Ama Altmış Dokuzuncu Gece Olunca
Ama Altmış Dokuzuncu Gece Olunca

Ama Altmış Dokuzuncu Gece Olunca

     Söze başlamış:

     Şarkân bu sözleri işitince, tüm bedeni titremeler içinde kalmış ve başını eğmiş; yıldırım çarpmış gibi olmuş ve büyük bir üzüntüye kapılmış, sonra yavaş yavaş sarararak bayılıp yere düşmüş. Sonradan kendisine gelince, işittiğine hâlâ inanamamış ve Nüzhet’e “Ey sultanım, sen Şah Ömer-ün-Neman’ın kendi kızı mısın?” diye sormuş. O da “Ben onun kızıyım!” yanıtını vermiş. Bunun üzerine Emir ona “Bu değerli mücevher zaten doğru söylediğini gösteriyor, ama bana başka kanıtlar da göster!” demiş. Bunun üzerine Nüzhet, Şarkân’a tüm öyküsünü anlatmış. Ama onu burada tekrarlamak yararsız.
     Bunun üzerine Şarkân, kesin kanıya varmış ve kendi kendine, “Ben ne yapmışım, nasıl kendi öz kardeşim ile evlenmişim! Bütün bu beladan kurtulmanın tek çaresi, onun için başka koca bulmak; bu maksatla onu mabeyincilerimden biriyle evlendiririm ve olay duyulursa onunla yatmadan önce boşandığım haberini yayarım!” demiş. Sonra Şarkân kız kardeşine dönmüş ve ona, “Ey Nüzhet, sen de bilesin ki, sen benim kız kardeşimsin; çünkü babamızın sarayında herhalde adından söz edildiğini duymadığın Şah Ömer-ün- Neman’ın oğlu Şarkân’ım! Tanrı bizi bağışlasın!” demiş.
     Nüzhet bu sözleri işitince büyük bir feryat koparmış ve düşüp bayılmış. Sonra kendine gelerek, dövünmeye, sızlanıp ağlamaya başlamış ve “Müthiş bir hataya düştük biz! Bundan sonra ne yapmalı acaba? Ve bana, ‘Bu bebeği nerden buldun?’ diye soracak olan anama ve babama ne cevap vereceğim?” demiş. Şarkân da, “Benim her şeyi düzeltmek için en iyi çözüm yolu olarak, seni başmabeyincim ile evlendirmek gibi bir fikrim var. Çünkü bu yolla, onun evinde yavrumuzu kendi kızımız gibi kolayca büyütebilirsin; kimse de olaydan kuşkulanmaz. Emin ol ki, ey Nüzhet, durumu kurtarmanın en iyi yolu budur. Sırrımız kulaktan kulağa yayılmadan önce başmabeyinciyi hemen çağırtacağım!” demiş.
     Sonra Şarkân kız kardeşini avutmaya koyulmuş ve başını sevecenlikle okşamış. Bunun üzerine Nüzhet ona, “Pekâlâ Şarkân! Ama söyle bana ey Şarkân, zamanı geldiğine göre kızımız için hangi adı seçtin?” diye sormuş. Şarkân da ona “Talihin Kudreti adını koyacağım!” demiş.
     Ve Şarkân hemen başmabeyinciyi çağırtmış ve Nüzhet’i ona nikâh yoluyla vermiş ve merasimden sonra mabeyinciye birçok armağan sunmuş ve Nüzhet ile küçük kızı onun evine yollamış. Başmabeyinci, Nüzhet ile kızını evine almış; kadına saygı ve eli açıklık göstermekte kusur etmemiş; küçük kızı da sütanaların ve hizmetçilerin bakımına emanet etmiş.
     Bunların durumu böyle iken Nüzhet’in kardeşi Dav-ül-Mekân ve iyi yürekli hamam külhancısı Şam’dan yola çıkan kervanla Bağdat’a doğru yola koyulmak üzere bulunuyorlarmış. Oysa bu sırada, Emir Şarkân’a, babası Şah Ömer-ün-Neman’dan ikinci bir tatarağası gelerek yeni bir mektup getirmiş. Bu mektubun Tanrı’ya yakarmakla ilgili satırlardan sonra içeriği şöyleymiş:
     Ey sevgili oğlum, bu mektup benim hâlâ zavallı çocuklarımdan ayrılmış olmamdan ötürü duyduğum acı ve ıstırabın pençesinde olduğumu sana bildirmek içindir. Bir de mektubumu alır almaz, Şam Eyaleti’nin yıllık vergisini göndermeli ve tanımayı çok istediğim genç karını bana yollamak için yola koyulmak üzere olan kervandan yararlanmalısın! Böylece onun bilgisini ve kültürle beslenen zekâsını da denetlemiş olurum. Çünkü sarayıma Rum ülkelerinden saygın yaşlı bir hanım ile yanında göğüsleri gösterişli ve bekâretlerine dokunulmamış beş genç kız geldiğini sana söylemem gerek! Ve bu beş genç kız, bilimde ve insan doğasını değerlendirmede bir erkek kadar marifetli! Bu genç kızların niteliklerini ve yaşlı kadının bilgeliğini anlatmakta dil aciz kalır; çünkü eksiksiz durumda görünüyorlar. Bunlar için ben büyük bir saygı duydum ve onlara elimin ulaşacağı şekilde sarayımda ve ülkemde alıkoymak istedim. Çünkü dünyada hiçbir hükümdar, sarayında benzer ziynete sahip değildir, dolayısıyla yaşlı kadına bunların değerini sordum; bana ”Şam Eyaleti’nin bir yıllık vergisi karşılığında onları size satarım!” dedi. Ben, Allah da biliyor ya, bu bedeli yüksek değil, onların değerinden aşağı bile buldum; çünkü bu genç kızlardan her biri, tek başına, bundan da fazla değerdeydi. Böyle olunca, önerilen satış bedelini kabul ettim ve ey çocuğum, senin halledeceğini düşünerek bu yıllık vergiyi ilk kervanla yollamanı beklerken, onları sarayımda oturmaları için çağırdım. Çünkü yaşlı kadın sabırsızlanıyor, bir an önce ülkesine dönmek istiyor.
     Ve özellikle, oğlum, aynı zamanda, genç karını da yollamayı unutma! Çünkü beş genç kızın bilgisini öğrenmek için onun görüşünü almak yararlı olacaktır. Eğer genç karın, bilgi ve zekâyı besleyen kültür bakımından onlardan üstün gelirse, bu genç kızları ödül olarak sana yollamaya söz veririm ve dahası, Bağdat’ın yıllık vergi gelirini de sana armağan ederim.
     Barış senin ve evinde oturanların üzerine olsun, ey oğlum!
     Şarkân babasının bu mektubunu okuyunca…

     Anlatısının burasında Şehrazat şafak söktüğünü görmüş ve yavaşça susmuş.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir