Ama Elli Yedinci Gece Olunca

A

     Demiş ki: 

     Ey bahtı güzel şahım, işittim ki, tacir, “Ben sadece yüzünü görmek istiyorum,” demiş ve Nüzhet’e doğru ilerleyip kendini mazur tutarak ve zihni karışarak kızın karşısına oturmuş ve ona tatlı bir sesle, “Ey hanım kız, senin adın ne?” diye sormuş. Kız da iç çekerek “Benim şimdiki adımı mı, geçmişteki adımı mı soruyorsun?” demiş; adam şaşarak “Demek ki senin bir yeni bir de eski adın var, öyle mi?” demiş. Kız da “Evet, ey ihtiyar! Benim eski adım Nüzhet-üz-Zaman, yeni adımsa Gussat-üz-Zaman’dır!” diye yanıt vermiş.
     Çok hüzünlü bir sesle söylenmiş olan bu sözleri duyan ihtiyar tacir, gözlerinin yaşla ıslandığını duyumsamış. Genç Nüzhet de, artık gözyaşlarını tutamayarak şikâyetçi bir edayla şu dizeleri okumuş:
     Yüreğim sana bakıyor, ey yolcu! Hangi ülkelere gidecek, hangi kimselerle tanışacak, hangi hanelerde oturacaksın diye! Hangi kaynaktan içeceksin ey avare! Bense burada senin için ağlıyor, anılarının gülleriyle donanıyorum ve gözlerimin coşkulu kaynağından susuzluğumu dindiriyorum. Ve düşünceme göre, zor ve katı olan senin uzaklaşmandır. Geri kalanı, bir yerde, basit ve dayanılır şeydir!
     Ancak bedevi bu konuşmanın çok uzun sürdüğünü düşünerek Nüzhet’e yaklaşmış ve kamçısını kaldırarak ona “Böyle zevzeklik edip duracak ne var? Yüzündeki örtüyü kaldır, bu iş bitsin!” demiş. Bunun üzerine Nüzhet, tacire bakmış ve ona üzgün bir edayla “Ey saygın ihtiyar, lütfen! Beni bu Tanrı tanımaz, inançsız haydudun elinden kurtar! Yoksa hemen bu gece, kendimi gözümü kırpmadan öldüreceğim!” demiş.
     Bunun üzerine tacir, bedeviye dönerek ona, “Ey bedevilerin şeyhi, gerçekte bu genç kız, senin için bir sıkıntıdır. Öyleyse kendi istediğin bedelle onu bana sat!” demiş. Fakat bedevi “Sana yeniden söylüyorum: Öneride bulunmak senin işin. Yoksa onu alıp çöle götürecek, deve çobanı yapacağım; hayvan dışkılarını toplayacak!” diye haykırmış. Bunun üzerine tacir, ona “Pekâlâ! işi bitirmek için, beni iyi dinle! Sana elli bin altın dinarlık bir bedel öneriyorum!” demiş. Ama bu kaba ve inatçı herif, ona, “Ah, hayır! Yukarıda Allah var, böyle iş tutulmaz!” demiş. Bunun üzerine tacir, “Altmış bin dinar!” demiş. Ama bedevi “Yukarıda Allah var! Bu, onu beslemek için sarf ettiğim parayı, satın aldığım arpa peksimetini bile karşılamaz! Çünkü, bil ki, onu beslemek için sadece arpa peksimetine doksan bin dinar harcadım!” demiş.
     Bunun üzerine bu kaba herifin çılgınlığına şaşıp kalarak tacir ona “Fakat, ey bedevi, sen, anan baban ve kabilendeki bütün bedeviler, tüm yaşamınızda, herhalde yüz dinarlık arpa yememişsinizdir! Öyle de olsa, ben sana, son bir öneride bulunuyor ve son sözümü söylüyorum: Bunu da reddedersen gidip Şam Valisi Emir Şarkân’ı görecek ve hiç kuşkusuz çaldığın bu genç esireye gösterdiğin kötü davranışı kendisine bildireceğim, ey soyguncu haydut!” demiş.
     Bu sözleri duyunca, bedevi “Hele önerini bir duyalım!” demiş. Tacir de, ona “Yüz bin dinar!” diye yanıt vermiş. Bunun üzerine bedevi, “Esireyi sana bu fiyata bırakıyorum. Zira pazara gidip tuz almam gerek!” demiş. Bunu duyan tacir gülmekten kendini alamamış; bedeviyi ve genç kızı yanına alarak onları kendi evine götürmüş ve bedeviye resmi terazide dikkatle tarttıktan sonra sözü edilen miktardaki altın parayı dinar be dinar ödemiş.
     Bunun üzerine bedevi oradan ayrılmış; devesine binerek Kudüs yolunu tutmuş; kendi kendine de “Kız kardeşi bana yüz bin dinar kazandırdıysa, oğlan da en az onun kadar kazandırır. Gidip onu da arayayım!” demiş. Ve Kudüs’e ulaşarak tüm hanlarda Dav-ül-Mekân’ı aramış, ama çocuk daha önce anlatıldığı gibi hamam külhancısı ile birlikte oradan ayrılmış bulunduğu için aç gözlü bedevi onu bulamamış. Bedevinin öyküsü böyle! Genç Nüzhet’e gelince… 

     Anlatısının burasında, Şehrazat, sabah olduğunu görerek yavaşça susmuş.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz