Salkım Üzüm
Salkım Üzüm

Salkım Üzüm

     Bir varmış, bir yokmuş…
     Allah’ın kulu çokmuş. Vakti zamanında bir Padişah varmış. Padişah’ın da üç tane kızı varmış. Padişah bir gün seyahate çıkmış. Çıkmadan kızlarını yanına çağırmış;
– Kızlarım, ben geziye çıkıyorum. Ne istiyorsanız isteyin, getireyim, demiş.
     Büyük kız ile ortanca kız; elmas yüzük, küpe, bilezik istemiş. Küçük kız da “Salkım Üzüm” istemiş. Babası;
– Kızım, isteyecek bir şey bulamadın mı ki, bir salkım üzüm istiyorsun, demiş.
     Kız hemen;
– Hayır baba! “Salkım Üzüm” istiyorum, bir salkım üzüm değil. Getirirsen yolun açık olsun, getirmezsen önün yel arkan sel olsun, demiş. Babası;
– Allahaısmarladık, demiş gitmiş.
     Padişah büyük kızı ile ortanca kızının dediklerini almış. Küçük kızının istediğini, aramış aramış bir türlü bulamamış. Kime sormuşsa;
– Baba, bir salkım üzüm duyduk; ama Salkım Üzüm duymadık, demişler.
     Padişah memleketine dönmeye karar vermiş. Yola çıkınca önü yel, arkası sel olmuş. Bir türlü gidememiş. Tekrar geldiği yere dönmüş. Kızının istediğini bulmak için demir âsa, demir çarık alarak diyar diyar gezmiş. Ta Çin, Maçin’e gitmiş. Orada yüksek mi yüksek, beyaz bir eve rastlamış. “Bir de bu eve sorayım” diye içinden geçirmiş. Evin kapısını vurmuş. Bir güzel; ayın on dördü, günün on beşi gibi bir oğlan kapıyı açmış.
– İçeri buyur babacığım, yolcu musun, diye sormuş.
– Ben filân memleketin padişahıyım. Hem yolcuyum, hem de yorgunum. Şayet derdime derman bulacaksan kalayım, yoksa döneyim. Küçük kızım “Salkım Üzüm” istedi arıyorum, bulamıyorum, demiş. Oğlan gülmüş;
– Babacığım, hele şuraya bir otur, demiş. Adamı oraya oturtmuş.
     Cebinden kalem, kâğıt çıkarmış, oturmuş bir mektup yazmış. Adama mektubu açmayacağına dair yemin verdirdikten sonra, Salkım Üzüm’ün kendisi olduğunu söylemiş.
     Padişah yeniden eve dönmeye karar vermiş. Gelirken yolları açılmış, güllük gülistanlık olmuş.
     Eve gelmiş; büyük kızının hediyesini vermiş, ortanca kızının hediyesini vermiş, küçük kızınınkini vermemiş. İki kardeş küçük kızı kıskanmışlar: “Muhakkak onun hediyesi daha büyük ki, yanımızda vermedi.” diye kızı gözetlemeye başlamışlar.
     Kız mektubu okur okumaz ağlamış. Babasına;
–  Aman baba, oğlan bir mektup yazmış ki, sorma! “Benim odamdan senin odana bir araba sığacak kadar camdan bir yol yaptırırsan seni alırım. Sana iki tane de kıl gönderiyorum. Beni istediğin zaman bunları birbirine değdir ben gelirim,” diyor demiş. Padişah;
– Ağlama kızım! Benim, o yiğit için malım canım kurban olsun, demiş.
     Padişah, gizlice yolu yaptırmış. Tam yol bitince kız hazırlanmış, süslenmiş, kılı kıla çalmış oğlan gelmiş. Evlenmişler… Kız daha odasından çıkmamış. Oğlan devamlı gelip gidiyormuş. Kardeşleri; “Babam ne getirdiyse, bu kız odadan çıkmıyor:” diye daha çok kıskanmışlar. Bunu öğrenmek için bir plan hazırlamışlar. Bir gün hamama gidiyorlarmış. Yalandan acele etmişler. Kız, acelesinden tarağını unutmuş. Hamamda kardeşleri taraklarını vermemişler. Büyük kardeş;
– Anahtarını ver de gidip tarağını getireyim, demiş.
     Anahtarı alıp eve gelmiş. Başlamış odayı aramaya… Sandığı çekince altında bir kapı görmüş. Kapıdan içeri girince camdan yolu görmüş. Oradan içeriye girmiş. Yolun yarısına kadar camları “Şakır! Şukur!” kırmış. Sonra da geri çıkmış, sandığı yerine itelemiş. Tarağı alıp bir şey olmamış gibi hamama gitmiş. Yıkanmış gelmişler. Kız, kılı kıla çalmış ki, kocası gelsin… Oğlan da yola çıkmış gelmiş. Ama bir de ne görsün? Yolun yarısından sonra her yer kırık cam… Kırık camlar gövdesine batmış, yaralanmış. O da geri dönmüş. Kız bir beklemiş, iki beklemiş oğlan gelmemiş. Kız merak etmiş. Sandığı çekip yola bakmış ki, yol kırık, ortalık kan içinde… Kız bayılıp düşmüş. O sırada babası gelmiş, kızı oradan çıkarmış. Kız olanları babasına anlatmış;
– Baba, ben ya bulurum yarimi, ya veririm serimi, demiş.
     Kız, kılık kıyafet değiştirmiş. Eline demir âsa ayağına demir çarık alıp yola düşmüş. Gide gide yolu bir memlekete düşmüş. Bakmış ki, herkes siyahlar giymiş, yas içinde… Kimse bunu Tanrı misafiri etmemiş. Demişler ki: “Bizim padişahımızın tek bir oğlu vardı. O da kırk gündür kayıp, bulamıyoruz. Hepimiz yaslıyız, seni kim misafir edecek.” demişler. Kız;
– Öyleyse bana Allah rızası için padişahın evini gösterin. Evi göstermişler, kız oraya gitmiş;
– Allah rızası için beni içeri alın, demiş. Hizmetçiler Padişah’a sormuşlar;
– Dadının yanında yatsın, demiş.
     Dadı kaybolan oğlanın süt annesiymiş. Gece olunca süt annenin yanına yatak sermişler. Gecenin yarısında dadı kalkmış, misafirin uyuduğunu sanıyormuş. Uyuduğundan emin olmak için bir mangal yakmış, içinde de bir şiş kızdırmış, misafirin ayağına basmış. Kendi kendine de; “Sanki yanımda yatmakla sırrımı mı öğreneceksin.” diye söyleniyormuş.
     Kız uyumamış ama; uyanık olduğunu da bildirmemiş. “Bakayım bu ne yapacak?” diye beklemiş.
     Dadı kendi yatağını, kilimini toplamış. Orada bulunan kapıdan aşağıya inmiş. Misafir de hemen peşinden inmiş. Bakmış ki, çatıda bir zembil asılı… Ucunda da bir ip… Dadı ipi çekmiş, zembili aşağı indirmiş. Zembildekine;
– Beni alıyor musun, almıyor musun, diye sormuş. Oradaki de;
– Sen benim anamsın; beni sen emdirdin, büyüttün. Ben seni nasıl alayım, demiş.
     Dadı sinirlenmiş;
– Öyleyse belanı bul! Al bunları kemir, ye! diyerek kuru ekmekleri önüne atmış. Zembili yukarı çekmiş. Kız, dadıdan önce gelmiş, yatağına yatmış. Az sonra da dadı gelmiş yatmış. Sabah olmuş. Kız, dadıdan kendini Padişah’ın yanına götürmesini istemiş. O da;
– Sen garibin birisin. Padişah’ın yanında işin ne, demiş. Kız öyle çok yalvarmış ki, dadı sonunda götürmek zorunda kalmış.
     Kız Padişah’ın huzuruna çıkmış;
– Padişah’ım, müsaade edersen, seninle bir çift laf konuşalım, demiş.
     Padişah müsaade etmiş. Kız;
– Padişah’ım seninle dadının odasına gidelim, demiş. Dadı kıza kızmış;
     Senin benim odamda işin ne, demiş. Padişah;
– Bırak gidelim, bakalım ne olacak, demiş.
     Dadının odasına gitmişler. Kız yatağı toplamış, kapıyı açmış. Kız önde, Padişah arkada aşağı inmişler. Kız zembile uzanınca içinden bir ses gelmiş;
– Günde bir kere dövüyordun. Şimdi iki kere mi döveceksin, demiş ağlamış.
     Zembili indirmişler ki, oğlu içinde… Oğlan bir deri bir kemik kalmış.Padişah hemen oğluna sarılmış. Kıza da
–  Dile dilediğini vereyim! Bu dünya muradını ben vereyim, ahiretine karışmam. Sen beni oğluma kavuşturdun, demiş. Kız;
– Ben hiçbir şey istemem. “Allah muradını versin!” deyin bu bana yeter, demiş.
     Az gitmiş, uz gitmiş… Derelerden geçerek, lale sümbül biçerek memleketin birine daha gitmiş. Burada da herkes siyah giymiş, ağlaşıyorlarmış. Çeşme başında su dolduran bir kadının yanına gitmiş;
– Bacı ne olur beni misafir edin. Kapıda kaldım, garibim, demiş. Kadın;
– Aman bre bacı, seni kim misafir edecek? Padişahımızın bir kızı vardı. Deli oldu, zincire bağladılar, demiş. Kız;
– Öyleyse beni saraya götür, demiş. Kadın;
– Aman bacım, Padişah’ın kızının önüne garipleri atıyorlar, o da yiyor. Seni de götürüp katil mi olayım, demiş. Kız ısrar etmiş;
– Ben zaten canımdan usanmışım, beni de yesin, demiş.
     Bunu alıp götürmüşler. Kız kapıda; “Garibim.” deyince, Padişah’in hanımı;
– Atın da bunu deli yesin, demiş.
     Kızı delinin önüne atmışlar. Deli üstüne doğru saldırınca kız asasını ağaca takmış, yukarı tırmanmış. Deli onu yakalayamamış. Sonra da bastonuyla tavanı delmiş, yukarı çıkmış. Bakmış ki, çok uzakta bir ışık yanıyor: “Orası muhakkak köydür. Bari gidip de oraya misafir olayım.” demiş.
     Gidiyor ki, ne gide… Bir dev karısı… Ağzında bir batman sakız… Sağ memesini sol omuzuna, sol memesini de sağ omzuna atmış oturuyor. Kız, hemen devin arkasına dolaşıp sağ memesine yapışmış.
     Dev karısı;
– Eyvah! Benim canım insan eti istiyor; ama artık sütümü emdin, sen benim evlâdım oldun, demiş. Kız;
– Ana ne yapıyorsun, diye sormuş. Dev karısı da;
– Şu karşıki Padişah’ın bir kızı var. Onu dev kardeşine istedim; vermediler. Ben de gömleğini ipten aldım; sihir ettim, kaynatıyorum. Bu gün kırk gün olacak, çatlayacak, demiş.
     Kız da dev karısından yana olmuş;
–  Ana, biraz daha çok yakalım da çatlasın. Neden benim kardeşime vermiyorlarmış, demiş.
     Dev karısının hoşuna gitmiş. Kıza;
–  Ben kırk gündür uykusuzum, işte ekmek, işte su… Sen ocağın altını yak da ben biraz uyuyayım , demiş.
     Dev karısı uyur uyumaz kız; “Ya Allah! Ya Bismillah!” demiş. Kazandaki kaynar suyu dev karısının kulağına dökmüş. Dev karısı oracıkta ölmüş. Gömleği de almış, soğuk suda yıkamış. Gömlek yıkanınca sihir bozulmuş, kız akıllanmış.
     Misafir kız, Padişah’ın yanına gelmiş, kızının akıllandığını söylemiş. Padişah önce inanmamış;
– Korkuyor musun ki, öyle söylüyorsun. Yalan söylersen kafanı uçururum, demiş.
     O sırada Padişah’ın kızı kendine gelmiş;
– Baba, beni niye buruya bağladınız? Çabuk beni açın, diye bağırmış.
     Misafir kız olanları Padişah’a anlatmış, kızın gömleğini de göstermiş. Padişah;
– Dile dileğini, vereyim muradını, demiş. Kız da;
–  Ben hiçbir şey istemiyorum. “Allah muradını versin!” deyin yeter, demiş.
     Tepelerden yel gibi, derelerden sel gibi akıp gitmiş. Gide gide yine bir şehre gelmiş. Bakmış ki, hep siyah giymişler. Gitmiş birine sormuş;
– Bacı niye böyle siyah giydiniz? Kadın;
–  Aman, Allah canını alsın! Bir kız, bizim Peri Padişahı’nın oğlunu mektup yazıp götürttü. Sonra da yaralatıp gönderdi. Oğlan perişan yatıyor, onun için yas tutuyoruz, demiş.
     Kız hemen adını sormuş;
– Salkım Üzüm, cevabını almış. Kadına;
– N’olur beni onların evine götür, demiş.
     Kadın uzaktan beyaz bir ev göstermiş. Kız bir doktor elbisesi giymiş evin kapısına gitmiş.
– Doktor var! Doktor var! diye bağırmış. Oğlan bu sesi duymuş;
–  Baba, bir ses duydum; “Doktorum!” diye bir ses geliyor. Onu bir çağır da bana bir baksın, demiş.
     Babası doktoru içeri almış. Kız bakmış ki, kocası… Padişah’a demiş ki:
– Bir hamam kiralayacaksın. Bu hastayı o hamama götüreceğim. Hiç kimseyi de almayacağım. Orada kırk gün kalıp tedavi edeceğim.
     Oğlan da Padişah da bu öneriyi kabul etmiş.
     Kız oğlanı çarşafa sarmış, sallamış. Ne kadar cam varsa hepsi çarşafa dökülmüş. Oğlanı kırk gün yıkamış, ilaçlamış. Kırk gün sonra oğlan iyileşmiş. Padişah yaptıklarına karşılık buna para teklif etmiş. Kız kabul etmemiş. Yalnızca oğlanın parmağındaki yüzüğü istemiş. Oğlan yüzüğü vermiş. Kız oğlana;
– En düşmanın olan bir adam sana; “Doktorunun başı için beni öldürme!..” dese öldürür müsün, demiş. Oğlan;
– Öldürmem, demiş.
     Kız, oğlandan bu sözü aldıktan sonra memleketine dönmüş. Kırık camları temizletmiş, yolları yaptırmış. Kılı kıla çalmış; oğlan kılıcını da almış, gelmiş.
     Oğlan kılıcı kaldırınca kız;
– Doktorunun başı için dur; demiş. Oğlan durmuş. Kıza;
– Sen benim doktorumu ne biliyorsun? Beni neden çağırdın, demiş. Kız;
– Seni ben iyileştirdim. İnanmazsan işte yüzüğün, demiş.
     Oğlana yüzüğü göstermiş. Oğlan o zaman anlamış. Kız başından geçenleri teker teker anlatmış. Tekrar evlenmiş, mutlu olmuşlar.

(Türk Masalı-Derleyen: Sevgi ŞEN)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir