İstanbul Efsaneleri-13 (Şehr-i İstanbul)
İstanbul Efsaneleri-13 (Şehr-i İstanbul)

İstanbul Efsaneleri-13 (Şehr-i İstanbul)

     Bîr varmış, bir yokmuş… Allah’ın kulu çokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken; eşek mühürdar, katır silahtar iken; ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken; yaranısafa, kızıştıkafa, aksakal, kara sakal, berber elinden yeni çıkmış bir taze sakal… Kasap olsam sallayamam satırı, nalbant olsam nallayamam katırı, hamama girsem sorar mı, girdim bir de oturuyor iri kıyım natırı, nadan olan bilmez ahbap hatırı. Şöyle ettim, böyle ettim, dereden geldim, tepeden geldim, sandığa ne göreyim, köşede bir hanım; hanım yerinden kalktı, yüzüme baktı, çıktık birlikte yola, ne sağa saptık, ne sola… Az gittik uz gittik, dere tepe düz gittik, altı ay bir güz gittik, arkamıza baktık ki bir arpa boyu yer gitmişiz… Ne dönülür geri, ne gidilir ileri, sana bir masal söyleyeyim bari gel beri…
     Bir varmış, bir yokmuş. Diyarların en güzeli, efsanelerin sultanı bir Şehr-i İstanbul varmış…
     “Bu Şehr-i İstanbul ki, bî misl-ü behâdır, Bir sengine, yekpare Acem mülkü fedadır!” (Şair Nedim)
     Yeryüzünde, bu kadar çok ada ve sana sahip kent çok ender bulunur. Her ulus, İstanbul’u başka bir adla andı. Ayrıca, fetihten önceki adları başkaydı, fetihten sonrakiler başka… Tarih sahnesine, Byzas, Buzis, Byse, Bysante gibi adlarla çıktı. Roma dönemine kadar da en çok Byzantion olarak anıldı. Romalılar Antoneia, Anthusa, Deutera Rome dediler. Sonra, uzun bir dönem boyunca Konstantinopolis olarak kaldı. Kuzeylilerin verdikleri adların bir kısmı kentin gücünü vurguluyordu: Tsarigrad (Slav kaynaklarında imparator kenti) ve Miklegard (Vikinglerde İmparator Mikhael’in kenti) gibi. Ruslar Tekfuriye ve Zavegorod, Macarlar Vizenduvar, Polonyalılar Kanatorya, Çekler Aylana, İsveçliler Herakliyan, Hollandalılar İstefanya, Franklar Agrandone, Portekizliler Kostiye, Araplar Konstantiniyye-i Kübra, Acemler Kayser-i Zemin, Hintliler Taht-ı Rum, Moğollar Çakduryan demişlerdi bir zamanlar Osmanlı’nın “Asitane”sine…
     Eşsiz kent İstanbul’un tarih sahnesine çıktığı günlerden bu yana, heyecan ve serüvenlerle dolu efsanelerini, duyulmadık anılarını, köşe bucakta unutulup kalmış öykülerini, sayısız tarihi eserlerini bu kadar kısacık bir yazıda anlatabilmek mümkün değil kuşkusuz. Ancak, bu gizemli kenti daha yakından tanımak, İstanbul’un tarih kokan sokaklarında gezerken çok daha farklı göz ve duyguyla bu kenti hissetmek isteyenler, özellikle Haldun Hürel’in “İstanbul’u Geziyorum Gözlerim Açık!” adlı eserini okumalılar. Günlük yaşamın akışı içinde; güzelliklerini, gizemlerini göremediğiniz bu güzel kenti yeniden keşfedeceğinizden emin olabilirsiniz…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir