Fakat Elli Dokuzuncu Gece Olunca

F

     Söze başlamış:

     Ey bahtı güzel şahım, işittim ki, tacir “Seni böylesine harika yaratana şükürler olsun!” diye haykırmış! Ve konuğuna gerekli saygıyı gösterebilmek için ne yapacağını bilememiş ve tüm saygı ve hayranlığını belirten davranışlarını abartarak belirtmiş ve ilkin kendisine yıkanmayı önermenin, bu ihtiyacı duymuş olabileceğinden uygun bulunduğunu düşünmüş ve gerçekten, bunu genç kız hemencecik kabul etmiş; bunun üzerine, banyodan sonra bürünmeye yarar ne varsa kadife bir bohçaya koyarak ve kızın önünde yürüyerek onu hamama götürmüş; hamamın en iyi natırını tutmuş ve ona genç kızı teslim ederek “Yıkanma işi bitince gel bana haber ver!” demiş. Ve natırın yardımıyla Nüzhet, yıkandığı sırada, yaşlı tacir çarşıya gidip her türden meyve ve şerbet satın almış ve getirip Nüzhet’in giyineceği yerde peykenin üstüne koymuş.
     Yıkanması bitince, natır, Nüzhet’e eşlik ederek ve onu kokulu havlulara sararak giyineceği bölmeye getirmiş ve orada ikisi birlikte meyveler yeyip şerbetler içmişler ve doyunca geri kalanını hamam bakıcısı kadına vermişler. Ve bu sırada, iyi yürekli tacir gelmiş; elinde sandal ağacından bir kutu taşıyormuş. Bu kutuyu peykenin üzerine koymuş ve Allah’ın adını anarak açmış ve natırın yardımıyla, onu daha sonra, Emir Şarkân’ın huzuruna götürmek üzere Nüzhet’in giydirilmesi işine girişmiş ve giyim kuşam başlamış.
     Tacir, Nüzhet’e ilkin beyaz ipekten ince bir gömlek ve saçlarını örtmesi için, sadece bunun için bin dinar ödediği altın işlemeli bir yazma vermiş. Sonra da kesimi Türk tarzında, kenarları altın iplikle işlenmiş bir giysi, ayakları için miskle kokulandırılmış kırmızı deriden pabuçlar sunmuş; bu pabuçlar altın pullarla kaplı ve inci ve değerli taşlarla işlenmiş çiçeklerle süslenmiş imiş. Sonra kulaklarına her biri bin altın dinar değerinde bir çift inci küpe takmış; boynuna altından örülmüş bir kolye, göğsüne değerli taşlardan örülmüş bir gerdanlık geçirmiş; sonra da göğüslerine değerli taşlardan örülmüş ağlar ve göbek deliğinin üstünden belini saran on dizi yuvarlak amber ve altın hilallerden oluşmuş bir kemer takmış; her bir amber yuvarlağına bir yakut taş ve her hilale dokuz inci ve on elmas kakılı imiş. Ve genç Nüzhet işte böyle süslenmiş; böylece üzerinde en azından yüz bin dinarlık mücevher ve ziynet taşıyormuş.
     Bunun üzerine tacir ona kendisini izlemesini rica etmiş ve onunla birlikte hamamdan çıkıp ciddi ve saygın, yoldan gelip geçenleri aralayarak önünde yol göstermiş. Ve yoldaki herkes kızın güzelliğinden şaşkına dönmüş ve görünüşüne hayran kalmış ve “Ya Allah! Maşallah! Yaradanına kurban olayım! Ona sahip olan erkeğe ne mutlu!” diye haykırmış. Tacir de yürümesini sürdürmüş, ardından da Şam Valisi Emir Şarkân’ın sarayına ulaşıncaya kadar Nüzhet onu izlemiş.
     Ve tacir, Emir Şarkân’ın nezdine ulaşınca, önünde saygı duruşunda bulunmuş ve “Bak sana eşsiz bir armağanı, zamanımızın en güzel ve en harika şeyini, kendisinde tüm güzelliklerin ve tüm verilerin toplandığı ve de tüm niteliklerin ve zevklerin birleştiği bir varlığı getirdim!” demiş. Bunu duyan Emir Şarkân ona, “Onu bana acele göster!” demiş.
     Tacir de dışarı çıkıp elinden tuttuğu Nüzhet’i birlikte getirerek onu emirin huzuruna çıkarmış. Ama Emir Şarkân, bu harika varlıkta, Bağdat’ta çok gençken bıraktığı ve onun ve kardeşi Dav-ül-Mekân’ın doğuşuna karşı duyduğu kıskançlıktan dolayı, o zamandan beri hiç görmediği kız kardeşi Nüzhet’i tanıyamamış. Onun endamı ve şaşkınlık verici biçimleri karşısında hayranlığın doruğuna ulaşmış ve özellikle tacir, “İşte bu eşsiz varlık, yüzyılımızın en bulunmaz güzelliğidir. Ama, doğal bir veri olan güzelliğinin yanında, tüm erdemleri nefsinde taşıyor ve bütün dinsel, medeni, siyasal ve matematiksel bilimlerde de bilgi sahibi… Ve de Şam’ın ve tüm imparatorluğun en büyük bilginlerinin soracağı tüm soruları yanıtlamaya hazırdır!” diye eklemiş.
     Böylece Emir Şarkân, bir an kararsızlık göstermeden tacire, “Git hazinedara söyle, sana bedelini ödesin, kızı da bana bırak! Haydi sağlıcakla git!” demiş. Bunun üzerine tacir ona, “Ey yiğit emir, bu genç kız, baban Şah Ömer-ün-Neman’a yollanacağı düşünülerek hazırlanmıştır; ben sana Şah’a sunulmak üzere bir tavsiye mektubu almak üzere gelmiştim; ama madem ki senin hoşuna gitti; burada kalsın! Ve senin arzun, başım üzerinedir, gözüm üzerinedir! Ancak, buna karşılık, bana sadece, bundan böyle tüm mallarımın özgürce geçiş ve herhangi bir vergi ödemekten kesinlikle muaf olma hakkını bağışlamanı rica ediyorum” demiş.
     Bunu duyan Şarkân ona, “Bu hakları sana bağışladım. Ama, genç kızın sana ne kadara mal olduğunu da aynca bilmek isterim. Ona göre ödeme yapılsın!” demiş. Tacir de “Kızı yüz bin dinara satın aldım, üzerinde de yüz bin dinarlık ziynet var!” demiş.
     Şarkân da hemen hazinedarını çağırtmış ve ona, “Bu saygın şeyhe hemen iki yüz bin dinar altını öde! Fazladan da yüz yirmi bin altın ver. Aynca, benim dolabımdaki en güzel hilatı kendisine ver. Ve bundan sonra da benim korumam altında bulunduğunu ve bundan böyle kendisinden herhangi bir vergi alınmayacağını da bil!” demiş.
     Bunu izleyerek Emir Şarkân, Şam’ın dört büyük kadısını getirtmiş ve onlara… 

     Ama anlatısının burasında Şehrazat sabahın belirdiğini görmüş ve yavaşça susmuş.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz