’ı birdenbire kalbinin en derin köşesine kurulmuş olarak bulur. Buna şaşar. Önceleri kolaylıkla kurtulabileceğini sanırsa da, bu tutkunluk gitgide artarak Necip’in yakasını bırakmaz. Halazadedir, ne de olsa akrabadır. Süreyya’nın karısına kötü gözle bakmaması gerekmektedir. Bu durumda kurtuluşu kaçmakta bulur. Kaçarken, Suat’ın eldiveninin bir tekini, can evinde saklayacağı bir hatıra olarak götürmekten kendini alamaz.
    Derken Necip’in köyde tifoya tutulduğu haberi gelir. Süreyya ve Suat, üzüntülü haftalar geçirirler. Nihayet tehlike devresi atlatılınca da Necip’i ziyarete koşarlar.
    Necip, uzun zaman hastalıkla savaşmaktan gelen bir sinir yorgunluğu içinde, Suat’ı başucunda bulunca artık kendini bırakıverir. Hacer, hastalığın onu kendisinden geçirdiği sırada, Necip’in baş yastığı altında bir kadın eldiveni bulmuştur. Hep birlikte hasta hakkında konuşurlarken Süreyya’nın annesi bu olayı anımsar. Hacer de eldiveni çıkarır. Suat kendi eldivenini tanıyınca vurulmuşa döner.Necip de sapsarı kesilmiştir. Suat, eldiveninin kaybolduğunu fark etmiştir çoktan ama bunun Necip tarafından alındığı aklına bile gelmemiştir. İşi anlar.
    Necip, hastalıktan sonraki iyileşme dönemini Boğaziçi’ndeki yalıda geçirmeye mecbur edilir; çünkü kendisi gitmek istemez. Aksine, onlardan kaçacaktır. Ama işte yine yağmurdan kaçarken doluya tutulmuştur. Zaten savaşacak hali de kalmamıştır artık.
    Bir yaz, sessiz bir anlaşma içinde rüya gibi geçer. Eylül gelince Süreyya konağa iner. Halbuki karısına, kışı bile Boğaz’da geçirmek için söz vermiştir. Bu sözünden dönmek için ne olmuştur? Bir şeylerden mi şüphelenmiştir.
    Konağa dönülür. Necip, artık yalıya geldiği kadar sık gelmemektedir. Hele Hacer’in hain davranışları, onların her bakışlarından, her hareketlerinden anlam çıkarmaya çalışan mahalle kızı hâli, ikisini de deliye döndürür. Birbirlerini buldukları anda, ister istemez kaybedeceklerdir. Suat, Necip’e kendisinde kalan eldivenin tekini, Necip’in tekini sakladığı eldivenin öbür tekini verecektir. Hayatın yaşanmaya değer tarafı kalmamıştı artık…
    O gece, konağın bir tarafından birdenbire alevler yükselir. Yangın çıkmıştır. Dumandan ve telaştan sersemleyerek dışarı fırlayanlar, canlarını kurtarmaya çalışırlar. Herkes kurtulmuştur. Yalnız Suat ortalarda yoktur. Süreyya, alevlere karşı Suat diye inlemektedir. Ama herhangi bir harekete cesaret edemez. Necip bir haykırışla ileri fırlar, alevlerin arasına dalarak Suat’ı kurtarmaya koşar. İkisi de, çöken tavanın harlandığı ateş içinde yanarak can verir.
Yapıt ve Yazar Hakkında
    Mehmet Rauf, İstanbul’da doğdu. Soğukçeşme Askeri Rüştiyesini ve Bahriye Mektebini bitirdi. Bir süre subaylık yaptıktan sonra, II. Meşrutiyet’in ilanından sonra bu görevinden ayrıldı. Hayatını yazarlıkla kazanmaya başladı. 1923’ten sonra da ticaretle uğraşmaya başladı. Küçük yaşlardayken edebiyata merak sarmıştı. Birçok yapıt yazdı, çeviri yaptı. Servet-i Fünun hareketine katıldı. Eylül edebiyatımızdaki ilk psikolojik romandır.
    Yapıt ilk kez 1900 yılında yayımlandı. Bunu diğer baskıları izledi. Yazarın tek romanıdır. Yapıt psikolojik roman türünün ilk ve en önemlilerinden biridir. Ruhsal çözümlemelerde oldukça başarılı olmuştur. Yapıtta basit bir aşk konusu işlenmiştir. Dili oldukça ağırdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir