Fakat Kırk Üçüncü Gece Olunca
Fakat Kırk Üçüncü Gece Olunca

Fakat Kırk Üçüncü Gece Olunca

     Yeniden söze başlamış:

     İşittim ki, ey bahtı güzel şahım, Kuvvet-ül-Kulûp, Ganem’in anası ve kız kardeşine, “Tüm dertleri unutun artık!” demiş. Sonra da kuyumcular ve cevahirciler çarşısının şeyhine doğru dönerek ona bin dinar vermiş ve “Ey şeyh, şimdi sen bunları al, evine götür! Karına söyle, kendilerini alıp hamama götürsün! Onlara güzel giysiler satın alsın; onlara itina ve kibarlık göstersin, rahata ulaşmaları için hiçbir şey esirgenmesin!” demiş.
     Ertesi gün Kuvvet-ül-Kulûp, bizzat kendisi çarşı şeyhinin evine gitmekte kusur etmemiş ve önerdiği şeylerin yapılıp yapılmadığını kendi gözleriyle görmek istemiş. İçeri girer girmez, şeyhin karısı onu karşılamış ve ellerini öperek gösterdiği cömertliklerden dolayı şükranlarını sunmuş ve birlikte hamama gitmiş bulundukları ve oradan tamamen değişerek yüzleri soyluluk ve güzellikle parlayan Ganem’in anası ile kız kardeşini çağırmış. Kuvvet-ül-Kulûp, onlarla çok kibar bir edayla bir saat kadar konuşmuş ve sonra şeyhin karısına hastasının durumunu sormuş. Şeyhin karısı da, “Hep aynı durumda!” diyerek yanıt vermiş. Bunun üzerine Kuvvet-ül-Kulûp, “Haydi hep birlikte gidelim de onu yüreklendirelim!” demiş. Ve harem kısmında kaldıkları için, selamlıkta yatan hastayı daha önce görmemiş olan iki kadını da yanına alarak hep birlikte genç adamın yanına gitmişler ve ona büyük bir sevecenlik ve acımayla bakmışlar ve oturup yöresinde konuşmaya başlamışlar ve konuşmaları sırasında, Kuvvet-ül-Kulûp’un adı telaffuz edilmiş.
     Genç hasta, Kuvvet-ül-Kulûp adının anıldığını duyar duymaz, solgun yüzü renklenmiş, bitap bedeni kuvvetlenmiş ve gözleri yaşam dolu, “Sen neredesin, ey Kuvvet-ül-Kulûp?” diye haykırmış.
     Kuvvet-ül-Kulûp, genç adamın ilk kez ağzını açarak adını andığını duyunca, Ganem bin Eyüp’ün sesini tanımış ve canla başla üzerine eğilerek, ona, “Ey sevgilim, sen Ganem bin Eyüp’sün!” demiş. O da, “Evet, ben Ganem’im!” demiş. Bu sözleri duyunca, genç kız ardına düşüp bayılmış. Ganem’in anası ve kız kardeşi Fitne’ye gelince, bu sözleri işiterek onlar da birer feryat koparıp bayılmışlar. Bir süre geçtikten sonra, hepsi kendilerine gelmiş ve Ganem’in üzerine atılmış; gözyaşından, sevinç haykırışından ve öpüşmelerden yana ne olacaksa hepsi olmuş.
     Sonra Kuvvet-ül-Kulûp, sonunda sakinleşerek ona, “En sonunda hepimizi, beni, ananı, kız kardeşini sana kavuşturan Tanrı’ya şükürler ve övgüler sunarım!” demiş. Sonra da bütün öyküyü anlatıp, “Halife, tüm bunlardan sonra, benim sözüme inandı ve bağışlamasını esirgemedi, bana da seni görmek arzusunda olduğunu açıkladı ve de armağan olarak beni sana verdi!” demiş. Bu sözleri duyan Ganem, sevincinin doruğuna ulaşmış ve o da, kendisinin başını, gözlerini öpen Kuvvet-ül-Kulûp’un ellerini öpmüş durmuş.
     Sonra Kuvvet-ül-Kulûp, hepsine birden, “Beni burada bekleyin! Birazdan geleceğim” demiş ve aceleyle saraya gidip değerli eşyalarının bulunduğu kasayı açmış; oradan birçok altın dinar çıkarıp çarşıya gitmiş ve bunları çarşı şeyhine vererek ona, “Bu iki kadının her biri ve Ganem için en iyi kumaştan dörder takım giysi, yirmişer mendil, onar kemer ve onar takım iç çamaşırı al!” demiş. Ve Ganem ile diğerlerinin bulunduğu eve dönerek onların hepsini hamama götürmüş. Sonra onlara piliçler, haşlama etler, iyisinden damıtılmış şarap hazırlamış ve kendi de aralarında bulunarak üç gün boyunca onları yedirip içirmiş; böylesine bollukla yeyip içtikleri bu üç günden sonra, hayata yeniden döndüklerini ve ruhlarının yeniden canlandığını hissetmişler.
     Sonra Kuvvet-ül-Kulûp, onları bir kez daha hamama götürmüş ve giysilerini değiştirmiş ve kendilerini çarşı şeyhinin evine götürmüş. Kendisine gelince, artık Halife’yi gidip bulmanın zamanı geldiğini düşünmüş; Halife’nin huzuruna çıkarak saygı duruşunda bulunmuş ve ona Ganem bin Eyüp’ün, anasının ve kız kardeşi Fitne’nin dönüşlerini ve de genç Fitne’nin ne denli güzel, taptaze ve çarpıcı olduğunu anlatmış. Bunu duyan Halife, bir kölesine, “Git bana Cafer’i bul!” emrini vermiş. Cafer gelince, Halife ona, “Git bana Ganem bin Eyüp’ü bul!” demiş. Cafer de şeyhin evine gitmek üzere yola çıkmış. Orada, kendisinden önce eve gelmiş bulunan ve Ganem’e onun geleceğini bildiren ve “Ey Ganem, özellikle şimdi seni almaya gelecek olan Cafer ile Halife’nin huzuruna çıkınca, konuşmadaki marifetini ve yürek bütünlüğünü ve sözlerinin saflığını göstermen gerekiyor!” diye ikaz etmiş bulunan Kuvvet-ül-Kulûp, bu sözleri söyledikten sonra, çarşıda satılan en gösterişli giysilerle Ganem’i donatmış ve ona birçok altın dinar vererek, “Saraya gidince, merasim duruşundaki haremağaları ile hizmetkârların önünden geçerken avuç dolusu para saçmaktan kaçınma!” demiş bulunuyormuş.
     Bu hazırlıklar bittiği sırada, Cafer, katırına binmiş olarak eve ulaşmış; Ganem, hemen koşup onu karşılamış ve saygı duruşunda bulunmuş ve şimdi eskiden olduğu gibi yakışıklı, parlak yüzlü ve çekici kişiliği olan Ganem’miş. Cafer ondan kendisine eşlik etmesini rica ederek onu Halife’nin yanına götürmüş. Ve Ganem, Emirleri, mabeyincileri, vekilleri ve saltanatının önemli kişileri ve muhafızları ve ordu komutanları ile çevrili Emir-ûl- Müminin’i görmüş. Ganem’in güzel konuşma, yürek bütünlüğü, öykü anlatmada ve şairlikte marifeti ve hazırcevaplık bakımlarından gerçekten üstün nitelikleri varmış. Halife’nin huzurunda saygı duruşunda bulunduktan sonra, biran düşünerek yere bakmış ve Halife’ye doğru başını kaldırarak doğaçlamayla şu dizeleri okumuş:
     Ey zamanın hükümdarı, iyilik dolu bir bakışla toprağa bakıp onu (yağmur yağmış gibi) mümbit kılan, şeref dolu saltanatı altında hepimizi mutlu yaşatan ulu kişi!
     İşte eşiğinde, sakalları toz içinde, sultanlar, emirler eğiliyor; taşlarla süslü taçlarını büyüklüğüne sunu olarak getiriyorlar! Senin şaşılası ordularının tümünü içine almaya ne arz ne de arş yeterli genişlikte değildir!
     Ey zamanın hükümdarı, fır dönen gezegenlerde çadırlı ordugâhını kur! Uyumlu yıldızlar ve yıldız kümeleri senin zaferine katılsınlar ve mevkibine eşlik etsinler, ey ruhani hükümdar! Senin adaletinin güneşi dünyayı aydınlatsın, suçluları kötülüklerden alıkoysun, sadık kullarını ödüllendirsin!
     Halife okunan dizelerin güzelliğinden, renkli ritminden, dil sadeliğinden ve okunuş tarzından büyülenmiş.

     Ama, anlatısının tam burasında, Şehrazat sabahın belirdiğini görmüş ve sözünü uzatmak istemeyerek yavaşça susmuş.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir