Tilkinin Kurnazlığı
Tilkinin Kurnazlığı

Tilkinin Kurnazlığı

     Var varanın, sür sürenin, baykuşu çoktur viranenin, destursuz bağa girenin hali budur hey! Güzelleri seçerek, çirkinleri  iterek… Sevdiğim sen sandı beni zağar, itti sepete… Vara vara vardım bir fırının önüne. İki elimle bir ekmek kavradım; sıcacık ayrana doğradım…  İlle samur diye diye sandıcağım, hayal ile yandıcağım, bu da para ile olur behey sevdiceğim…
     Atı pekmeze verdim, dorudur diye; bir tekme vurdu, geri dur diye; gülleri cebime doldurdum, darıdır diye; Galata Kulesi’ni belime soktum, borudur diye; bir merkep aldım, karıdır diye; denizin ortasına bastım, kıyıdır diye; beni tımarhaneye götürdüler, delidir diye… Masaldır bunun adı, yalan söylemekle çıkar tadı…
     Vara vara vardım bir kahvenin peykesine. Kırk kişi ile ahbap oldum; ak sakal, kara sakal, çengel sakal… Hey oğlan! Bunlarda fısıltı var.
     İç merdiven, dış merdiven, ağaç merdiven… Ağaç merdivenden çıktım yukarı; kırk kız oturmuş. O nazenin kızlar, andıkça yürekler sızlar… Perdeyi kaldırdım bir kız oturmuş. Dedi ki bana;
     “Behey oğlan; derler toplak, baldırı çıplak. Ne gezersin bu vefasız dünyada? Gel sana bir kız vereyim; has olsun, makbul olsun. Has kaşının rastığı, has gözünün sürmesi, anın anası, sağlıkla doğurmayası…
     Nalbant olsam; nallayamam katırı, kasap olsam; sallayamam satırı, bizim hamamın tembel natırı…
     Aktar olsam oturmadan “Kalk!” derler; kaptan olsam, deryalarda gez derler. Dolana dolana gelir Rumeli’nin yılanı, nasıl uydurdum ben bunca yalanı?
     Bir varmış, bir yokmuş.
     Zamanın birinde bir kız ile annesi yaşarmış.
     Az zaman çok zaman derken kadın, kızını gelin etmiş. Aradan bir ay, iki ay derken hayli geçmiş.
     Kadın bir gün kendi kendine; “Aradan bu kadar zaman geçti! Niye bir defa olsun kızımı görmeye gitmedim?” demiş. Sonra kalkmış, deriden yapılmış üç tane torba getirmiş. Bunlardan birine çökelek, birine peynir, birine de yağ doldurmuş. Sonra da bu torbaları sırtlamış, yola düşmüş.
     Az gitmiş, uz gitmiş… Dere tepe düz gitmiş. Bir tepeye varmış. Tepede bir tilkiye rastlamış. Tilki;
     “Ooo! Yaşlı anne nereye böyle? demiş. Kadın da;
     “Kızımı gelin edeli çok oldu da onu görmeye gidiyorum,” demiş. Tilki;
     “Yükün çok ağıra benziyor. Getir biraz da ben taşıyayım,” demiş.
     Kadın yükünden birazını tilkiye vermiş. Beraber yürümeye başlamışlar. Biraz sonra tilkinin aklına kurnazlık gelmiş. Kadına;
     “Anne! Gel seninle bir yarış yapalım. Sen bu tepenin bir tarafından git, ben de öbür tarafından gideyim. Bakalım hangimiz daha önce tepeyi geçeceğiz,” demiş.
     Kadın, tilkinin dediklerini kabul etmiş. Tilki, sırtına iki çuval almış, kadın da kalan bir çuvalı almış, yola düşmüşler. Az gittikten sonra tilki;
     “Anne, senin yükün ağır oldu. Ver onu da ben taşıyayım,” demiş.
     Tilki üç çuvalı da yüklenmiş, yoluna devam etmiş. Tepenin arkasına gelince çuvalları boşaltıp içine; toz-toprak, keçi pisliği, saman falan doldurmuş. Daha sonra tepeyi geçmiş, yola çıkmış. Yolda çuvalları kadına vermiş. Sonra da onu takip etmeye başlamış.
     “Kadın gide gide kızının evine varmış. Kızı o sırada çamaşır yıkıyormuş. Etrafında da çocukları ağlaşıyorlarmış. Bunlar sarmaş-dolaş olmuşlar. Kız az sonra annesine;
     “Anne, ne yemek yapalım?” demiş. Kadın da;
     “Kızım, ne yemeği yapacaksın? Ben sana çökelek, peynir, yağ getirdim. Hele bir akşam olsun, onları yeriz,” demiş.
     Kız, bunun üstüne rahat rahat işini gücünü yapmış, temizliğini bitirmiş. Derken akşam olmuş. Kız, eline bir tabak almış, çuvalların yanına gitmiş. Çuvalların ağzını açmış ki, bir de ne görsün… Çuvalların birinde keçi pisliği, birinde saman, birinde de toz-toprak varmış. Annesine dönmüş;
     “Anne, sen beni bunlara mı lâyık gördün?” diye sormuş. Annesi;
     “Ah kızım! Şimdi anladım. Bütün bunları başıma tilki getirdi,” demiş.
     Tilki, saklandığı yerden çıkmış. Kadına;
     “Ben yağ çökelek yedim; sen de keçi pisliği ile saman yedin!”
     “Ben yağ çökelek yedim; Sen de keçi pisliği ile saman yedin!” demiş.
     Bunun üstüne kadın öfkelenmiş. Eline geçirdiği tokacı tilkiye fırlatmış. Tokaç, tilkinin kuyruğuna değmiş, kuyruk kopmuş. Tilki oradan kaçmış, arkadaşlarının yanına gitmiş. Arkadaşları onunla alay etmişler: “Kuyruksuz! Kuyruksuz!” diye kızdırmışlar. Tilki buna çok içerlemiş. Kadının yanına gitmiş, kuyruğunu istemiş. Kadın vermemiş. Tilki, bu sefer kadına yalvarmaya başlamış. Kadın da;
     “Eğer bana bir kova süt getirirsen, ben de sana kuyruğunu veririm,” demiş.
     Tilki, süt getirmek için keçinin yanına gitmiş. Keçiye;
     “Keçi! Keçi! Bana bir kova süt ver, ben de götürüp yaşlı kadına vereyim. Kadın da bana kuyruğumu versin. Ben de kuyruğumu yerine takayım ki, arkadaşlarım bana; “Kuyruksuz! Kuyruksuz!” demesinler,” demiş. Keçi;
     “Bana yaprak getir yiyeyim de sana süt vereyim,” demiş. Tilki bu sefer ağacın yanına gitmiş:
     “Ağaç! Ağaç! Bana biraz yaprak ver! Götürüp keçiye vereyim. Keçi bana süt versin, götürüp yaşlı kadına vereyim. Kadın da bana kuyruğumu versin ki, arkadaşlarım bana; “Kuyruksuz! Kuyruksuz!” demesinler,” demiş. Bunun üstüne ağaç;
     “Bana su getir, ben de sana yaprak vereyim,” demiş. Tilki bu sefer de gidip çeşmeye yalvarmış:
     “Çeşme! Çeşme! Bana su ver, götürüp ağaca dökeyim. Ağaç yaprak versin, götürüp keçiye vereyim. Keçi süt versin, götürüp yaşlı kadına vereyim. Kadın da bana kuyruğumu versin ki, arkadaşlarım bana; “Kuyruksuz! Kuyruksuz!” demesinler, demiş. Çeşme;
     “Gidip, Padişah’ın kızına söyle! Gelip üzerimden atlasın ki, sana su vereyim,” demiş. Tilki bu sefer de Padişah’ın kızının yanına gitmiş;
     “Padişah’ın kızı! Padişah’ın kızı! Gelip çeşmenin üzerinden atla ki, çeşme bana su versin. Suyu götürüp ağaca dökeyim, ağaç bana yaprak versin. Yaprağı götürüp keçiye vereyim, keçi bana süt versin. Sütü de götürüp yaşlı kadına vereyim de kuyruğumu versin ki arkadaşlarım bana; “Kuyruksuz! Kuyruksuz!” demesinler,” demiş. Padişah’ın kızı;
     “Olur; ama sen de bana bir çift kundura getir,” demiş. Tilki gidip, kunduracıya yalvarmış;
     “Kunduracı! Kunduracı! Bana bir çift kundura ver, götürüp Padişah’ın kızına vereyim. Padişah’ın kızı çeşmeden atlasın ki, çeşmeden su alayım. Suyu götürüp, ağaca dökeyim, ağaç bana yaprak versin. Yaprağı götürüp keçiye vereyim, keçi bana süt versin. Sütü götürüp yaşlı kadına vereyim de kuyruğumu versin ki, arkadaşlarımın arasına gittiğim zaman bana; “Kuyruksuz! Kuyruksuz!” demesinler,” demiş. Kunduracı;
     “Tamam; ama sen de bana yumurta getir,” demiş. Tilki tavuğun yanma gitmiş;
     “Tavuk! Tavuk! Bana yumurta ver! Kunduracıya vereyim, kunduracı bana ayakkabı versin. Padişah’ın kızına vereyim, Padişah’ın kızı çeşmenin üzerinden atlasın, çeşme bana su versin. Suyu götürüp ağaca dökeyim, ağaç yaprak versin. Yaprağı götürüp keçiye vereyim ki, bana süt versin. Sütü götürüp yaşlı kadına vereyim, o da kuyruğumu bana versin ki, arkadaşlarımın arasına gittiğim zaman; “Kuyruksuz! Kuyruksuz!” demesinler, demiş. Tavuk;
     “Sen de bana buğday getir,” demiş.
     Tilki şaşırmış, kalmış. Bir tarlaya gitmiş. Bir de bakmış ki, çiftçinin biri tarlayı sürmüyor mu? Çiftçiye;
     “Çiftçi! Çiftçi! Üzerine kara bulutlar geliyor, çabuk buradan kaç,” demiş.
     Çiftçi, buğdayını sabanını orada bırakmış, kaçmış. Tilki de adamın buğdayını sırtlamış, tavuğun yanma gelmiş. Tavuk, buğdayı yemiş, yumurtlamış. Tilki, yumurtayı almış, kunduracıya götürmüş. Kunduracı ona bir çift kundura vermiş. Tilki, kundurayı almış, Padişah’ın kızına götürmüş. Kız, kunduraları giymiş, çeşmenin üzerinden atlamış. Çeşme, tilkiye su vermiş. O da suyu almış, ağaca dökmüş. Ağaç yaprak vermiş. Yaprağı almış, keçiye götürmüş. Keçi tilkiye süt vermiş. Sütü almış, yaşlı kadına götürmüş. Kadın ona;
     “Kuyruğun mutfaktaki tahtanın altında. Sütü götür, tahtanın altına koy! Kuyruğunu da oradan al,” demiş.
     Tilki, sütü götürmüş, tahtanın altına koymuş. Kuyruğunu da almış, vücuduna dikmiş. Getirdiği sütü de içmiş, oradan uzaklaşmış. Biraz sonra kız annesinin yanına gelmiş, acıktığını söylemiş. Annesi;
     “Mutfakta tilkinin getirdiği süt var. Git, onu ısıt, iç,” demiş.
     Kız, mutfağa gitmiş, süt kovasını boş bulmuş. Annesinin yanına gelmiş;
     “Mutfaktaki süt kovası boş,” demiş. Kadın, tilkinin sütü içtiğini anlamış, kızmış.
     Biz gelelim tilkiye…
     Tilki, kuyruğunu takmış, arkadaşlarının arasında dolaşmaya başlamış. Arkadaşları etrafında toplanmış. Ona;
     “Bu güzel kuyruğu nereden buldun? Bu temiz kuyruğu nereden buldun,?” diye sormuşlar. Tilki;
     “Şu gördüğünüz kuyunun altında buldum. Kuyunun dibi kuyruk dolu. İsteyen kuyuya atlasın kendine bir kuyruk çıkarsın,” demiş.
     Bunun üstüne birkaç tilki kuyuya atlamış. Atlar atlamaz boğulmuşlar.
     Boğulan tilkilerin ağzından çıkan baloncukları gören öbür tilkiler, bu tilkiye;
     “Kuyudakiler ne diyor?” diye sormuşlar. Tilki;
     “Onlar; ‘Kuyunun dibinde daha çok kuyruk var. Siz de buraya gelin!’ diyorlar,” demiş.
     Bunun üstüne, kalan tilkiler de kuyuya atlamış, hepsi boğulmuşlar.

(Derleyen: Sevgi ŞEN)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir