Ama Elli Sekizinci Gece Olunca

A

     Demiş ki:

     Genç Nüzhet’in durumuna gelince, o da şöyle: İyi yürekli tacir, onu bir kez evine götürünce, en iyi cinsten çok zengin ve çok zarif giysilerle donatmış; sonra onu cevahirciler ve kuyumcular çarşısına götürerek zevkine göre mücevherler ve ziynetler seçmesine yardımcı olmuş ve bütün bunları ipek saten bir bohçaya koyarak eve taşımış, ve kızın ellerine teslim etmiş. Sonra da, ona, “Şimdi, buna karşılık senden dilediğim, seni sarayına götürdüğüm zaman Emir Şarkân’a seni satın aldığım gerçek bedeli söylemeyi unutmamandır. O da zamanı gelince, Bağdat’taki Şah Ömer-ün-Neman’a umduğum tavsiye mektubunu yazarken, bunların sözünü etmeyi unutmasın! Ve dahası, umarım ki, Emir Şarkân, Bağdat’ta satmak niyetinde olduğum mallar için de helal olduklarına ve Bağdat’ta geçerli olmak üzere vergiden bağışık bulunduklarına dair bir belge verir!” demiş.
     Bu sözleri duyan Nüzhet iç çekmiş ve gözleri yaşarmış. Bunu gören tacir de ona, “Ey kızım, niçin Bağdat’ın her sözünü ettiğimde böyle iç çekiyorsun ve gözlerin yaşarıyor? Orada sevdiğin biri ya da ana baban ya da bir tacir mi var? Söyle, hiçbir şeyden korkma! Çünkü ben Bağdat’taki ya da öteki ülkelerdeki tüm tacirleri tanırım!” demiş.
     Bunun üzerine Nüzhet, “Vallahi! Ben Bağdat’ın Sultanı olan Şah Ömer-ün-Neman’dan başka hiç kimseyi tanımam!” demiş. Şamlı tacir, bu umulmaz şeyi işitince, büyük bir mutluluk ve hoşnutluk soluğu bırakmaktan kendini alamamış ve kendi kendine “İşte ulaştığım hedef!” demiş; sonra da genç kıza “Bundan önce bir başka esir taciri mi seni Şah’a sundu?” diye sormuş; Kız, “Ama ben sadece onun kendi sarayında yetiştirildim. Beni çok sever ve ondan dileyeceğim herhangi bir şeyi mutlaka sağlar. Eğer ondan herhangi bir lütuf bekliyorsan, bunu bana söylemen ve bir kalem, bir hokka ve bir kâğıt vermen yeter; sana bir mektup yazıp vereyim! Götür Şah Ömer-ün-Neman’ın kendi ellerine teslim et! Ve kendisine ‘Senin alçakgönüllü kölen Nüzhet, bahtın felaketlerine uğramış ve gecelerin ve günlerin acısını tatmış ve alınıp satılmış, efendi ve hane değiştirmiş olup şimdi de Şam’daki temsilcinin sarayında bulunmaktadır. Ve dahası, sana sağlık ve barış dileklerini yollamaktadır!’ dersin” demiş.
     Bu şaşırtıcı ve sözgenlik dolu sözleri işitince tacir sevinç ve şaşkınlığın doruğuna ulaşmış ve Nüzhet için duyduğu sevgi, yüreğinde hatırı sayılır derecede artmış ve ona saygıyla “Kuşkusuz, ey üstün değerli genç kız, sen sarayından kaçırılmış ve aldatılarak satılmış olmalısın! Ve yine kuşkusuz, edebiyat konusunda ve Kuran okumada derin bilgi sahibisindir, değil mi?” diye sormuş. Nüzhet de ona “Gerçekten, ey saygın şeyh, Kuran’ı bilirim. Ve dahası tıp bilimleri, simyaya giriş kitabı, Hipokrat Hekim’in ve Bilge Galien’in eserlerinin yorumları üzerinde de eğitim gördüm; felsefe ve mantık kitaplarını okudum; İbn-i Bitar’ın vurguladığı erdemleri ve bunların açıklamalarını inceledim; bilginlerle İbn-i Sina’nın yasalarını tartıştım, alegorik anlatımların çözümlemesini yaptım, geometrinin tüm şekillerini çizdim; mimarlıktan esaslarını bilerek söz ettim, sağlık konusunu inceledim. Ve tedaviyle ilgili kitapları okudum ve gramer ve sentaks ve dilin gelişmeleri konularını öğrendim; her daldaki bilginler ve uzmanların toplantılarında bulundum. Kendim de sözgenlik, belagat, aritmetik, kıyas konularında pek çok kitap yazdım ve öğrendiğim her şeyi aklımda tuttum! Ve şimdi sen bana kalemi, kâğıdı ver, sana tüm mektubu manzum olarak yazayım. Böylece, Şam’dan Bağdat’a giderken, yolda tekrarlayarak okur, zevk alırsın ve de yanına yolda okunmak üzere alınacak kitaplar taşımana gerek kalmaz; çünkü bu mektup senin için yalnızken bir tatlılık, boş geçen saatlerde sır saklayan bir dost olacaktır!” demiş.
     Bunu duyan zavallı tacir, büsbütün şaşırmış, “Ya Allah! Ya Allah! Sana barınak oluşturan konut, ne kadar mutludur! Ve senin ile birlikte oturanlar ne kadar kıvançlıdır!” demiş. Ve ona saygıyla yazı yazmak için gerekli gereçleri getirmiş. Nüzhet de kalemi eline alarak, onu hokkaya batırarak ilkin tırnağında denemiş, sonra şu dizeleri yazmış:
     Bu yazılar, fikirlerinin karmaşası şikayetçi dalgalara eşit olan birinin elinden çıkmıştır. Uykusuzluğun göz kapaklarını yaktığı ve uyuyamamamn güzelliğini yıprattığı, duyduğu acıyla geceyi gündüzden ayıramayan, yalnız yatağında inleyerek üzgün kıvrılıp yatan ve sırdaş olarak gecelerin uğursuz karanlığında sessiz yıldızlardan başka kimsesi olmayan bir kişinin parmaklarından süzülen ölçülü uyaklı şikâyetlerdir bunlar; gözlerinin anısına adadığım! Yaşamın zevklerinin ruhumun tellerinde titrediğini hiç hissetmedim ben!
     Ve gençliğim gözlerime hiç kapanmamayı ve uykuyu sonsuza dek unutmayı öğretti. Meltem rüzgârlarına iç çekişlerimi emanet ettim, ama rüzgâr onları soluyacak kişilere asla taşımadı. Böylece, umutsuzum, daha fazla dayanacak yürek kalmadı bende. Ancak şikayetimi ve imzamı belirtmek istiyorum. Dertli, ana babasından ve yurdundan uzak, yüreği ve ruhu işkencede. NÜZHET- ÜZ-ZAMAN
     Nüzhet yazı yazmayı bitirince, üzerine ince kum dökerek kâğıdı kurutmuş, özenle katlayıp tacire vermiş; o da saygıyla mektubu almış; ilkin dudaklarına, sonra da alnına götürmüş, ipek saten bir mendile sarıp, “Seni böylesine harika yaratana şükürler olsun!” diye haykırmış.

     Anlatısının burasında Şehrazat sabah olduğunu görerek yavaşça susmuş.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz