Ama Altmış Altıncı Gece Olunca

A

     Demiş ki:

     İşittim ki, ey bahtı güzel şahım, genç Nüzhet bunu izleyerek demiş ki:
     Aynı Halife bir gün, “Tanrı’nın beni ölümsüz kılmasını hiç istemezdim; çünkü ölüm, Tanrı’nın gerçek inanç sahibine bağışladığı son nimettir” demiş.
     Ve Halit bin Safvan, bir gün çadırında, yöresinde kâtipleri ve hizmetkârlarıyla otururken, Halife Hişam’ın ziyaretine gitmiş ve huzuruna ulaştığında ona, “Allah seni lütuflarıyla donatsın, ey Emir-ül-Müminin! Ve mutluluğuna hiçbir acılık katmasın! Sana hiç de yeni olmayan, ama eskiliğinden ötürü değer taşıyan sözler sarf edeceğim!” demiş. O da, “Bir zamanlar ey Emir-ül-Müminin, yeryüzünde yaşanan yıllardan birinde yaşamakta olan, senden önce gelen hükümdarların arasında bir hükümdar varmış ve bu hükümdar, yöresinde oturanlara ’İçinizde, benim servetime denk serveti olan bir hükümdar tanımış bulanan var mı?’ diye sormuş.
     Orada bulunanların içinde, hac farizesini yerine getirerek kutsanmış ve gerçek bilgelikle donanmış birisi bulunuyormuş; ona ’Ey Şah, bize oldukça ağırlığı olan bir soru yönelttin; buna yanıt verme izni istemeye cesaret etmek isterdim!’ demiş. Şah da, ’Cevap verebilirsin!’ demiş. Bu kimse de ’Sözünü ettiğiniz servet sürekli mi, yoksa her şey gibi geçici mi?’ diye sormuş. Şah ’Geçicidir,’ diye yanıtlamış. Bu kimse ’Öyleyse bu denli geçici ve bir gün hesabını vereceğin bir şey için nasıl bunca ağır bir soru yöneltebiliyorsun?’ diyerek cevap vermiş. Şah ‘Doğru söylüyorsun, ey saygın kişi! Öyleyse ne yapmalıyım ben?’ diye sormuş. Bu kimse, ‘Kendini kutsamalısın!’ demiş.
     Bunun üzerine Şah tahtını terk etmiş ve hacı giysilerine bürünmüş ve Kutsal Kent’e gitmek üzere yola çıkmış. Ve sen, ey Allah’ın Halifesi, sen ne yapmayı düşünüyorsun?” diyerek İbn-i Safvan sözünü sürdürmüş. Halife Hişam da heyecanın doruğuna ulaşmış ve çok ağlamış; öylesine ki, sakalları gözyaşından ıslanmış ve sarayına dönüp orada kapanarak kendisini ibadete vermiş.
     Bu anda perdenin gerisinden, kadılar ve tacir, “Ya Allah! Bu ne harika şey böyle!” diyerek haykırmışlar.
     Bunun üzerine Nüzhet susmuş ve “Bu ahlak konusu, bunlardan üstün daha nice örnekler içerir. Ama bütün bunları size, ey efendiler, bir oturumda anlatmam mümkün değil! Ama Tanrı bize daha çok günler görmek nasip ederse, ben size tüm bunları anlatma fırsatı bulurum!” demiş.
     Sonra Nüzhet susmuş.

     Anlatısının burasında Şehrazat da güneşin doğmakta olduğunu görmüş ve yavaşça susmuş.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz