Şeytan
Şeytan

Şeytan

     Bir varmış, bir yokmuş…
     Zamanın birinde fakir bir adam varmış. Abdest alır, namaz kılar, dua edermiş. Her dua edişinde;
     “Allah’ım bana Hızır’ı gönder. Allah’ım bana Hızır’ı gönder. O, paranın ve hazinenin yerini bilir. Gönder de şu fakirlikten kurtulayım,” dermiş. Ne çare ki, bir türlü Hızır karşısına çıkmamış.
     Artık adam böyle dua etmekten usanmış. Günlerden bir gün;
     “Allah’ım! Şeytan altının yerini bilir. Bana Şeytan’ı gönder, “diye yalvarmaya başlamış.
     Bir gün evden çıkmış, çarşı pazarı gezmeye başlamış. Gezinirken birisine rastlamış. Adam;
     “Merhaba,” demiş. Bu da;
     “Merhaba,” diye selâmı almış.”Ama ben seni tanımıyorum,” demiş adama. Adam buna;
     “Sen kimi arıyorsun?” diye sormuş.
     “Ben Şeytan’ı arıyorum, bulamıyorum,” demiş. Adam;
     “Şeytanı ne yapacaksın,” diye tekrar sormuş.
     Fakir adam da olanı anlatmış. Adam;
     “Şeytan benim ne yapacaksın?” demiş? Fakirlikten canı yanan adam;
     “Bir at yükü altın istiyorum,” demiş. Şeytan;
     “Hadi, ben altının yerini biliyorum. Çuvallarını, kazma küreğini al, gidelim,” demiş.
     Adamcağızın fakirlikten canı yandı ya, hemen atını, çuvallarını, kazma ve küreğini, bir de heybesini almış. Şeytanla beraber yola düşmüşler. Şeytan önde, adamcağız arkada, şehirden dışarı çıkmışlar. Gele gele bir kayanın altına varmışlar. Şeytan kayanın altını göstererek;
     “İşte, altın kuyusu burası. Fakat benim bir şartım var. Eğer kabul edersen kuyuyu açarım,” demiş. Adam;
     “Şartın ne?” diye sormuş. Şeytan;
     “Kuyuyu açtıktan sonra beni hiçbir zaman işsiz bırakmayacaksın,” demiş.
     Adam Şeytan’ın şartını duyunca geri çekilmiş. “Yahu bu Şeytansa, ben bununla başa çıkamam. Her zaman işi nasıl bulayım? Şu altını göreyim de öldürürse öldürsün,” diye düşünmüş. Şeytan;
     “Tamam mı, razı oldun mu? diye sormuş. Adam;
     “Evet, razı oldum,” demiş.
     Şeytan hemen şartını uygulamaya başlamış.
     “Hadi,” demiş. “Bana bir iş ver.”
     Adam;
     “Eğer altın kuyusu burasıysa hadi eş bakalım. Öyle ya, bu da bir iş,” demiş.
     Şeytan kazma küreğe sarılmış, eşmeye başlamış. Bir taraftan kürekle de toprağı atıyormuş. Bir müddet sonra altınlar görünmeye başlamış. Adam heyecandan ölecek gibi olmuş. Şeytan;
     “İşte!” demiş. “Altınlar. Dediğimi yaptım. Bana iş ver bakalım. Adamcağız heyecanlı heyecanlı;
     Ben çuvalları açayım, sen de doldur,” demiş.
     Şeytanla beraber çuvalları ve heybeyi doldurmuşlar. Şeytan kuyuyu kapatıp, yine şartını söylemiş;
     “Bu iş de bitti. Hadi bakalım, bana bir iş daha ver,” demiş. Adam;
     “Gel hele yahu! Şu çuvalları ata yükleyelim,” demiş.
     Neyse çuvalları ata yüklemişler. Şeytan yine;
     “Haydi bana iş…” demiş.
     Bak! Heybe yerde kaldı. Al şu heybeyi de eve gidelim,” demiş.
     Bunlar yola koyulmuşlar. Bir müddet sonra eve gelmiş, altın çuvallarını attan indirmişler. Heybeyi de çuvalların üstüne koymuşlar. Şeytan duramamış;
     “Haydi bana iş ver,” diye adamı tekrar sıkıştırmış.
     Altınları eve getiren adam, zengin olmasına olmuş da bir yandan da Şeytan’a iş düşünüyormuş. “Öyle bir iş olsun ki, onu uzun süre oyalasın” diye düşünürken sonunda aklına bir fikir gelmiş. Hemen şeytana;
     “Öyle bir yol yap ki, uzaklığı İstanbul’a kadar olsun,” demiş.
     Şeytan bu ya! Yolu göz açıp kapayana kadar yapıp “zıp” diye karşısına dikilmiş. Adama;
     “Tamam!” demiş. “O iş de bitti. Bana iş ver! Adam bir iş daha buyurmuş.
     “Bu yaptığın yolun etrafına ağaçlar dik, çeşmeler yap!” Şeytan bu işi de çabucak bitirip adamın karşısına dikilmiş;
     “O iş de bitti.. Bana iş,” demiş.
     Adamı artık bir sıkıntı basmış. “Nasıl bir iş versem de rahat bir nefes alsam,” diye düşünmeye başlamış. “Şunu yap, bunu yap” diye, dünyada ne kadar iş varsa yaptırmış, ama yine de yakasını şeytandan kurtaramamış. Üstelik elindeki altından bir tane bile harcayamamış. Neredeyse çıldıracak gibi olmuş. Bir gün Şeytan yine;
     “Bana iş ver bakalım,” demiş. Adam da;
     “Peki al sana bir iş! Kaf Dağı’nın arkasından geçeceksin. Dünyanın yüzüne su akıtacaksın,” demiş.
     Şeytan gitmiş. Kaf Dağı’na tırmanmaya başlamış. Tırmanıyor, tırmanıyor, yorgun olduğu için geri geri yuvarlanıyormuş. Tekrar tırmanmaya başlıyormuş. İçinden ne kadar da; “Aha az kaldı, aha az kaldı.” diye kendi kendini telkin etse de, paldır, küldür yere yuvarlanıyormuş. Kalkıp doğruluyor; “Ben bu işi başaramadan adamın yanına dönemem,” diyerek tekrar tırmanmaya başlıyormuş. Şeytan orada tırmanmakta olsun biz haberi verelim adamcağızdan.
     Aradan bir iki gün geçmiş. Adamcağız biraz rahat nefes almış. Karısına;
     “Bu Şeytan beni sağ bırakmayacak. Gideyim de eşle, dostla helâlleşeyim,” demiş.
     Evden çıkıp, gitmiş. O gitmekte olsun biraz sonra Şeytan dünyanın yüzüne suyu bağlamış, gelmiş.
     “Hanımcığım, ağam nerede? Bana iş,” demiş. Hanım ona;
     “Vay, vermez olaydın o altınları. Adamcağızın gözünü açtırmadın. İşte altınların, al götür,” demiş. Şeytan;
     “Yok! Ben ağamı bulacağım, iş isterim,” demiş.
     Hanımın saçı uzun ve kıvırcıkmış. O anda aklına saçı gelmiş. Saçından bir tel koparıp, şeytana vermiş.
     “Al! Bu saçı doğrult! O şimdi gelir,” diyerek şeytanı oyalamış.
     Şeytan saçı eline almış, iki ucundan çekmiş;
     “Hanımcığım al! Saçın doğruldu,” demiş.
     Saçı bırakınca saç yeniden kıvrılmış. Şeytan yeniden iki ucundan çekmiş, saç yeniden doğrulmuş ama bırakınca yeniden kıvrılıyormuş. Nihayet saç elinde evden çıkmış, gitmiş. Taa uzaklarda bir köprünün altına oturup hanımın verdiği kılı doğrultmaya çalışmış. Her çekişinde kıl doğruluyormuş. Kendi kendine “Al hanım doğruldu,” diyormuş ama kılı bırakınca kıl yeniden kıvrılıyormuş.
     Şeytan elindekiyle uğraşadursun adam soluk soluğa “eve gelmiş.
     “Hanım, Şeytan geldi mi?” diye sormuş. Hanım;
     “Gel efendi gel! Ben ona iş verdim, Ondan ne korkuyorsun?” demiş. Adamcağız;
     “Aman hanım ne yaptın?” demiş Hanım da;
     “Saçımdan bir tel verdim, doğrultmaya gitti,“demiş. Adam rahat bir nefes almış.
     Günler geçmiş, Şeytan yok. Aylar geçmiş, yıllar geçmiş Şeytan yine yok. Tam yedi yıl olmuş, Şeytan hâlâ yok…
     Adam Şeytan’ın yokluğunda iyice zengin olmuş. Sarayları, arabaları, uşakları olmuş. Bir gün karısına;
     “Hanım, hazır ol da kır gezisine çıkalım,” demiş.
     Kadın kocasının isteğini kabul etmiş. Beraberce çıkmışlar. Bir yerde konaklamışlar. Meğerse Şeytan’ın oturduğu köprünün civarında imişler. Zevk sefa içinde eğlenirken adam bir ara gezintiye çıkmış. Elini arkasına atmış dolaşıyormuş. Kulağına bir ses gelmiş. Kulak vermiş ki, birisi;
     “Al hanım doğruldu,” diyormuş.
     Adam sağa sola bakmış, kimseyi görememiş. Az sonra aynı sesi yine duymuş. Sesin geldiği tarafa bakmış. Sesin köprünün altından geldiğini anlamış. Eğilmiş, bakmış ki, bir de ne görsün; Azrail’i olan Şeytan oturmuş, elindeki kılı düzeltmeye çalışıyor. Şeytan’ı görünce âdeta dizlerinin bağı çözülmüş. Hemen toparlanıp hanımının yanma koşmuş.
     “Çabuk hanım, çabuk! Buralardan kaçalım,” demiş. Hanımı;
     “Aman efendi ne oldu sana?” diye cevap vermiş. Adam;
     “Hanım ne sen sor, ne ben söyleyeyim, hemen buradan gidelim,” demiş. Kadın;
     “Yok efendi, bana sebebini söylemezsen, şuradan şuraya gitmem,” demiş. Adam;
     “Aman hanım ne söylüyorsun, Şeytan şu köprünün altında. Görürse ne seni bırakır, ne beni. İkimizi de öldürür. Hemen kaçalım,” demiş. Kadın;
     “Yok efendi yok! Sen benimle gel,” demiş.
     “Aman karıcığım, etme, tutma. Buradan kaçalım,” diye cevap vermiş.
     Kadın adama ısrarlı bir şekilde;
     “Gel gel! Hele sen arkamdan gel,” diye seslenmiş.
     Adam gitmek istemese de, hanımın arkasına düşmüş. Doğruca şeytanın oturduğu yere varmışlar. Şeytan hâlâ elindeki o tek kılı düzeltmekle meşgulmüş.
     Hanım kurnaz bir şekilde;
     “Ey arkadaş! Ne yaptın? Daha bir kılı düzeltemedin mi?” diye sormuş.
     Şeytan kafasını kaldırınca hanımı görmüş. Telaşla;
     “Al hanım, bu sefer doğruldu,” diyerek kılı çekmiş, doğrultmuş. Bırakınca kıl yeniden kıvrılmış. Hanım;
     “Çabuk o kılı doğrult! Ondan bir avuç daha vereceğim,” deyince; Şeytan bir tek teli ile yedi sene uğraştığı halde, düzeltemediği telden bir avuç daha alacağını duyunca;
     “Eyvah yandım!” demiş.
     Şeytan yavaş yavaş şişmeye başlamış. Şiştikçe şişmiş, şiştikçe şişmiş. Oracıkta “pat” diye patlayarak ırmağa düşmüş. Irmağın sularıyla akıntıya kapılıp gitmiş. Hanım efendisine dönerek;
     “Gözünle gör, işte Şeytan gidiyor,” demiş.
     Şeytanın korkusundan hanımı yardımıyla kurtulan adam, bundan sonra hanımı ile mesut ve mutlu bir şekilde yaşamış.

(Derleyen: Sevgi ŞEN)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir