Tarihin İlk’leri (16)
Tarihin İlk’leri (16)

Tarihin İlk’leri (16)

İlk Takma Uzuv
     İlk yapay uzuvlara, Yunan tarihçisi Heredot’un M.Ö. 5. yüzyılda yazdığı kitaplarda rastlarız. Ancak, buradaki takma uzuvlar, el yerine takılan demir kanca ya da kedi veya köpek ayağıdır.
     Hareketli parmaklara sahip eller ya da omuzdan devinebilen kollar ise, ilk kez 16. yüzyılda yapılmaya başlandı. Fransız ordusu cerrahlarından Ambroise Pare’nin, bu yapay uzuvların gelişimine büyük katkısı oldu.
İlk Yapay Baharat
     Yapay olarak elde edilen ilk baharat, “vanilya”dır. 1874 yılında, Almanya’da Dr. William Haarman ve Prof. Ferdinand Tiemann adlı iki kimyager, sentetik olarak vanilya elde etmeyi başardılar. İki yıl sonra, yine bir kimyacı olan Karl Reimer, Haarman’ın çalışmalarına katıldı ve bu ikili, yapay olarak doğal vanilyanın tam tadını veren bir madde üretti. Bu ilk yapay vanilya, doğal vanilyayı yeterince sağlayamayan Alman çikolata yapımcıları tarafından ilk kez kullanıldı.
     1870’lerde de İngiltere’de akide şekeri yapımcıları, çeşitli meyvelerin tatlarını veren sentetik maddeler üretmeyi başardılar.
İlk Balta
     Günümüzden 250 bin yıl önce, modern insanın ataları sayılan ve Homoerectus olarak isimlendirilen insanlar, Afrika, Asya ve Avrupa’da taşlara biçim verecek baltalar yapıyorlardı. Bunlar, sapsız olmalarına karşın, üçgen biçiminde yontulduklarından kolaylıkla elde tutulabiliyordu. Üçgenin bir noktası oldukça sivri, bir kenarı ise bıçak ağzı gibiydi. Bu basit aygıt, hayvanların derilerinin yüzülmesinde, etlerinin kesiminde, odun kesmede ve kazı işlerinde kullanıldığı gibi, silah olarak da önemli bir işleve sahipti. Baltalara, M.Ö. 35 bin yılından itibaren sap takıldı.
İlk Güzel Bebek Yarışması
     Bugün, dünyanın çeşitli kentlerinde düzenlenen güzel bebek yarışmalarının ilki, 14 Ekim 1854 tarihinde, ABD’de, Ohio eyaletinin Springfield kentinde yapıldı. Bu yarışmaya, 127 bebek katıldı. Adaylar arasında, beş aylık olmasına rağmen ağırlığı 14 kiloyu bulan bir bebekle anne ve babasının on yedinci yavrusu olan bir bebek de vardı. Birinciliği 10 aylık William Rowner kazandı. Bu şirin oğlan çocuğu, gümüş bir plaket ile ödüllendirildi. Ancak, yarışmada jüri üyelerinden birisinin bebeklerle ilgili bir görüşü, anne-babaların uzun süre çocuklarını bu tür yarışmalara sokmasını engelledi. En güzel bebeği seçmekle görevli olan bu jüri üyesinin, minik çocuklarla ilgili görüş şöyleydi: “Bebekler, bir ucunda bitmez tükenmez gürültüler, öteki ucunda da büyük bir sorumsuzluk örneği olan koskoca bir kanaldır.”
İlk Bale
     Hareket, söz ve şarkı urlarını içeren ilk bale, John Weaver’m “The Lovers of Mars and Venüs” (Mars ve Venüs’ün Aşkları” adlı balesidir. İlk kez 2 Mart 1717 günü Kraliyet Tiyatrosu’nda sahnelendi. Mars rolünde Louis Dupre, Venüs rolünde ise Bayan Santlow oynadılar. Vulcan rolünü de bizzat Weaver canlandırdı. Müzik, iki ayrı besteci tarafından bestelenmişti. Richard Fairbank, dans müziklerini hazırlamış, Kraliyet Orkestrası’ndan Henry Symonds ise senfonilerin sorumluluğunu üstlenmişti. Tiyatronun yöneticisi Colley Cibber, prodüksiyon giderleri konusunda alabildiğine cimri davranmıştı. Çünkü, bu tür yeni eğlence tarzının ne gibi bir sonuç vereceğini kestiremiyordu. Ancak, halkın ilgisi, beklenenin de üstüne çıktı. Sonuçtan yeterince memnun olmayan tek kişi, balenin yazarı Weaver’in kendisiydi. Seyircilere göre daha gelişmiş bir beğenisi olduğunu öne sürüyor, bu nedenle de dansçıların performanslarından memnun olmuyordu. Dansçılar da Weaver’in “avantgarde” koreografisini yeterince özümleyememişlerdi doğrusu. Weaver, anılarında, “İtiraf etmeliyim ki,” diyordu, “Dansları düzenlerken, modern eğilime daha çok kaydım.” Weaver, baleyi operadan ayıran ve bir sanat biçimi olarak bağımsızlığa kavuşturan ilk sanatçıdır.
     Kıta Avrupası’nda sahnelenen ilk “balet d’action” ise, Marie Salle’in “Pygmalion” adlı yapıtıdır. İlk kez 1734 yılı Ocak ayında Covent Garden’de seyirci karşısına çıktı ve aynı yıl Paris’te François Riccobini tarafından Theâtre-Italien’de yinelendi. Bale, Fransa’dan Rusya’ya geçti ve bu ülkede, 1751 yılında bale üstadı Lande yönetiminde İmparatorluk Tiyatro Okulu kuruldu. Bu verimli kaynakta klasik formunu bulan bale, 1911 yılında doğum yeri olan İngiltere’ye Diyagilev topluluğu ile geri döndü.
İlk Sualtı Solunum Aygıtı
     Dünyada sualtı solunum cihazları, ilk kez İkinci Dünya Savaşı sırasında Fransa’da, Kaptan Jacques Cousteau tarafından geliştirildi. Cousteau, Fransız Donanması’nda görev yaparken, sualtında uzun süre kalabilmenin çarelerini araştırıyordu. Su altında, her on metrede, basınç bir atmosfer yükseliyordu. Herhangi bir derinlikte, ciğerlerin içindeki ve dışındaki basınç, birbirine denk olmazsa, dalgıcı ölümcül tehlikeler bekliyor demekti. 1942 yılında Cousteau, mühendis arkadaşı Emile Gagnan’la birlikte yeni bir yöntem geliştirdi. Bu yöntemle, suyun derinliği de hesap edilerek, dalgıcın istemine göre, otomatik olarak ciğerlere hava pompalanıyordu. Aygıt, son derece basitti ve sudaki ağırlığı, yok denecek kadar azdı. Savaş sona ermeden önce, bu aygıtı kullanan kurbağa adamlar, düşman gemilerine büyük zararlar verdiler. Günümüzdeki sualtı solunum aygıtları, askeri, ticari ve sportif amaçlarla geniş ölçüde kullanılmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir