Ama Altmış Dördüncü Gece Olunca

A

     Söze başlamış:

     İşittim ki, ey bahtı güzel şahım, Nüzhet sözünü şöyle sürdürmüş:
     Yine aynı Halife Ömer, efendisinin sürüsünü otlağa götüren bir köle görünce, bir keçi satın almak üzere onu durdurmuş. Ama çoban ona, “Bu sürü benim değil!” demiş. Bunu duyan Halife çobana, “Ey değerli köle, ben seni satın alıp özgürlüğünü sağlayacağım!” demiş. Ve köleyi efendisinden satın alarak azat etmiş.
     Çünkü Ömer kendi kendine, “İnsanın karşısına her zaman dürüst bir kimse çıkmaz!” diyormuş.
     Bir başka gün Ömer’in hısmı Hafsa, onu bulmaya gelmiş ve kendisine, “Ey Emir-ül-Müminin, öğrendim ki yolladığın kervan sana çok gelir sağlamış; bunu duyunca hısımlık hakkı olarak senden biraz harçlık istemeye geldim,” demiş. Ömer de ona, “Ey Hafsa, Allah beni Müslümanlar’ın malının gözcüsü yaptı ve kazanılan tüm bu paralar Müslümanlar’ın ortak malıdır. Buna senin keyfin için ve babamla olan yakınlığın dolayısıyla dokunamam; bunu yaparsam halkımın toplam yararına zarar vermiş olurum!” demiş.
     Bu sırada Nüzhet, perde ardından doyumun doruğuna ulaşan görünmeyen dinleyicilerinin haykırışlarını duymuş ve bir an için sözünü kestikten sonra, “Şimdi de üçüncü konu olan ERDEMLER KONUSU’ndan söz edeceğim!” demiş. “Ve bunu, Tanrı’nın barış ve duası üzerine olası Peygamber’in yoldaşlarının yaşamından alınmış örneklerle açıklamak istiyorum!” diye eklemiş:
     Hasan-ül-Basri der ki: “Hiç kimse yoktur ki, Tanrı’ya ruhunu teslim etmeden önce, şu dünyada üç fırsatı kaçırdığına esef etmesin: Ömrü boyunca topladığı serveti gereğince harcayıp safa süremediğine, ısrarla aradığı şeye kavuşamadığına ve uzun süre öngördüğü bir tasarıyı gerçekleştiremediğine.”
     Ve bir gün birisi, Sufyan’a sormuş: “Zengin bir adam erdemli olabilir mi?” diye. Sufyan da, “Eğer bahtın kötülüklerine sabır gösterebilir ve kendisine cömertlik gösterdiği birisi ona teşekkür ettiğinde, ‘Benim yaptığımı kabul etmekle Tanrı’ya koku saçan bir eylem göstermiş oldun!’ diyebilirse mümkündür!” diye yanıt vermiş.
     Ve Abdullah bin Şeddat, ölümünün yaklaştığını anlayınca oğlu Muhammet’i yanına çağırıp ona, “İşte ey Muhammet, son öğütlerim şunlardır: Genel yaşamında Tanrı’ya iman yolundan ayrılma! Konuşmalannda her zaman gerçekçi ol! Ve verdiği nimetler için Tanrı’yı her zaman yücelt ve onu şükranla an! Çünkü şükran başka nimetler getirir. Ve bil ki oğlum, mutluluk servet toplamakta değil, merhamettedir; Allah da sana her şeyi sağlayacaktır,” demiş.
     Bana anlatıldı ki, sofu Ömer bin Abd-ül Aziz, Ümeyyeler’in sekizinci halifesi olduğu zaman, ailenin en zenginlerini biraraya toplamış ve onları tüm zenginliklerini ve mallarını hemen Devlet hazinesine dahil etmek üzere kendisine bırakmaya zorlamış. Bunun üzerine onlar da gidip Ömer’in çok saygı duyduğu Halife’nin halası Mervan kızı Fatıma’yı bulmuşlar ve ondan kendilerini bu felaketten kurtarmasını rica etmişler. Halife de ona, “Ey halam! Söyle bakalım ne istersin?” diye sormuş. Fakat Fatıma, “Ey Emir-ül-Müminin, saltanat senindir. Sana karşı ilkin ben nasıl sesimi yükseltebilirim! Zaten, her şey sana malumdur. Burada bulunmamın nedeni bile!” diye yanıt vermiş.
     Bunun üzerine Ömer bin Abd-ül-Aziz ona, “Yüce Tanrı, barış ve dua üzerine olası Peygamberi, insanların yüreğine su serpsin ve gelecek kuşaklara bir umut olsun diye göndermiştir. Bu durumda barış ve dua üzerine olası Muhammet ancak gerekli gördüğü şeyleri alıp toplamış, ama ümmetine yüzyıllar boyunca susuzluklarını giderecek bir ırmak bırakmıştır. Ve Halife olarak bana bu ırmağın kurumaması ve çöllerde yitip gitmemesi için görev düşmektedir” demiş…

     Anlatısının burasında Şehrazat sabahın belirdiğini görerek yavaşça susmuş.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz