Şah Ömer-ün-Neman ve Şaşırtıcı Güzellikteki iki oğlu; Şarkân ve Dav-ül-Mekân’ın Öyküsü
Şah Ömer-ün-Neman ve Şaşırtıcı Güzellikteki iki oğlu; Şarkân ve Dav-ül-Mekân’ın Öyküsü

Şah Ömer-ün-Neman ve Şaşırtıcı Güzellikteki iki oğlu; Şarkân ve Dav-ül-Mekân’ın Öyküsü

     Bunun üzerine Şehrazat, Şah Şehriyar’a demiş ki:

     Ey bahtı güzel şahım, işittim ki, Bağdat kentinde birçok halifenin saltanatından önce ve birçoklarının saltanatından sonra Ömer-ün-Neman adlı bir hükümdar varmış. Tüm Keyhüsrevleri yenmiş ve düşlenebilen tüm Sezarlara boyun eğdirmiş, müthiş kudretli bir hükümdarmış, öylesine tutkuluymuş ki, yarış alanlarında gösterdiği beceriye eşit bir beceri gösterilmesi olanaksız, savaş alanlarında gösterdiği pek yüreklilik de eşsiz imiş; hiddetlendiği zaman burun deliklerinden çıkan soluğu, kıvılcımlı alevlere dönüşürmüş.
     Tüm ülkeleri zapt etmiş ve egemenliğini tüm kentlere ve başkentlere yaymış; Tanrı’nın yardımıyla, tüm yaratıklara baş eğdirmiş ve muzaffer ordularını en uzaktaki topraklara kadar yollamış. Doğu’yu olduğu kadar Batı’yı; öteki ülkeler arasında Hint’i, Sint’i, Çin’i, Yemen’i, Hicaz’ı, Habeşistan’ı, Sudan’ı, Suriye’yi, Yunanistan’ı, Diyarbakır yörelerini, aynı zamanda deniz üzerindeki adaları ve Seyhun ve Ceyhun ırmaklarının ve de Fırat ve Nil nehirlerinin suladığı toprakları egemenliği altına almış. Olan bitenlerin gerçek yanlarını ve imparatorluğunun haberlerini duyurmak için dünyanın en uzak ülkelerine posta tatarları yollarmış ve bu posta tatarları, dönüp ona, tüm dünyanın onun egemenliğine boyun eğdiğini ve emri altında bulunan ülkelerdeki Emirlerin onu saygıyla andığını ve üstünlüğünü tanıdığını bildirirlermiş. O da kendi bakımından, tüm tebaası ve tabilerini, cömertliğinin lütuflarıyla donatır, onları âdeta büyüklüğünün dalgalarında boğar ve aralarında tatlı bir anlaşma ve güvenlik oluşmasına gayret edermiş, çünkü gerçekte, ruhunun büyüklüğü onu böyle davranmaya yöneltirmiş. Bundan dolayı, onun tahtına her yandan hediyeler, armağanlar yağarmış; genişliğine ve uzunluğuna dünyanın her yerinden ona vergi ve haraç gelirmiş. Çünkü gerçekten dürüstmüş ve uyrukları tarafından çok sevilirmiş.
     Şah Ömer-ün-Neman’ın bir oğlu varmış, adı Şarkân imiş. Ve Şarkân’ın bu isimle anılmasının nedeni, zamanında yaşayan üstün nitelikli kimselerin en üstün niteliklisi olması imiş ve yarışmalarda boy gösteren en yiğit kişilerin bile sırtını yere getirerek değerce hepsinden ileri geçmiş imiş. Mızrağını, kılıcını ve okunu görülmedik bir ustalıkla kullanırmış. Bundan dolayı babası onu aşılmaz ve eşsiz bir sevgiyle sever ve onu saltanatının varisi olarak tanımlarmış. Gerçekte, ergenlik çağına ulaşıp daha yirmisini doldurmadan, bu hayranlık uyandıran Emir, Tanrı’nın yardımıyla tüm başları zaferi önünde eğdirdiği yiğitlik ve gözüpeklikte olduğu kadar, gazalarının şaşaasıyla gözleri kamaştırdığı için de bunun böyle olması pek doğalmış. Ve de birçok tahkim edilmiş yeri saldırarak almış, birçok ülkeyi ele geçirmiş ve ününü evrenin tüm yüzeyine yaymış bulunuyormuş. Bu yüzden gururu ve kudreti gittikçe artıyormuş.
     Ama Şah Ömer-ün-Neman’ın Şarkân’dan başka çocuğu yokmuş. Kuran’ın ve sünnetin gereği dörde kadar eş edinmişse de bunlardan sadece birisi döllenmiş, öteki üçü kısır çıkmış. Bununla birlikte, sarayda yaşayan bu dört meşru eşten gayri, Şah Ömer’in, eski Mısır takviminin günlerine eşit olarak 360 cariyesi varmış ve bu kadınların her biri ayrı birer ırktanmış ve Şah, bunların her birine ayrı ve bağımsız birer daire vermiş ve bu daireler yılın aylarına eşit olarak on iki bina içinde toplanmış ve tümü sarayın çevresindeki alanda yer alıyormuş; böylece her binada otuz cariye, her biri kendine özgü dairesinde yaşayarak yer alıyormuş; yani birbirinden bağımsız üç yüz altmış daire varmış. Şah Ömer, adaleti elden bırakmayarak sıraya bindirme yoluyla her gece bir cariyesiyle kalıyormuş; yani bir yılda her cariyeyle ancak bir gece kalıyor; ancak ertesi yıl onu yeniden görüyormuş. Ve Şah Ömer, uzun bir süre bu tarzda davranarak yaşamış; yani bütün ömrünü böyle geçirmiş. Bundan dolayı, erkekliğini hayranlık verici bir akıllılıkla kullanmasından dolayı da ün sağlamış.
     Böylece, günün birinde, her şeyi düzenleyen Yüce Tanrı’nın izniyle Şah Ömer’in cariyelerinden biri hamile kalmış ve vücudundaki gelişme bir süre sonra tüm sarayda anlaşılmış; haber Şah’ın kulağına da gelince, sevincin sınırına ulaşırcasına sevinmiş ve “İnşallah tüm sülalem bundan böyle sadece erkek evlatla nasiplenir!” diye haykırmış. Sonra cariyenin hamilelik tarihini bir yere kaydettirmiş ve cariyesine iltifatlar ve armağanlar yağdırmış.
     Bu sırada Şah’ın oğlu Şarkân…

     Anlatısının burasında, Şehrazat, sabahın yaklaştığını görmüş ve sessizce öyküsünü bir gün sonraya ertelemiş.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir