Sucu
Sucu

Sucu

     Bir varmış bir yokmuş…
     Evvel zaman içinde fakir bir ihtiyar varmış. Bu adam suculuk yaparak geçinirmiş. Sucunun bir de karısıyla eşeği varmış.
     Sucunun hanımı bir gün hamama gidiyor. Kadının süslü-püslü üstü-başı olmadığı için hamamcılar buna yüz vermiyorlar. Sucunun hanımı buna alınıyor, gururuna yediremiyor.
     Eve gelince kocasına;
– Şu eşeği satalım da biz de zengin olalım, diyor.
     İhtiyar sucu düşünüyor, taşınıyor; sonunda eşeği satıyor. Karısına istediği her türlü giyeceği alıyor. Geriye de sadece bir gümüş parası kalıyor. Bu paraya bir kitap alıp, mahalle aralarında dolaşmaya başlıyor.
     Yine bir gün mahallede dolaşırken başıboş gezen bir danaya rastlıyor. Dananın kaybolduğunu anlıyor. Kendi kendine; “Bu dana kaybolmuşa benziyor. Bunu elbet biri alır götürür. Ben de onu takip ederim. Sahibi gelince de yalandan kitabıma bakar, kitapta yazıyormuş gibi yerini tarif ederim.” diyor. Az sonra sahiden bir adam danayı götürüp caminin penceresinin demirine bağlıyor. Sucu tekrar dananın kaybolduğu yere geliyor. Bakıyor ki, orada bir adam yana-döne danasını arıyor. Adamın yanına yaklaşıp;
– Ne aranıp duruyorsun kardeş? Herhalde senin bir alacalı dananı çalmışlar, diyor.
     Adam;
– Ne bildin yahu? Ben danamı kaybettim, diyor. Sucu da;
– İşte, ben bilirim. Sen şu kitabı görüyor musun, bu bana yitiklerin nerede olduğunu söyler. Senin danan da aha şu görünen caminin penceresinde bağlı, diyor.
     Adam, doğruca sucunun dediği yere gidince hakikaten danasının orada bağlı olduğunu görüyor. Hem çok seviniyor, hem de hocaya bahşiş veriyor. Sucu bundan sonra kendine Hoca süsü veriyor. Artık etrafta ünü Hoca olarak yayılıyor.
     Günlerden bir gün Hoca yine sokaklarda dolaşırken, yerde bir saat görüyor; ama saati almıyor. Saatin yakınlarında dolaşıp duruyor. Hoca, dolaşadursun adamın biri yerdeki saati görüp alıyor. Hoca, adamı takip ediyor. Adam biraz sonra bir hamama giriyor. Adam, hamama girince, Hoca da arkasından giriyor. Meğer adam bu hamamın sahibiymiş. Hamamcı saati çıkarıp kasaya koyuyor. Hoca, bunu görüyor ya, artık gönlü rahat olarak hamamdan çıkıyor, saatin kaybolduğu yerin civarında dolaşmaya başlıyor. Tam o sırada saati kaybolan adam oralara gelip, saatini aramaya başlıyor.
     Hoca, adama yaklaşıyor:
– Hayrola, bir şey mi kaybettin, diye soruyor. Adam da, saatini kaybettiğini söylüyor. Hoca;
– Canım, bunda üzülecek ne var? Ben şimdi kitabıma bakar, kimin aldığını bulurum, diyor.
     Elindeki kitabı eviriyor çeviriyor, sonunda saatin yerini söylüyor. Hakikaten gidip bakıyorlar ki, saat kasada… Adam öyle seviniyor ki, Hoca’yı da mükâfatlandırıyor.
     Artık Hoca’nın ünü memleketin her yerine yayılıyor. Ta Padişah’ın kulağına kadar gidiyor. Padişah da memleketinde yitik bulan birinin olduğuna seviniyor.
     Gel zaman, git zaman bir gün Padişah, Hoca’yı yanına sesletiyor. Bunun üstüne Hoca, çok korkuyor; fakat elden ne gelir? Bu Padişah! Mecbur gitmesi gerek! Neyse, çaresiz Padişah’ın huzuruna çıkıyor. Bakıyor ki, Padişah çok üzgün.
     Padişah, Hoca’ya diyor ki:
– Duyduğuma göre sen, çok iyi bir hocaymışsın. Bütün kayıpları buluyormuşsun. Benim kasam kayboldu. Eğer kasamı bulursan sana şu kadar altın vereceğim. Yok, eğer bulamazsan boynunu cellâda vereceğim.
     Hoca, düşünüyor; ama ne yapsın. Aklına hemen bir şey geliyor;
– Padişah’ım, bana on gün müsaade et! On gün sonra kasanı bulurum, diyerek oradan ayrılıyor.
     Hoca, eve geliyor, vaziyeti karısına anlatıyor. İkisi beraber düşünüyor, taşınıyorlar. Akıllarına bir türlü bir şey gelmiyor. Sonunda memleketten ayrılmaya karar veriyorlar. Hemen evi-eşiği toplamaya başlıyorlar.
     Hocanın üç tane de tavuğu varmış. Karısı Hoca’ya lâfın başını açmadan;
– Hoca Efendi, içeri aldın mı, diye soruyor. Hoca;
– İkisi geldi de biri orada bekliyor, diyor.
     Meğerse kasayı çalan hırsızlar dama çıkmış, Hoca’yı gözetliyorlarmış. Tesadüf bu ya, hırsızların ikisi damda, biri de kasayı bekliyormuş. Hoca’nın dediklerini duyar duymaz hemen aşağıya iniyorlar. Hoca’ya yalvarıp yakarıyorlar;
– N’olur Hoca Efendi, kasayı bizim çaldığımızı söyleme! Kasanın yerini sana gösterelim, diyorlar.
     Hoca, kasanın yerini öğrendikten sonra Padişah’a söylüyor. Kasayı oradan alıyorlar. Padişah da kasanın bulunduğuna çok seviniyor. Hoca’ya vaat ettiği kadar altın verip mükâfatlandırıyor.
     Böylece gitgide zenginleyen Hoca, memleketi terk etmeyi düşünüyor. Tam hazırlanıp gideceği vakit Padişah diyor ki:
–  Böyle ermiş, yetişmiş bir Hoca’ya cami yapılmalı, hem de ilk Cuma namazını da Hoca Efendi’nin kıldırması gerek, diyor.
     Padişah’ın emriyle Hoca’nın adına bir cami yapılıyor. Tellâllar tutulup bütün halk Cuma namazına davet ediliyor. Derken cuma günü gelip çatıyor. Tersine ya, Hoca da namaz kılmasını bilmezmiş. Hoca düşünüp duruyor; ama bir çıkar yol da bulamıyor. Cami ağzına kadar cemaatle doluyor. Hoca Efendi, en önde… Sağına bakıyor Padişah, soluna bakıyor vezir! Cemaat desen tıklım tıklım… Şaşkınlıktan deliye dönüyor. Hemen Padişah’ın ensesine bir şaplak atıyor. Padişah da yanındakine atı-yor. O ona, o ona derken cami birden bire boşalıyor. Cami boşalır boşalmaz; “Hurra!” diye yıkılmaz mı? Hoca, hemen;
– Bakın, gördünüz mü? Ben böyle yapmasaydım hepimiz ölecektik, diyor.
     Böylece Hoca’nın şansı burada da tutuyor, gittikçe de ününe ün katıyor.
     Hoca, evine gidiyor. Karısına;
–  Hanım, ben artık buralarda durmam. Bu sefer de şansım yaver gitti. Foyam ortaya çıkacak diye ödüm kopuyor. Çabuk hazırlan, kaçalım, diyor.
     Hoca daha böyle der demez Padişah’ın adamları geliyor;
– Hoca Efendi, Padişah’ımız seni istiyor, diyorlar. Meğerse Padişah bahçede gezinirken eliyle bir şey yakalamış, bunu Hoca’ya soruyor;
– Hoca Efendi, eğer bunu da bilirsen seni çok zengin yapacağım. Bilemezsen boynunu cellâda vurduracağım, diyor.
     Hoca, artık bütün ümidini kaybediyor. Düşünüyor, düşünüyor bir şey bulamıyor. En sonunda;
– Bir sıçradın çekirge, iki sıçradın çekirge, üçüncüsünde Padişah’ın avucuna düştün mü çekirge, diyor.
     Padişah, avucunu açar açmaz bir de çekirge sıçramaz mı? Hoca da şaşırıyor, Padişah da! Artık Hoca’nın ne isteği varsa Padişah yerine getiriyor. Hoca’yı hem daha zengin ediyor, hem de serbest bırakıyor.
     Karısı ile Hoca yiyip içip muratlarına geçiyorlar…

(Derleyen: Sevgi ŞEN)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir