Yedi Kardaşlar
Yedi Kardaşlar

Yedi Kardaşlar

     Bir varmış, bir yokmuş…
     Allah’ın kulu çokmuş. Bir kadının yedi tane oğlu varmış; hiç kızı olmamış. Gel zaman git zaman kadın yine hamile kalmış. Oğlanlar, anaları kız doğurursa bu köyden gideceklermiş.
     Bir gün analarına demişler ki:
     “Ana, kızın olursa al bayrak dik, oğlun olursa ak bayrak dik,” demişler.
     Anaları doğum yapmış, bir kız doğurmuş. Bu köyde de yedi kardaşların düşmanları varmış. “Bunlar köyden gitsin.” diye al bayrak dikmişler. Ama bundan yedi kardaşların analarının haberi olmamış. Oğlanlar da başlarını almış gitmişler.
     Derken bu kız büyümüş. Bir gün arkadaşlarıyla bulgur çekmeye gitmiş. Bulgur çektikleri sırada kızlardan biri gaz çıkarmış. Kızların hepsi; “Kardaşım ölsün yaptıysam!” diye yemin etmişler. Bu kız da kardaşları olmadığı için;
     “Alaböcüğüm  ölsün, gaz çıkarttıysam,” demiş. Orada bulunan yaşlı bir kadın;
     “Kızım senin de yedi kardaşın var. Sen niye alaböcüğünü öldürüyon?” demiş.
     Kız bunu duyunca;
     “Ben hastayım, eve gidiyorum,” diye eve gelmiş. Bir gün böyle… Üç gün böyle… Bir gün anası kıza;
     “Ne yiyeceksin?” diye sormuş. Kız da;
     “Kavurga yiyeceğim,” demiş.
     Anası kavurga kavururken kız anasının bileğinden tutmuş;
     “Ya elini saca yapıştırırım ya da bana kardaşlarımı söylersin,” demiş. Anası da;
     “Kızım, kardaşların vardı da sen olunca düşmanlarımız al bayrak dikmişler. Onlar da küstü, köyden gitti,” demiş.
     Kız, anasına kavurga kavurtmuş, ekmek yaptırmış. Anasına demiş ki:
     “Ana, bana bir külden eşek yap! Anası kıza külden bir eşek yapmış. Kızına demiş ki:
     “Kızım, eşeğe “Çüş!” dersen eşek bozulur. Ona hep; “Çu! Çu! Çu!” diyeceksin, demiş.
     Kız dere tepe yol almış. Yolda giderken birden; “Çüş!” demiş, eşek bozulmuş. Oralarda da kardaşlarının evi olduğunu öğrenmiş. Eve gitmiş; yemek hazırlamış, sofrayı kurmuş. Sonra da dolaba girmiş saklanmış. Kardaşları eve gelince şaşırmışlar: “Bu yemeği kim yaptı? Bu sofrayı kim kurdu?” diye birbirlerine sormuşlar. Oğlanlar, yemeklerin zehirli olup olmadığını anlamak için birer kaşık kediye, köpeğe atmışlar. Kedi de köpek de ölmemiş. Kendileri de avdan geldikleri için açlıktan ölüyorlarmış. Hemen yemekleri yeyip bitirmişler.
     Kız, her gün sofrayı hazırlar, oraları siler süpürürmüş. Ondan sonra da dolaba girer saklanırmış.
     Bu oğlanlar karar vermişler, demişler ki:
     “Her gün birimiz burada kalıp bekleyelim. Bu kimmiş öğrenelim.”
     Böyle dedikten sonra birinci gün büyük kardaş beklemiş. Beklerken de uyumuş. Kız yine silmiş, süpürmüş, sofrayı hazırlamış; dolaba girmiş, saklanmış. Kardaşları gelince büyük kardaş olanları söylemiş. Bu sefer hepsi beklemiş; ama onlar da uyumuş. Onun için de kızı bir türlü yakalayamamışlar.
     Sıra en küçüğe gelmiş. Bunun parmağını kesip, tuz basmışlar ki, acısından uyumasın diye. Kız, yine ortaya çıkmış; her şeyi hazırlamış, tam dolaba gireceği sırada küçük kardaşı bileğinden tutmuş. Demiş ki:
     “İn misin, cin misin?” Bacısı da;
     “Ne inim ne de cinim… Seni yaratan Allah’ın kuluyum, sizin de bacınızım,“demiş.
     Öteki kardaşlar gelince, küçük kardaşları olan biten her şeyi anlatmış.
     Bunlar her gün ava gidermiş, bacıları da onların hizmetini görürmüş. Bu oğlanların yataklarının altından her gün bir üzüm tanesi çıkarmış. Bu üzümleri hep kızın alaböcüğü yermiş. Bir gün yine üzümleri yemiş, hem de kızın ocağının ateşini söndürmüş. Kız, kardaşlarma yemek hazırlayamamış. Uzakta duman tüten bir yer görmüş. Oraya ateş almaya gitmiş. Meğerse, o ev devin eviymiş. Kızın belinde de bir yumak sokuluymuş. Kız, devin evinden azıcık bir ateş almış. Bu ateşi ona devin evde tutsak tuttuğu 7 gelin vermiş. Gelirken belindeki yumağını düşürmüş. Dev de evdeki gelinleri yemek için dişlerini bileyletmeye gitmişmiş. Gelince gelinlere demiş ki:
     “Burada insan eti kokuyor!” Gelinler de;
     “Buraya bir insan evlâdı geldi. Ateşi bitmiş, ateş verdik,” demişler.
     Dev o sırada yerdeki yumağı görmüş. Yumağı sara sara kızın oturduğu yere gelmiş. Kardaşının sesi gibi ses vermiş;
     “Bacım, kapı deliğinden parmağını uzat da yüzük takayım,” demiş. Kız da uzatmış. Dev kızın parmağını ısırmış. Kız da oraya bayılmış.
     Az sonra kardaşları gelince seslenmişler. Kapıyı açamamışlar. En sonunda kardaşlarından biri tavandan atlamış, kapıyı açmış. Bacılarını öyle görünce; “Bunu kim yaptı?” diye kızmışlar.
     Kız uyanınca, olan biten her şeyi anlatmış. Kardeşleri gidip devi öldürmüşler, oradaki gelinleri de alıp evlerine getirmişler.
     Gel zaman git zaman bu gelinler bu kızı istememişler. Kızı ortadan kaldırmaya çalışmışlar. Yılan pınarından su getirerek, kıza o sudan içirmişler.
     Kızın karnı gün gün şişiyormuş. Gelinler kardaşlarına demişler ki:
     “Bacınız hamile! Ne yapacaksanız yapın!”
     Ertesi sabah kardaşları bacılarına demişler ki:
     “Bacı, bugün sen de bizimle gel!
     Kız, kardaşlarının sözüne kalkmış, onlarla gitmiş. Kızı götürüp bir kör kuyuya atmışlar.
     Bir gün bir kervancıyla bir çoban, mallarını sulamak için bu kuyunun başına gelmişler. Kuyudaki suyun bulanık olduğunu görmüşler. İçinde bir şeyin olduğunu anlamışlar. Kervancı;
     “Mal ise benim,” demiş. Çoban da;
     “Can ise benim,” demiş.
     Kuyudan aşağı bir helke sallamışlar. Kız helkeye yapışmış, yukarı çıkmış. Kız başından geçenleri çobana anlatmış. Çoban hemen kara keçinin sütünü sağmış, kıza içirmiş. Kızın karnından yılanlar dökülmüş. Çoban bu kızı evine götürmüş. Onunla evlenmiş. Çoluğu çocuğu olmuş.
     Aradan bir zaman geçmiş. Kızın kardaşları, bir kervanla geliyorlarmış. Kız bunları görünce çocuklarına demiş ki: Şu kervancılar yanınıza gelince; “Hüd aşığım hüd! Yedi kardaşın yiğeniyim, ağ devenin döveniyim!” deyin. Bunlar sizin dayınızdır, demiş.
     Çocuklar, analarının bellettiği gibi söylemişler. Kardaşlar çocuklara;
     “Oğlum, eviniz nerede, anan nerede?” diye sormuşlar.Onlar da göstermişler.
     Kardaşlar, bacılarına sarılmış, ağlaşmışlar. Bacıları onlara;
     “Kardaşlarım, karılarınız bana yılan pınarından su içirdiler, karnım şişti. Siz de onların sözüne kanıp, beni kör kuyuya attınız. Beni bir çoban kurtardı. Evine getirip beni ailesi yaptı,” demiş.
     Kardaşları kızdan bu haberi alınca, hemen evlerine dönmüşler. Karılarını da yedi katırın kuyruğuna bağlayıp, ortaya bırakmışlar.
     Kardaşları da, kızın ailesi de bundan sonra yemişler içmişler muratlarına ermişler…

(Derleyen: Sevgi ŞEN)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir