Üç Konu Üstüne Deyişler

Ü

     Ve Nüzhet, perde ardından demiş ki:
     Ey yiğit emir, sana ilkin birinci konu olarak DAVRANIŞ SANATI’ndan söz edeceğim.
     Bil ki yaşamın bir ereği vardır ve yaşamın ereği ateşin gelişmesidir. Ve de başlıca ateş, inançtaki güzel tutkudur.
     Ancak bu ereğe ateşli ve tutkulu bir yaşamla ulaşılır. Ve tutkulu yaşam, insanlığın dört büyük yolundan herhangi biri tutularak gerçekleştirilir ve yaşanır, bunlar da: yönetim, ticaret, ziraat ve zanaatlardır.
     Yönetim ele alınınca; bu iş için, yani dünyayı yönetmek için nadir kişiler işbaşına çağrılır. Bunlar siyasal bilimle derinlemesine donanmış, mükemmel bir zekâya ve dört başı mamur bir ustalığa sahip olmalıdır. Ve herhangi bir durumda, öfkeye kapılmamalı, ama sonu Yüce Tanrı’ya ulaşan yüksek bir maksada göre yönetim sağlamalıdırlar. Davranışlarını bu maksada uygun olarak düzenlerlerse, insanlar arasında adalet hüküm sürer ve yeryüzünden uyumsuzluk kalkar.
     Fakat çoğunlukla, ancak kendi eğilimlerini izlerler ve onarılmaz hatalara düşerler. Çünkü bir yönetici tarafsız ve haksever oldukça ve kudretlilerin zayıfları ve küçükleri ezmesini önledikçe yararlı olur; yoksa gereksizdir.
     Zaten Fârisiler’in üçüncü şahı Sasâni hanedanından Ardeşir, şu sözleri söylemiştir: “İnanç bir hazine, yetki de onun muhafızıdır.”
     Ve barış ve dua üzerine olası Peygamberimiz de “Dünyayı iki şey yönetir; bunlar doğruluk ve saflık içinde yürütülürse, dünya işleri iyi gider; çürümüşlük ve kötülük içinde yürütülürse, dünya da çürümüşlüğe düşer. Bunlar da: yetki ve bilimdir!” demiştir.
     Ve bilge kişi: “Hükümdar, inancın, kutsal olan her şeyin, hukukun ve uyrukların koruyucusu olmalıdır,” der. Ama her şeyden önce, kalem tutanlar ile kılıç tutanlar arasında uyumu sürdürmeyi gözetmelidir. Çünkü kalem tutanlardan mahrum olan kimsenin ayağı kayar ve doğrulduğunda kendini kambur bulur!
     Büyük bir fatih olan Şah Ardeşir de, imparatorluğunu dört bölgeye ayırmış ve parmaklarına taktığı dört yüzük üzerine dört mühür kazdırmış ve her bir mühür, dört bölgeden birine aitmiş. İlk mühür deniz bölgelerinin yüzüğü üzerinde imiş ve diğerleri de böylece sıralanıyormuş. Ve ülkesinin her yanında düzeni sağlamak için böyle yapılmışlarmış. Onun bu yöntemi İslam Çağı’na kadar böylece sürmüş.
     Ve Farisi Şah’ı Büyük Keyhüsrev, ordularından birinin başında bulunan oğluna şöyle bir mektup yazmış: “Ey oğlum…”

     Ama anlatısının burasında Şehrazat günün ışıldadığını görmüş ve yavaşça susmuş.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz