Ve Elli İkinci Gece Olunca
Ve Elli İkinci Gece Olunca

Ve Elli İkinci Gece Olunca

     Söze başlamış: 

     İşittim ki, ey bahtı güzel şahım, korkunç zenci Ağlayık, Ece’ye “Ey efendim, bana izin ver sana yakın olayım!” demiş. Bunu duyan Abriza Ece, “Ey bir kölenin oğlu olan zenci köle, sen hangi cesaretle böyle önümde açık saçık görünüyorsun? Şimdi benim savunmasız, zenci kölelerin en alçağının elinde bulunmam ne denli utanç vericidir. Sefil mahluk! İçinde bulunduğum durumdan kurtulmam ve beni güçsüz kılan kadınsı yanlarımın iyileşmesi için Allah bana yardımcı olsun da, senin küstahlığını kendi ellerimle cezalandırayım! Senin bana dokunmuş olmanı görmektense kendimi öldürmeyi ve yaşamımdaki acılara ve felaketlere son vermeyi yeğ tutarım,” demiş. Ve şu dizeleri okumuş:
     Peşimi izlemekten vazgeçmeyen sen, ne zaman buna son vereceksin? Bahtımın ve talihimin yol açtığı denemelerin acısını yeterince tatmadım mı? Ama umarım ki, hiç değilse Tanrı beni kaba saldırılardan koruyacaktır. Neden ısrar ediyorsun? Alçakça ahlaksızlıklara ne arzum ne de eğilimim olduğunu sana hiç söylemedim mi? O halde, bana açgözlü sefahatin obur gözleriyle bakmaktan vazgeç! Ve ilkin beni Yemen çeliğinden yapılmış bir kılıçla kesip parçalamadıkça bana dokunmayı umma sakın! Asla unutma ki, ben tertemiz olanlardan, soylular ve kanı en yüce olanlardan biriyim! Öyleyse ey köle, sen nasıl gözlerini kaldırıp bana bakmaya cesaret ediyorsun? Sen ki zarif ve gelişmiş bir ırktan olmaktan uzaksın!
     Zenci Ağlayık, bu dizeleri duyunca büyük bir hiddete kapılmış, yüzü öfkeden kızarmış ve yüz hatları kızgınlıktan gerilmiş, burun delikleri şişmiş ve kalın dudakları büzülmüş ve tüm varlığı sarsılmış ve şu dizeleri okumuş:
     Ey kadın! Aşkının kurbanı, muzaffer bakışlarınla kıyıma uğramış olan beni, asla böyle reddetme! Yüreğim senin arzunla zaten paramparça! Ve bende sabırdan yana geriye kalanla tüm bedenim ezilmiştir. Sesin, sadece duyulmakla, beni büyülüyor, esir ediyor beni! Ve ben arzuyla ölüp giderken, aklımın da uçup gittiğinin farkına varıyorum. Ey acımasız kadın, yeryüzünü muhafızlarınla, askerlerinle kapladığını görsem de; arzularımın gayesine ve beni kandıracak olan mahrum olduğum suya, doğal suya ulaşmayı sağlayacağım!
     Bu dizeleri işitince Abriza öfkeden ağlamış ve “Ey utanmaz köle, ey zenci piçi! Sen bütün kadınların birbirine benzediğini mi düşünüyorsun ve benimle bu tarzda konuşmayı sürdürmeye cesaret edebileceğini mi sanıyorsun?” demiş.
     Bunu duyan zenci Ağlayık, Abriza’nın onu kesinlikle reddettiğini anlayınca, artık hiddetini dizginleyemez olmuş; kılıcı elinde olduğu halde onun üzerine atılmış ve onu saçlarından yakalayarak kılıcını gövdesine daldırmış. İşte Abriza Ece’nin ölümü bu tarzda, bir zencinin eliyle olmuş.
     Bunun üzerine zenci Ağlayık, Abriza Ece’nin zengin eşyalar ve mallarıyla yüklü katırlarını almış ve onları önünde sürerek dağlık yerlerden telaşla kaçmış.
     Abriza Ece’ye gelince, can verirken, kederi içinde başını tozlarla kaplayan ve giysilerini yırtarak yüzünü dövüp kanlar fışkırtan ve “Ey bahtsız efendim, senin gibi savaşçı ve yiğit olan bir kimse nasıl olur da sefil bir zenci kölenin darbeleri altında böylesine yaşamını yitirir?” diye haykıran sadık cariyesi Mercane’nin ellerine bir oğlan çocuğu doğurmuş.
     Ama Mercane tam ağlayıp sızlanmalarını dindirdiği sırada, göğü bir bulutun sardığını ve sür’atle yaklaştığını görmüş ve birdenbire bu bulut dağılınca, altından atlı, yaya askerler belirmiş; bunların hepsi Kayseriyye’nin askeri kılığına bürünmüş bulunuyormuş.
     Gerçekte de, bunlar Abriza’nın babası Kayseriyye Kralı Hardobyos’un ordusu imiş. Çünkü söylentiler, Abriza’nın manastırdan kaçtığını öğrenen Kral Hardobyos’un kulağına da gelmiş, hemen askeri birliklerini toparlamış ve bunların komutasını kendi üzerine almış ve Bağdat üzerine yürümüş ve böylece kızı Abriza’nın öldürülmüş bulunduğu yere gelmiş.
     Kızının kanlar içindeki bedenini görünce, Kral atından yere atlamış ve yerde uzanmış yatan gövdeyi kucaklarken baygın yere düşmüş; Mercane de sıcak gözyaşlarıyla ağlayıp sızlanmaya başlamış. Sonra kral yeniden kendine gelince, ona tüm öyküyü anlatmış ve ona, “Kızını öldüren, kızına yapacağını yapan şehvetle dolu Şah Ömer-ün-Neman’ın kölelerinden bir zenci köledir!” demiş. Kral Hardobyos da, bu sözleri işitince, gözünde tüm dünyanın karardığını görmüş ve korkunç bir intikam almaya karar vermiş. Ama, bu onu acele olarak kızının cesedini yerleştirdiği bir sedye getirtmekten alıkoymamış ve ilkin cenaze kaldırma ve gömme görevlerini yerine getirmek üzere Kayseriyye’ye dönmek zorunda kalmış.
     Kral Hardobyos Kayseriyye’ye ulaşınca, sarayına girmiş ve süt anası Felaketler Anası’nı getirtip ona, “Sütana, Müslümanlar’ın kızıma ne yaptıklarına bak! Şah bekâretini gidermiş ve kölesi de tecavüz etmek isteyerek onu öldürmüş! Ve ondan Mercane’nin ilgilendiği şu çocuk doğmuş! Bu yüzden Mesih üzerine yemin ederim ki, kızımın öcünü alacak ve içine düştüğüm utançtan arınacağım. Yoksa, kendimi, kendi ellerimle öldürmeyi yeğlerim!” demiş. Ve sıcak gözyaşlarıyla ağlamaya başlamış.
     Bunun üzerine Felaketler Anası, ona, “Öç alma konusuyla kafanı yorma, ey kralım! Bu Müslüman’a suçlarının cezasını ben tek başıma ödetirim. Çünkü onu ve çocuklarını, gelecek zamanlarda, dünyanın tüm ülkelerinde, tarihin uzun süre söz konusu edeceği bir tarzda öldürürüm. Ama senin, asıl sana söyleyeceklerimi iyice dinleyip sadakatle yerine getirmen gerek! Önerim şudur: Sen sarayına, Kayseriyye’nin en dolgun göğüslü ve bekâretine dokunulmamış en güzel beş kızını; aynı zamanda krallığının yöresinde bulunan İslam ülkelerinin en büyük bilginlerini ve en değerli aydınlarını getirtmelisin! Ve bu İslam bilginlerine, bu genç kızları kendi usullerine göre yetiştirilmelerini salık verirsin. Bunlar, onlara, böylece İslam yasalarını, Arap tarihini, halifelerin ve tüm İslam hükümdarlarının yazdırdıkları yıllıkları; dahası, onlara, davranış sanatını, nezaketi ve hükümdarlarla konuşma tarzını, bunlara şakilik ederken nasıl dostça davranılacağını, en güzel şiirleri ve onları en güzel tarzda okumayı, şiir yazma ve konuşma yöntemlerini ve de musiki sanatını da öğretsinler. Ve de bu eğitim, on yıl sürme tehlikesi taşısa da, tam olmalıdır; zira, sabır göstermen ve ‘intikam, kırk yıl geçse de, gerçekleştirilir!’ diyen Çöl Arapları’nın sözlerini hatırlaman gerekir. Zira tasarladığım intikam, bu kızların eğitimi tamamlanmadan gerçekleşemez ve seni iyice aydınlatmak için, şunu da söyleyeyim ki, ölen Ecemiz Abriza’nın geride bıraktığı yüz yoldaşı ve her yandan haraç olarak gelen kadınlar dışında, üç yüz altmış cariyeye de sahip olduğu halde, Müslüman hükümdarın kadınlarla çiftleşmek için yine de büyük bir doyumsuzluğu vardır. İşte onun için bu eğiliminden yararlanarak onu öldürteceğim!” demiş.
     Bu sözleri işiten Kral Hardobyos, büyük bir sevinç duymuş ve Felaketler Anası’nı kucaklamış ve hemen İslam bilginlerinin ve güzel göğüslü ve bekâretlerine dokunulmamış genç kızların bulunması için emir vermiş.

     Anlatısının burasında, Şehrazat, sabahın belirdiğini görmüş ve yavaşça susmuş.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir